Okullar açıldı, varlıklar Türk varlığına armağan edilmeye başlandı. Her sabah, Kürt, Laz, Arap minicik çocuklar o tiz sesleri ile "varlığım, Türk varlığına armağan olsun” diye bağırtılıyor. Peki, bir Türk neden varlığını Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Boşnak, Ermeni, Yahudi, Rum, Süryani, Hemşin, Pomak ve sayamadığım birçok kültür ve dinlere armağan etmiyor? Gerekmiyor çünkü. Bir insanın kendi varlığını, başka bir ırka armağan etmesi gibi saçma bir şey olabilir mi? "Armağan” isteyerek alınan ve yapılan bir ödüldür, hediyedir, böyle apoletsiz askerler tarafından zorla yaptırılan bir talim değildir.
Türk devlet sisteminin inkarcı ve asimilasyoncu kimliğini tanıyoruz, biliyoruz. Yıllarca bu ülkede yaşayan tüm farklı etnik ve dini inançları inkar etti, bastırdı, zulüm uyguladı. Türk devletinin sömürgeci bir gelenek ve anlayıştan geldiğini, Türk olmayan başka halkları nasıl asimile ettiği de bir gerçek. Bunun en bariz örneği de Kürtlerdir.
Türk devlet sistemi başta Kürdistan’daki okullarda okuyan çocukların Kürtçe konuşmalarını yasakladı. Oysa o çocuklar, o yaşa kadar annelerinden Kürtçe ninni dinlemiş, Kürtçe öğrenmiş, Kürtçe konuşmuşlardı. "Okul” denilen ve aslında sivil kışlaya dönüştürülen mekana geldiklerinde ise çocuklara anadilleri olan Kürtçeyi ret etmelerini, unutmalarını dayatmışlardı. Buna uymayan çocuklar ise dayakla cezalandırıldı ve diğer öğrenci çocuklardan Kürtçe konuşan arkadaşlarının ihbar edilmesi istendi. Birçok Kürt çocuğu için okul işkence haneye dönüştü.
Okullardaki hiçbir ders kitabında, Kürtlere ilişkin bir konu bulunmaz. Sadece Kürtlere değil, Türkiye’nin çok kültürlü yapısını yansıtan, Ermeni, Rum, Süryani ve başka halklara ilişkin de bir şey bulamazsınız, bulduğunuz tek şey Türklük vurgusudur. Türklerin dünyanın en büyük insanları olduğu, yenilmez bir halk olduğudur. Buradaki asıl amaç vatandaşlığın Türklük üzerinden tanımlanması, tek kültürlü, tek dilli ve tek dinli bir toplum yaratmak. Uyguladıkları bu eğitim sistemi aslında, Türklüğün ne kadar kompleksli olduğunun başka bir şekilde dışa vurumudur.
Türk devlet sistemi ve devlete yaranmak isteyen dalkavuklar; "Baba beni okula gönder, anne beni okut, haydi kızlar okula, hadi hep beraber okula, ben gidiyorum sen de gel okula, okulum, okulun, okulumuz” kampanyaları yaptı. Televizyon reklamlarında Kürdistan’da bir köyü göstererek, okula gitmeyen kız çocuklarının 11-12 yaşında evlendirildiğini ve Kürtlerin ne kadar geri bir halk olduğunu, "Biz Türkler olmasak, bunlar böyle” imajını yaratarak, sözde okulun öneminden dem vurdular.
Türklüğün geninde var kendinden başka halkları tanımamak. Bir zamanlarda "Köy Enstitüleri” adı altında Kürt çocukları asimile edilmiyor muydu? Ama hiç kimsenin de aklına, en insani hak olan anadilde eğitim gelmedi. Bu tabuyu yıkmak isteyen üniversiteli Kürt çocukları ise anadilde eğitim istedikleri için tartaklandı, gözaltına alındı ve tutuklandılar.
Bugün ise AKP Kürt sorununun çözümünden, demokrasiden bahsediyor? Evet, sadece bahsediyor. Israrlı olmak gerek. Anadilde eğitim bir lütuf değildir, haktır. Bir an önce okullarda uygulanması gerek. Bunun yanı sıra 80 yıl öncesinin totaliter ve faşizan uygulaması olan "Andımız”da bir an önce kalkmalı. Psikolojik ayrışmayı derinleştiren bu durumun ortadan kaldırılması adına devlet, kısıtlanan ve gasp edilen bütün hakları iade etmelidir. Kürdistan’da Kürtçe isimlerin geri getirilmesi ve ırkçılık içerikli sloganların kullanılması yasaklanmalıdır. Kürdistan dağlarından "Ne mutlu Türk’üm diyene” yazıları bir an önce silinmelidir.
Kürtlerin kültür kurumları da üzerine düşeni yerine getirmelidir. Özellikle dil çalışmaları yapan kurumlara çok iş düşüyor, ciddi caba harcamalılar. Şüphesiz bir çabaları var, bireysel düzeyde de çalışmalar var ama yetmiyor. Bugüne kadar binlerce öğretmen yetiştirip, okullarını, üniversitelerini açabilirlerdi. Madem anadil ekmek, su, hava kadar gerekli, çok fazla üzerinde düşünmek, tartışmak gerek.
Anadilde eğitim görünür kılınmalı, Kürtçenin kamusal kullanımı meşrulaştırılmalıdır. Anadilde eğitim bir insanın, yaşam hakkı kadar önemli temel haklarından biridir.