SİDAR DERSİM/HABER/ANALİZ Her fırsatta Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne tehdit dolu sözlerle saldıran Erdoğan, ABD ve Türk heyetlerinin görüşmesinin ardından öyle eski havasında değildi. Türkiye’nin ‘Kırım’daki ilhakı’ kabul etmeyeceğine dair söylemi ile daha çok ABD ile nikah tazeler gibiydi. Erdoğan, süper güçler arasındaki gelgitlerle yenilgi ve sıkışmışlığını gizlenmeye çalışılıyor. * Daha bir kaç gün önce “Fırat’ın doğusunu yerle bir ederiz. 35-40 kilometrelik alanı bize bırakın” içerikli hezeyandan, “ABD ile ortak hareket merkezi kurduk” dinginliğine!.. * Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Kırım’da cami açılışı davetine teşriften, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’i kabulünde “Türkiye, Kırım’ın yasadışı ilhakını tanımamıştır ve tanımayacaktır” ifadesiyle Rusya’ya posta koymaya!.. *  İdlib’deki varlığını borçlu olduğu ABD’ye karşı Rusya’dan kredi ile aldığı S-400’lerle meydan okumaya… Yukarıda başlıklarıyla verdiğimiz sadece bir kaç örnek, Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan şahsında TC’nin içinde bulunduğu karmaşayı gösteren bazı ipuçları. Davutoğlu, tohumunu attığı böylesi bir dış politikayı “denge siyaseti” olarak takdim etse de durum daha çok havası kaçan ve nerede duracağı belli olmayan balona benziyor... Maddelerde ayrıntı yok Önceki gün önemli gelişmeler, açıklamalar arda arda geldi. Türk ve ABD heyetleri, 5-7 Ağustos tarihleri arasında Ankara’da Türkiye’nin ‘Güvenli Bölge’ ya da ‘Barış Koridoru’ ifadeleriyle süslenen işgal planını görüştü. Her iki taraftan yapılan açıklamada ‘ortak hareket merkezinin kurulması’, ‘güvenli bölgenin oluşturulması’ ve ‘mültecilerin evlerine dönmesi için ortak çalışma’ şeklinde üç madde üzerinde anlaştıkları kamuoyuna duyuruldu. Üzerinde mutabık kalındığı söylenen maddelerde bir muğlaklık durumu var. Örneğin, ‘Güvenli Bölge’ olarak tanımlanan hattın derinliği, ortak hareket merkezinin somut işlevi ya da Suriyeli mülteciler olarak tanımlanan kişilerin kimler, nerelere ve ne şekilde yerleştirileceği gibi konularda bir ayrıntı verilmemesi soru işaretleri de yaratıyor. Tarafların görüşmesinde çıkan sonucun Minbic’de olduğu gibi Türk tarafının aslında çok da beklemediği bir sonucu ortaya çıkardığı yönünde yorum yapanlar olduğu gibi, söz konusu muğlaklığın Kuzey-Doğu Suriye halklarının geleceği açısından bir tehdit içerdiğini düşünenler de var. Ayrıntılandırılmayan, tümüyle sınırları kesin olarak çizilmeyen veya muğlak yanları içinde barındıran her uluslararası sözleşme veya hukuki belge, imzası atılmış ama içeriğini bulunmayan beyaz kağıt parçasına benzetilebilir. Böylesi bir bakış açısı ve şüphe, Kürtlerin en doğal hakkıdır. Dünyaya rahat nefes aldırdı Ancak Kürtlerin öyle kolay bir lokma olmadığı, askeri başarılarının yanı sıra siyaset, diplomasi ve halklarla birlikte ortak yaşam iradesini Rojava’da ustaca uyguladıkları kanıtlandı. ABD-Batı eksenli ilişkilenme de, Türk devletinin desteğindeki DAİŞ’e karşı önemli bir savaş vererek, tüm dünyaya rahat bir nefes aldırmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Kürtler, sadece bulundukları alanları özgürleştirmekle kalmadı, bir dönemler Berlin, Londra, Nice, Paris, Brüksel, Stockholm gibi dünya merkezlerini yaptıkları saldırılarla alt üst eden çetelerin varlığına da son vermiş oldu. Savaştı, özgürleştirdi, tehlike altındaki toplumlara soluk verdi. ABD’nin de Rojavalı Kürtler ve yöneticileriyle geliştirdiği ilişkilerle Ortadoğu’daki pozisyonu farklılaştı. ABD, Rojavalı Kürtlerle geliştirdiği ilişkiyle insanlık düşmanı DAİŞ’e karşı önemli bir ortaklık kurdu. Kürtlerin esas gücü kendisi Günümüz insanı, günlük tüketim toplumu sınırları içinde daha dünü bile unutabiliyor. Bugünkü Irak veya Suriye haritası, 4-5 yıl önceki haritayı bize unutturmamalı. “DAİŞ geliyor” dendiğinde, bir çırpıda köyleri, kentleri bırakıp kaçan on binler, yüz binler vardı. Musul kentinde, Irak askerleri DAİŞ geldiğinde, askeri araçlarını, tanklarını bırakıp kaçtı. DAİŞ, Bağdat kapılarına dayandı. Şengal’de katliam yaptı, Suriye’de Esad’ı Tartus ve Lazkiye hattına sıkıştırdı. Ancak Kürtler, Kobanê direnişiyle DAİŞ’in de yenilebileceği, bitirilebileceği gerçeğini, herkese gösterdi. Yani Kürtler, birşey vermeden, bir şeyler almadı. Binlerce şehit verdi. Savaş suçlarının, insanlığa karşı suçların mağduru oldu ama insanlık adına da önemli bir direniş kültürünü yarattı. Irak’ın Musul gibi çok sayıda kentinin özgürleştirmesi, Kürtlerin DAİŞ’e karşı mücadelesinden sonradır. Suriye’nin çetelerle mücadelede kendinde cesaret bulması Kürtlerin mücadelesinin verdiği ilham sonucudur. ABD ve Rusya’nın Suriye’de sahaya inmesi de Kürtlerin destansı mücadelesinden sonraki döneme denk geliyor. Müttefiklik hukuku, Türkiye’den Kuzey-Doğu Suriye halklarına gelebilecek bir tehlike ve işgal saldırısına karşı ABD’nin çok daha ciddi karşı çıkmasını gerektiriyor. Ancak esas olarak, Kuzey Suriye halklarının, günlerdir Türk işgaline karşı yaptığı eylem ve etkinlikler, hem bir işgale karşı direniş hem de ortak yaşam iradesi açısından önemli. DAİŞ- Erdoğan’ın yenilgisi Erdoğan yönetimindeki Türk devleti, Kürtlerin DAİŞ’i yenmesini hiçbir zaman hazmetmedi. Kürtlerin mücadelesi olmasaydı DAİŞ, Suriye ve Irak’ta işgal altında tuttuğu geniş coğrafyada Türkiye ile mutlu, mesut bir şekilde yaşayabilirdi. Zaten bu konuda bir kabullenme durumu da vardı. Kürtlerin verdiği mücadele, Erdoğan’ın çok büyük projesini yerle bir etti. DAİŞ şahsında aslında yenilen Erdoğan rejimidir. DAİŞ şahsında aldığı yenilgiyi kendisi açısından bir zafere dönüştürmek için yeni işgallere, yeni saldırı tehditlerine başvuruyor ve komşu bir ülkeyi ilhak etmede bir sorun görmüyor. Rusya ve ABD arasındaki gelgitlerle de en üst düzeyde bir kazanım sağlama arayışını da sürekli gündemde tutacak. Şimdiye kadar ABD ile bir çatışma içinde olduğu izlemi vererek, Kuzey Suriye’de bir işgalin önünü aralamak istedi ama aynı zamanda İdlib’de de bir sıkışmışlığı yaşıyor. Erdoğan’ın işgal bağırtısından dolayı çok fazla gündeme gelmedi ama Türkiye açısından İdlib’deki sıkışmışlık geçen hafta tümüyle ortaya çıktı. Nikah tazeleme Suriye, İdlib’de ateşkes ilan etti, çetelere dönük operasyonlarını durdurdu. Ancak, bir kaç gün içinde Türk devletinin desteklediği çeteler Rusya’nın Hmeymim üssüne saldırı yaptı. Sonuç açıklanmadı ama çok sayıda Rus askerinin öldürüldüğüne dair bilgiler yayıldı. Suriye ise ateşkesi sonlandırdı. Önceki gün Türk-ABD heyetlerinin görüşmesinin ardından Erdoğan’ın Ukrayna’dan gelen konuğunu karşılarken söylediği, “Türkiye Kırım’ın ilhakını tanımayacak” sözü, “ABD ile yeni nikah tazeleme mi” sorusunu akıllara getiriyor. Yine bu ziyaretin, silah dolu bir Türk kargo uçağının Libya’da düşmesinin hemen ertesinde olması da dikkat çekiyor. Türkiye’nin uçağı Ukrayna’dan kiraladığı, Türkiye’de silah doldurup Libya’daki çetelere gönderdiği ve olayda Ukraynalı pilotların öldüğü bilgileri var. Türk basınının ısrarla görmediği bu olay acaba Türkiye’nin “Uluslararası bir Susurluk’u mu” sorusunu akıllara getiriyor.