Son yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi gerillasını konu edinen anlatı, anı, öykü, roman gibi çalışmalarda gözle görülür bir artış yaşandı. Bu durum, mahşeri andıran bir tarihsel dönemde ödenen nice bedel, yaşanan onca acı ve canını ortaya koyan binlerce adsız kahramanın yaşamlarının yazı yoluyla kalıcılaştırılarak bilinmesi, duyulması, öğrenilmesi açısından hem olumlu hem de geç kalmış bir gelişme. Belleğin bir kuytusuna çekilen anılar, o dönemleri yaşayanları hep dürterek yazılmak için davetiye çıkarıyor. Kalemi serbestlik kazanan bir toplumun hafızasını da güvenceye alacağı kesin. Toplumsal hafızayı diri tutacak böylesi çalışmaların daha da gelişip nitelik kazanacağını bekleyebiliriz.
Belli bir döneme kadar yapılan böylesi çalışmaların temel bir sıkıntısı vardı. Yaşanan acıları veya kahramanlıkları gösterme yoluyla motivasyon sağlama gayesi, edebi hassasiyetlerin gözetilmemesine neden oldu. Bu, halen süren ve aşılmaya muhtaç bir durum. Konuya el atan yazarlar zamanla oluşan birtakım klişelerden ilerleyerek zayıf, güçsüz bir dil tutturdu. Bundan en çok zindanlar payını aldı. Oluşan birtakım kalıpların dışına çıkmama kaygısından türeyen dildeki benzeşme, nitelikli edebiyat ürünlerinin ortaya çıkmasını da engelledi. Bazı devrimlerin bir eserle bilindiği göz önüne alınırsa, bu mahşeri tarihi anlatacak nitelikli edebi ürünlerin nasıl da elzem olduğu kendiliğinden ortaya çıkar... Bu kabuk yavaş yavaş çatlıyor. Halen süren sözkonusu tarih en iyi şekilde anlatılmayı da bizlerden isteyecektir.
İlhami Çınar, bir süre önce Aram Yayınları'ndan çıkan "Lilavlar Akacak" adlı çalışmasıyla söz edilen kabuğun nasıl çatlayabileceğini gösteriyor bizlere. Yaşamda olduğu gibi yazım dilinde de sadeliğe ulaşabilmek için karmaşık yollardan geçmek gerekir. Durularak olgunlaşabilen dil, ancak o vakit tesirli olabilir, okuyanı çepeçevre sarar. İlhami Çınar, ilk çalışmasında yakaladığı sade ve etkili dille, o karmaşık yolları erkenden tüketmiş.
Adını kar suyu anlamındaki lilavdan alan anı-roman, 2007 baharında Zap'tan hareket edip, Çiyayê Sipî ve Rojava şehirleriyle süren netameli bir yolculuktan sonra Amanoslara ulaşmaya çalışan gerilla grubunun yaşadıklarını konu alıyor. Suriye-Türkiye sınırını geçtikten birkaç saat sonra Amanosların yamaçlarına varır varmaz, büyük bir askeri operasyonun içinde kalan grubun hayatta kalma mücadelesi, destansı bir direnişe dönüşüyor.
Kitap bu direniş içinde ölümsüzleşen gruptaki tek kadın gerilla Ronahi (Filiz Ürün) ile Şiyar Dersim (Mehmet Ali Kaynak) ve Ruhat Urfa'ya (Ulaş Gökel) atfen yazılmış.
Binlerce sayıdaki ordu gücünün kuşattığı küçük bir gerilla grubu, günlerce süren kuşatma içinde okuyucunun damağını kurutan susuzluk, Ronahi'nin en sevdiği dem olan Mart sonu-Nisan başında suların gürül gürül aktığı lilavlar zamanına hasreti duyumsatan susuzluk... Lilavlar, iyiye ve güzele ulaşma hasretiyle özdeşleşiyor böylece.
Operasyon gücünün amansız yönelimi karşısında grup içinde gelişen irade kırılmaları, öte yandan her türlü sonucu göğüslemeye hazır tavizsiz duruşları içinde Ronahi'nin gülümseten naifliği, Rohat'ın imrendiren fedakarlığı, Şiyar'ın tevazuya davet eden bilgeliği... Yazarın hisli anlatımıyla bu ölümsüzler, okuyucunun zihninde ışıklı bir imgeye dönüşüyorlar. Anı-romanda geçen kişilerin hem olumlu hem de olumsuz özelliklerinin abartıya kaçmadan olduğu gibi verilmesi çalışmayı başarılı kılan yanların başında geliyor. Bu, dildeki akıcılıkla birlikte gerçeklik duygusundan kopmamamızı da sağlıyor.
"Lilavlar Akacak" o güzel gençleri tanımaya, bilmeye çağırıyor...
Amed doğumlu İlhami Çınar, yedi senedir içerde ve müebbet hükümlü. Şu an Balıkesir Kepsut L Tipi Cezaevi'nde bulunan Çınar'ın yayımlanmayı bekleyen üç dosyası daha bulunuyor. Bizi yeni lilavlarla buluşturacak yayınevlerinin dikkatine...
Lilavlar Akacak, İlhami Çınar, Aram Yayınları-2015, 178 sayfa.
* Şırnak T Tipi Cezaevi