Mart, sıcakları sadece takvimsel olarak getirmedi. Mart ayını asıl ısıtan, 8 Mart etkinlikleri kapsamında, kadınların estirdiği sıcak rüzgar oldu.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü arifesinde, dünyanın dört bir yanından kadınların diriliş, direniş ve mücadele haberleri geliyor.
Dünya emekçi kadınlarının kanlı mücadelelerle dünya tarihine kazandırdıkları 8 Mart, yıllardır hakim sınıflar tarafından içi boşaltılıp, doğum günleri benzeri salon kutlamalarına dönüştürülmek isteniyor. Buna inat emekçi kadınlar, az katılımlarla da olsa, günlerini hep mücadele günü olarak sokaklarda kutlamayı görev bildiler.
Bu görevi yerine getirme pahasına emekçi kadınlar, egemenlerin bunca şiddetine, baskısına ve göz altılara göğüs gerdiler.
Dövüldüler, tartaklandılar, on yıllara varan hapis cezalarına çarptırıldılar ama günlerini özüne layık bir mücadele azmiyle kutlamaktan vazgeçmediler.
Darbe zamanlarında, demokratik her türlü aktivitenin yasaklandığı sıkıyönetim günlerinde dahi kadınlar, günlerine en onurlu duruşlarıyla sahip çıktılar.
Temiz ve onurlu bir mücadele tarihine sahip olan 8 Mart’ı, bu sene farklı kılan, kadın hareketlerinin Mart’ın başından beri başlattıkları, bu haftaya damgasını vuran kitlesel eylemlerdir.
Özellikle; Cumartesi Anneleri’nin yoğun eylem takvimi ile birlikte, Kürt Kadınının 15 Şubat protestolarını devam ettirip, sokakları doldurduğu 8 Mart eylemleri, Mart gündeminde kendinden söz ettiren etkinlikler olarak anılabilir.
Dünya Emekçi Kadınlar Günü eylemlerinin, Newroz etkinlikleriyle birleştirilip devam edeceği düşünüldüğünde; bu Mart’ta kadınların, ülkedeki demokratik mücadeleye önderlik etmeye hazırlandıkları anlaşılıyor.
Sürgündeki kadının, bulunduğu ülkelerdeki yerli kadınlarla birlikte organize ettikleri etkinliklere ilginin yanı sıra yoğun katılımın sağlanması da bu seneki Mart’ın mücadeleci yönünü ön plana çıkarıyor.
Yaşamın her alanında iki kat mücadele etmek zorunda kalan kadının, bu sene bu denli organize olmasının, dünya genelinde kadının her türlü cinsel şiddet ve aşağılanmalara karşı „yetti artık” aşamasında olduğunu gösteriyor.
Dünya genelinde her gün onlarca kadının öldürüldüğü, yüzlercesinin taciz ve tecavüze uğradığı, sözüm ona bu modern yüzyılda, kadınların sorunlarını bilince çıkarıp, erkek egemen düzene bayrak açması çok önemlidir.
Açıktır ki; ortada çözülmesi gereken bir sorun varsa, bu sorunu temelden çözecek yegane güç, soruna muhatap olan mağdurların, mücadelelerini birleştirmesinden doğan güç olacaktır.
Bunun için çeşitli siyasal örgütlenmelere mensup gruplar, sendikalar veya tek tek bireylerin bir araya gelmesiyle oluşturulan ortak eylem ve etkinliklerin, sadece senede bir defa 8 Mart’ta değil de bütün bir yıla ve yaşama yayılması şarttır.
İnsanlığın kurtuluşu mücadelesinde motor güç olan kadının, başarının zafere evrilmesinde de anahtar rol oynadığı bir gerçektir.
Doğal olarak özgürleşmenin ilk adımı, kendisini mücadelenin bir parçası olarak görmekle başlar. Kendisini sorunun dışında görüp hayatını, evine ve mutfağına adayan kadının özgürleşme adına bir şey yapması beklenemez.
Dolayısıyla kadının kendisi için yapması gereken ilk şey, kadını aşağılamakta sınır tanımayan erkek egemen sisteme karşı tavır alıp, varlığını kuşatan baskı, şiddet ve aşağılanmayla örülü ayrımcı gidişata ‘dur!’ demesidir.
Kadını hak ettiği ‘hayatın öznesi’ konumuna getirmek ve yanan bedenleriyle 8 Mart’ı yaratan New York tekstil işçilerinin anılarını yaşatmak, onların başlattığı mücadeleye sahip çıkmakla mümkün olabilir ancak.
Kadınlar olarak Dünya emekçi Kadınlar Günü’nü, özüne uygun olarak sokaklarda, alanlarda ve kadınların nihai kurtuluşu yolunda, bir mücadele günü olarak kutlamayı esas almak, gelecek nesillere bırakacağımız en güzel 8 Mart mirası olacaktır.
Kadınların özgürleştiği, eşit ve adil bir geleceğe olan inancımla, bütün dünya kadınlarının gününü kutluyorum.