ABD ve Avrupa Birliği (AB) son aylarda Ukrayna ile yatıp, Ukrayna ile kalkıyor. Kırım kaşla göz arası referandum düzenleyerek Rusya ile entegrasyon ve birleşme yolunu seçti. Aynı yolun yolcusu olma niyetindeki Doğu Ukrayna’daki ağırlıkla Rus asıllı ayrılma yanlısı güçlerin ise ensesinde boza pişirilir oldu.

Donetsk ve Lugansk’in Ukrayna’dan ayrılma istemlerine karşı Batı adeta ayaklandı. Kosova’da bir avuç Arnavut’a silah zoruyla devlet kuran Batı, Ukrayna’da ayrımcılıkla karşı karşıya kalan Rus azınlık ve onlarla birlikte hareket eden Doğu Ukraynalıların kendi geleceklerini belirleme hakkına ise ipotek koydu. Bir yandan ağır bir izolasyon ve abluka altında olan Donetsk ve Lugansk’ta halk açlıkla terbiye edilmeye çalışılırken, diğer yandan da siyasi fatura Rusya’ya kesilir oldu. Batı bir dizi ekonomik, askeri, siyasi ve diplomatik yaptırımla Rusya’yı dize getirmeye çalışılarak Doğu Ukrayna’daki ayrılma yanlısı güçlere yapılan desteği kesmeyi amaçlıyor.
Rusya ise Batı’nın restine rest çekerek hodri meydan dedi. AB’den ithal edilen gıda maddelerine yasak koydu. Hollanda’nın sadece Rusya ve Sibirya pazarı için özel olarak ürettiği domates ve sebzeler elinde şişti. Süt mamülleri ve diğerleriyse cabası. Sırada Sonbahar’la birlikte doğalgaz akışının durdurulması veya fahiş fiyatlarla piyasaya sürülmesi bulunuyor.
Batı özet olarak Rusya’ya “ya Ukrayna’daki ayrılma yanlısı güçlere verdiğin desteği kesersin, ya da ensende boza pişirir, faturayı sana keseriz” diyor.
Madalyonun bir yüzünde bunlar yer alıyor. Diğer yüzünde ise Terör Örgütleri Listesi’ne aldıkları ve Suriye, Irak ve Kürdistan’a dalmış olan çekirge sürüsü, kımıl ordusu IŞİD bulunuyor. IŞİD’in arkasında ise ona her türlü destekte bulunan en az üç ülke sır değil. Suudi Arabistan, Katar ve TC, IŞİD’i her yönden destekliyor. Bunu sadece bizler söylemiyoruz. Dünyanın önde gelen düşünce kuruluşlarıyla Batı basınının en gözde gazete, dergi ve televizonları da aynı görüşte.
Durum böyle olunca, akla gelen ilk soru da şu oluyor: Ukrayna’daki sorundan dolayı sorumlu tutulan Rusya’ya bir dizi yaptırım kararı alan Batı, neden Terör Listesi’nin başına yerleştirdikleri IŞİD’e açıktan destek veren S. Arabistan, Katar ve TC’ye ilişkin benzer tedbirler, önlemler almıyor?
IŞİD’i Kürdistan ve Irak’ta çıkarlarına tehdit teşkil ettiği için bombalayan ABD, neden onu destekleyen kendi müttefiklerine karşı bu kadar toleranslı?
IŞİD çetelerinin, çekirge ve kımıl sürülerinin belini kıracak, elini-kolunu bağlayacak en büyük önlem ve tedbir adı geçen devletlerin kulağını bükmekken, ABD ve AB neden patronlarla değil de maşalarla, taşeronlarla uğraşma yolunu seçiyor? ABD ve Batı neden IŞİD’i terörist olarak adlandırmaktan imtina eden, bu amaçla binbir takla atan TC’ye bu kadar hoşgörülü?
Oysa biliyoruz ki, Müslüman Kardeşler’in hamiliğine soyunan, Mısır’da Mursi’yi yanlış yola sevkederek iktidardan düşmesinde bir numaralı rol oynayan; Suriye’de El Nusra ve El Kaide’ye bağlı gruplara desteğinden dolayı terör ihraç eden ülke konumuna terfi eden; IŞİD’in Irak’ta rahat at koşturması ve kamuoyunun projektörlerinin İsrail’e çevrilmesi için HAMAS’ı devreye koyan; Libya’da aşırı İslamcı güçlere desteğinden dolayı tüm Türklerin “istenmeyen adam” kategorisine alınmasını sağlayan AKP’ye Batı son iki yıldır mutemadiyen kırık not veriyor. Batı basını, düşünce kuruluşları bu gerçeğin altını her vesileyle çiziyor.
Yukarıda yer alan soruları Kürt aktörleri kendilerine de sormalı ve sonuçlar çıkarmalılar. Tamam, Ortadoğu’da yeni Sunni Arap bir Şeriat devleti kuruluyorsa kurulsun. Ama bize ırak olsun, kapımıza, bahçemize dayanmasın, kirli ellerini bize bulaştırmasın.
IŞİD’li haşerelerle, çekirge ve kımıl sürüleriyle sonuna kadar mücadele edelim ve köklerini kazımak için seferber olalım, el ve yürek birliği edelim. Ama şunu da yapmayı ihmal etmeyelim. Maşalara anladığı dilden bir ders verirken, maşayı tutan eli de sert bir şekilde uyaralım.
AKP ile sıkı fıkı olan Güney Kürdistan yönetimi ve Erdoğan ekibiyle görüşmelerde bulunan Öcalan TC’nin ikibinli yılların bu Moğol istilacılarıyla ilişkisini gündeme getirip rest çekmedikçe uluslararası kamuoyundan Türkiye’ye yaptırım beklemeyelim.
Bir fikir cimnastiği yapalım ve test edelim. KDP, PKK, YNK, Goran ve PYD, IŞİD’in Başur ve Rojava’daki saldırılarından dolayı TC’ye anladığı dilden ortaklaşa bir ültimatom verse ve uyarsa, bunu dünya kamuoyu ile paylaşsa, TC bu kadar hoyratça IŞİD’i destekleyebilir mi, bunu göze alabilir mi? Alsa dahi uluslararası kamuoyunun göz ve projektörleri TC’ye doğrultulmaz mı?
Dün Rojava idi, bugün Başur. Dün Serêkaniyê ve Efrîn’di, bugün Şengal ve Maxmur. Bu nedenle de tüm ihtilafları, ayrılıkları bir tarafa iterek el ve gönülbirliği etme ve güç ve enerjiyi ortak düşmana karşı seferber etme günüdür!
Yeter ki yurtsever örgütler asgari müştereklerde anlaşsın, uzlaşsın. Kurtuluş ve özgürlüğün uzak olmadığı görülecektir. Dış dünyadan gelen sinyaller ve beklenti bu yöndedir.