Türkiye’deki resmi devlet ideolojisinin gazeteciliğini “özel savaş ve psikolojik savaş“ zemininde analiz eden usta gazeteci hocamız Ragıp Duran’ın “Apoletli Medyası” belleğimde hala bütün tazeliğini koruyor. Türkiye’deki “merkez, havuz, mehmetçik ya da yandaş medya”nın gerçekliğini anlamak açısından hala önemli bir referans kitaptır Apoletli Medya... Fransa’nın etkili gazetelerinden Le Monde’un yazarlarından Serge Halimi’nin “Yeni Bekçi Köpekleri” adlı eseri de küresel düzeyde medyanın ve gazetecilerin iktidarla ilişkilerini ele alan, sistemin sürekliliğini sağlayan ilişki biçiminin kendisini medyada nasıl yeniden ürettiğini anlamamızı sağlıyordu. Halimi’nin kitabında “Fransız medyasında kim, ne zaman, neyi, nasıl, nerede ve neden savundu?” sorularını sorarak, “yağcı, çıkarcı ve para-medya ilişkisini” bütünlüklü analiz etmişti.
1990’lı yılların verili durumundaki medya-iktidar-devlet-sermaye ilişkilerinin hangi bağlamda ele alınması gerektiği konusunda da uyarıcı kitaplardı. Günümüzde de hala referans olma özelliğini koruyan bu kitapların yanına bir kitap daha koymak gerekiyor. Sözünü edeceğim kitap Udo Ulfkotte’nin “Satılmış Gazeteciler” adlı kitabı... Bu kitapları okuyup da AKP’nin iktidarda olduğu Türkiye’de medyanın geldiği durumu ve içindeki kirli, paralı, çıkarcı ve kişiliksiz medya mensuplarının söz konusu bataklığa nasıl battıklarını çok iyi bir şekilde görebiliriz. Örneğin; Sabah, Akşam, Yeni Şafak, Star, Akit, Takvim, Güneş, Türkiye gazeteleri ile Kanal 24 ve Ahaber Tv başta olmak üzere AKP’nin medyasının ikidar ile ilişki biçiminin nasıl kişiliksiz bir halde sürdüğünü de anlayabiliriz. “Kim kalemini, kişiliğini kaça satmış, kim kime nasıl bağlanmış?” sorularının yanıtlarını da rahatlıkla yanıtlayabilir. Bunun için Alman gazeteci Udo Ulfkotte’nin kitabını okumakta fayda var.
Ulfkatte, Alman gazeteci. Bugünlerde Almanya’da en çok satılan kitaplar arasındaki “Satılmış Gazeteciler” kitabı önemli ölçüde gündemde. Almanya’nın en önemli gazetelerinden Frankfurter Allgemenie Zeitung gazetesinde savaş muhabirliği, gizli servis uzmanlığı ve dış politika konularında çalıştı. Leneburg Üniversitesi’nde güvenlik yönetimi üzerine dersler verdi. “Satılmış Gazeteciler” kitabını yazan Ulfkotte, kitabında “Politikacılar, Gizli Servisler, Büyük Sermaye, Almanya’nın Kitle İletişim Araçlarını Nasıl Kullanıyor?” sorusunu kendi kişisel tecrübesinden yola çıkarak yanıtlıyor.
Ulfkotte, kitabı boyunca lobiler, Alman gizli servisi, sermaye tekellerinin gazeteleri, gazetecileri nasıl kendi ilişki ağlarına çekip, parayla nasıl satın aldığını anlatıyor. İktidarların, devletlerin kendi çıkarları için gazetecileri nasıl maniple ettiğini... Yapılan haberlerin sadece beyin yıkama faaliyeti olduğunu da çok çarpıcı bir biçimde görebiliyorsunuz. Ulfkotte kitabında, “Bir Petrol Holdingi Beni Nasıl Yağladı?”, “Gazeteciler Toskana’daki Villalarını Nasıl Ödüyorlar”, “Hatır Söyleşileri”, “İyi Yağlanmış: Gazeteci Fiyatlarının Ardındaki Adı Çıkmış Sistem”, “Gizli Servislerin Kıskacında, Tartışmalı İlişkiler”, “Kendine Bir Gazeteci Satın Al, Rüşvetçi Muhabirlik” vb. başlıklar var. Yazar, kendisinden de yola çıkarak çok çarpıcı, somut ve belgeli olarak anlatıyor bunları... Tek bir örneği kısaca kitaptan alıntılayayım:
“Net ifadeyle: tarafsız haberler yerine çoğunlukla hep önceden seçilmiş ve servis edilmiş haberleri alıyoruz. Bu da kesinlikle tesadüfen olmuyor... Çok önemli. Başka gazetecilerin maskesini düşürmeden önce kendimi suçluyorum. Haberciliğimde ne kadar yiyici olduğumu ve hangi haber birliklerin benim haber yapmam üzerine etki ettiklerini kayda geçiriyorum…”
Gerçekten çok çarpıcı bilgi ve belgeler var. ABD’den Ortadoğu’ya, büyük araştırma şirketlerinden gizli servislere kadar birçok kurumun medyada gazetecileri nasıl satın aldığını insan ürkerek okuyor. Kitapta CIA’nın Frankfurt’ta kurduğu bürodan Almanya’nın “saygın gazetelerine” nasıl haber servis ettiğini de somut örneklerle veriyor.
Kısacası Almanya’da “yüksek demokrasi ve fikir özgürlüğü”nün olduğu bir yerde “satılmış gazeteciler” bu kadar teşhir olabiliyor da; Türkiye’de sonradan görme, ucube ve cahillerin oluşturduğu iktidar yalakası gazeteciler hala nasıl toplum önüne çıkıyor, insan anlamakta zorlanıyor.
Örneğin; AKP iktidarı ile iyice şerbetlenen fikirsiz, zikirsiz ama gazete köşelerinde televizyon ekranlarında saçma sapan tartışmalara katılıp saçma sapan konuşan Cem Küçük, Melih Altınok, Kurtuluş Tayiz, Ahmet Kekeç, Muhsin Kızılkaya, Orhan Miroğlu, Ersoy Dede vb. tipler ile Sabah, Akşam, Star, Yeni Şafak, Akit gibi gazeteleri hazırlayanlar, Rudaw, Ahaber, Kanal 24’de çalışanların para ile ilişkisi nedir? Kimlerle alıp-veriyorlar? Neden Kürtlere, AKP muhaliflerine bu kadar basitçe saldırıyorlar? Bunların gazetelerle, televizyonlarla kurdukları ilişki nedir? Bu kişilerin bu gazete ve tv’lere girmeden önceki mal varlıkları, gelirleri ne kadardı? Şimdi ne kadardır? Gittikleri otellerde, davet edildikleri toplantılarda sponsorları kimlerdir? Bütün bunları öğrenince fiyatlarının ne kadar olduklarını öğrenebileceğiz!...