JIYAN TEKOŞÎN
Zendî Avesta’da denilir ki; "Bir gün gelecek, bu toprakların ve insanlığın kurtuluşu olan bakire kadın ve erkekler dağlardan inecekler." Şimdilerde bu rivayet sürekli canlanır oldu gözümde…
Şimdilerde herkes kapitalizmin yarattığı zindanlarda tutsak hayatı yaşarken ben dağların baharına tanıklık etmekteyim. Kürdistan dağlarında… Yemyeşil bir örtüye bürünen doğa özgürlük gerillasını kucaklarken ve ben de onları izlerken alternatif yaşamın bu olduğuna daha çok inanıyorum. İnanç ve umudu besliyor bu dağlar.
Evet, tam da bu zamanlarda devletler Koronaya karşı toplumu koruyamazken alternatif yaşamın öncülüğünü yapanlar devletsiz bir yaşamın aslında sağlıklı bir yaşam olduğunu bir kere daha ispatladı. Ulus devlet ve kapitalist sistem insanlığı yok etme planlarıyla sürekli hastalık üretirken insanların büyük çoğunluğu bu hastalıkların nedenini sorgulama gerekliliğini bile duymuyor. Bu kadar mı körleştiriyor bu sistem diye sormadan edemiyorum. Gerçekten insanlara birer gözlük taktırıyor bu sistem. Toplumsal düzeni kendi istediği gibi yeniden yapılandıran, sosyalleşmeyi yok eden, bireyciliği ön plana çıkaran ne varsa yeniden ve yeniden insan yaşamına geçirmekte.
Artık yaşam adına gerçekten ne kaldı? Tam da bunları sorarken Önder Apo’nun söyledikleri tazeleniyor hafızalarımızda. Leviathan hiç bu kadar gözümde somutlaşmamıştı. Bu sistem için bir günde, dakikada ne kadar insanın öldüğü çok da önemli değil. Zaten günlük müsabaka sonuçlarının çizelgelerini verir gibi ölüm tablolarını açıklıyorlar. Böylece insan hayatına da birer rakam, günlük sayısal bilanço olarak bakmaya, bunları doğallaştırmaya başladı insanlar. Diğer yandan da bu tablo karşısında korkuyla devlete daha çok bağımlı hale gelindiğine inanıyorum.
Doğanın ne kadar tahrip edildiğini hiç sormayalım. Ekoloji diye bir sorun kapitalizm için olamaz zaten. Doğaya kar kaynağı olarak bakanlar doğal yaşamı tümden bitirince her türlü hastalığın zemini açığa çıkmış oluyor. Yaşam alanımızı yitiriyoruz, insanlar korku imparatorluğuna teslim oluyor, sistem karşıtı hareketler susturuluyor, toplumun bir araya gelişi tümden engelleniyor, can derdine düşmüş insanlık başka bir sorunu göremez oluyor. Şehirler, uygarlık ölüm saçan, kanserli yapısını daha da açığa vuruyor.
Uygarlığın denetimindeki alanlarda böyleyken bir de bakıyorsunuz ki Kürdistan dağlarının o güzelim bahar havasında özgürlük gerillaları mücadelenin verdiği güzellik ve onurla devlete karşı alternatif yaşamı geliştirmeye çalışmakta. Nuh’un gemisini anımsatan özgürlük mücadelesi mekanı insanı gerçekten çekmektedir. Çünkü amaç; demokratik ve özgür bir toplum yaratmak! Ki bu sadece bir ütopya değil. Örneğin; Rojava devrimi… Önder Apo’nun demokratik özerklik projesiyle toplumlar kendi kendini yöneten, yaşamlarını dizayn eden bir yolda devam etmekte. Ve görüyoruz ki şimdiye kadar ulus devlet hastalığından kendini koruyanlar da bu alternatif yaşamı yaşayan ve geliştirenlerdir. Nuh’un gemisi… O da bir rivayetti değil mi?
Tüm bunları düşünürken Kürdistan dağlarında, insanlığın kurtuluşunun da aslında özgürlük gerillaları olduğunu görüyorum. Etraflarında kurdukları yaşam ahengi hiç kopmayacak bağlarla örülmüş. Manevi bağlar o kadar güçlü ki bu bahsettiğim hastalıkların gelişmesi imkansız. Çünkü hastalıklar en çok moral maneviyatta zayıflık oldu mu kendini yaşatır. Ruhun bedenle ilişkisini anlamak gerekir. Düzen, insanları o kadar çok parçalamış ki aynı zamanda parçalı düşünce de insanların bunu anlamasını zorlaştırıyor. O yüzden ruhu manevi anlamda doyurmak gerçekten gerekli.
Bu dağlı insanlar anlamda o kadar derinleşmiş ki… Mesela sorsak normal sistem içerisinde yaşayan insanlara; umudun ne demek olduğunu ya da özgürlüğün nasıl bir hissiyat yarattığını veyahut ülke için savaşmanın insanda nasıl bir cesaret yarattığını acaba cevap veren olur mu?
Bir de kadınlara bakalım. Devlet bir yandan toplumu yok etmeye çalışırken toplumun öncülüğünü yapan kadınlardan intikam alırcasına eve hapsetmeye ve şiddete maruz kalmasına müsaade etmekte. Evet bunu zaten istemektedir. Önder Apo sayesinde kadının özgürlük tarihini yazan kadınlar, dağları bırakmayacaklarına yeminliler. Çünkü dağların onları koruduklarını, özgürleştirdiklerini biliyorlar. Çünkü tanrıçaların bu topraklarda yaşamın tohumlarını ektiklerinin bilincindeler. Ve bu yüzden devlete karşı alternatif yaşam için en çok da kadınlar çabalamakta. Bunun sevinç ve mutluluğunu en çok onlar yaşamakta. Dağlarda da kadınlar özgür yaşama öncülük eden savaşçılardır. Yaşamın inceliklerini ele alış tarzları görülmeye değer. Bu yüzden erkek gerillalar kadın yoldaşlarının yaşamı daha çok güzelleştirdiklerini söyleyip dururlar. Mezopotamya topraklarına baharı getiren tanrıçayı andırırlar her biri. Bahar Tanrıçası… O da bir rivayetti.
Jin ve Jiyan dağlarda özgürlükle buluşuyor. Böyle somutlaşıyor; ‘jin jiyan azadî’
Şimdi bir ulus devletin yarattığı yaşama bakalım tabii ismine yaşam denilirse, bir de demokratik ulus için verilen mücadelede içerisinde yaşayanlara, yaşamlarına bakalım. Hangisi toplumun sağlığı açısından daha yaşanılabilir bir sistem?
Bana göre rivayet sanılan, insanlık için mücadele eden kadın ve erkekler çoktan yola çıkmışlar. Zendî Avesta da dile gelen rivayet günümüzde gerçekliğini daha çok ispatlar oldu. Kim bilir belki de bugün yaşadıklarımız ilerde rivayet sayılır.