AKP hükümeti çocuk, kadın, yaşlı, genç demeden sivilleri katlediyor, şehirleri ağır silahlarla bombalıyor, evleri yakıp yıkıyor. Dünyada görülmedik biçimde mezarları bombalıyor, yakıp yıkıyor ama Türkiye kamuoyundan ve toplumdan ciddi bir ses çıkmıyor. Türkiye’de aydınlar, yazarlar, sivil toplum örgütleri ve halk yine vatanın ve milletin menfaatleri için susturulmuş bulunuyor. Sanki AKP’ye karşı çıkılsa vatanın ve milletin aleyhine tutum takınılmış olacak! 

Toplum niye susuyor? Çünkü ses çıkarırsa vatana ihanet etmiş görülecek, vatanı savunmayanlar olarak üzerine gidilecek. Türkiye’de böyle bir toplumsal psikoloji yaratılmış. Tabii ki bunda Türkiye’de verilen şovenist milliyetçi eğitimin de rolü vardır. Toplum “Vatan millet Sakarya!” denildiğinde susuyor. Bu nedenle iktidarlar kendi çıkarlarını vatanın ve milletin çıkarları olarak gösterip iktidarlarının uygulamasına sessiz kalmasını sağlıyorlar. 

Kürt halkının özgürlük mücadelesini de sürekli bölücülük olarak gösterip her türlü kirli uygulamalarına toplumun ses çıkarmasını engelliyorlar. Bu nedenle Türkiye toplumu Kürtlere uygulanan her türlü kirli ve vahşi uygulamaya sessiz kalarak bir kültürel yozlaşma yaşadı. Vicdani, ahlaki, dini ölçüsü kalmayan bir toplum haline getirildi. 1990’lı yıllarda Türkiye halkları ve insanı bu hale getirildi. Şimdi bu durumun tekrarlandığını görüyoruz. Dün bu suskunluk Doğan Güreş, Çiller ve Ağar tarafından sağlanıyordu; şimdi de Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Efkan Ala gibiler toplumu kirli ve vahşi uygulamalarına karşı susturuyorlar. AKP hükümetinin her icraatına karşı çıkanı “siz vatan ve millet savunmasına karşı çıkıyorsunuz” diye susturuyorlar. 

Bilindiği gibi 1990’lı yıllarda herkes “kahrolsun PKK, kahrolsun Apo” demek zorundaydı. Bu konuda biraz gevşek yaklaşanların şiddetle üzerine gidiliyordu. O yıllarda Kürt sorunu çözülsün diyenlerin başına neler getirildiği biliniyor. Kürt sorununun çözülmesini istediği için Sabancı ailesinin bile aforoz edildiği bilinmektedir. Şimdi de AKP’ye karşı çıkan herkes “terörizme destek veriyor” denilerek susturuluyor. Bir zamanlar Amerika’da heyula gibi dolaşan Mc Cartycilik dönemi Türkiye’de tekrar hortlatılmış bulunuyor. Öyle ki Ahmet Hakan gibi birisi PKK’ye hizmet ediyor diye suçlanmış ve tehdit edilmiştir. Sonunda da yaratılan bu havada Ahmet Hakan’a saldırılmıştır. Halbuki Ahmet Hakan bölücü ve vatan haini damgası yememek için PKK’ye de, HDP’ye de vurarak bir dengeleme yaratmaya çalışıyordu. Ancak AKP yandaşı zihniyet öyle bir zihniyettir ki, herkesin kendi uygulamalarını alkışlamasını bekliyor. 

Ahmet Hakan’a yapılan saldırı bir bireye yapılan saldırı değildir; tüm topluma, aydınlara, yazarlara, gazetecilere ve sanatçılara yapılan saldırıdır. Zaten bir süredir AKP yandaşları tarafından aydınlara, yazarlara ve sanatçılara yönelik yoğun bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Bu saldırılarla AKP hükümetinin şehirlere, mahallelere saldırıp sivilleri öldürmesine tepki verilmesi engelleniyor. Nitekim her gün Kürdistan’da çocuklar, kadınlar, gençler, yaşlı siviller katlediliyor; Türkiye kamuoyundan tepki gelmiyor. Her gün sivil öldürülüyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu “Hiç sivil öldürmüyoruz” diyor ama buna kimse tepki vermiyor. Mezarlıklar içinde cephanelik var denilerek bombalanıyor, yakılıp yıkılıyor, hiç kimse tepki vermiyor. Türkiye “görmedik, duymadık, bilmiyoruz” diyenlerin ülkesine dönmüş. 

Kürt halkına kardeş deniliyor, birlikten ve bütünlükten söz ediliyor ama kederde ve kıvançta Kürt halkıyla birlikte olunmayan bir durum var. Bu durumda kardeşlik nasıl olacak? Çünkü Kürt halkı bunu sorguluyor. Kuşkusuz başta kadınlar ve Aleviler olmak üzere bir kısım sivil toplum örgütü Cizre ve diğer yerlerde halka yapılan saldırılara sahip çıktılar. KESK ve İHD gibi sivil toplum örgütleri Kürt halkıyla yan yana olmaya çalıştılar. Ancak o kadar baskı var ki, bu tutumlar AKP’yi vahşi ve kirli saldırılarından vazgeçirmiyor. 

Türk devleti öz yönetim ilanı ve savunmasını bölücülük olarak gösterip saldırıyor. Öz yönetim ilan eden halka saldırmayı vatan savunması olarak gösteriyor. İşte Türkiye böyle bir ülke! Her demokrasi ve özgürlük isteyen topluluk ve bireyi bölücü ve terörist olarak ilan ediyor, saldırıyor. Topluma da sen de benim gibi yaklaşıp saldırıma destek vereceksin diyor. 

Öz yönetim ve demokratik özerklik bölücülük değildir, bunlar yerel demokrasidir, demokratikleşmenin gereğidir. Asıl buna saldırmak bölücülüktür. Türkiye’yi parçalamak, kardeşliği ortadan kaldırmaktır. Öz yönetim ilanı yapanlara saldırmak vatan savunması değildir, halkın özgürlük ve demokrasi taleplerine saldırmaktır. 

Öz yönetimlere saldırmanın vatan savunması olmadığını her yerde anlatmak gerek. Tüm asker ve polis ailelerine bunu anlatmak gerek. Oğulları vatan savunması için ölüme gönderilmiyor. Oğulları otoriter hegemonik faşist bir rejim yaratılmak için ölümlere sürükleniyor. Kürtler Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü içinde özgürlük istiyor. Asıl Kürtlere saldıranlar bölücüdürler, vatan düşmanıdırlar. Türkiye toplumu ne zaman Kürtlere karşı yürütülen savaşın vatan savunması olmadığını anlarsa, o zaman sorunları çözer; bugünkü yozlaşma yaşanmaz. 

Türkiye toplumu Türk devleti ve hükümetinin politikaları nedeniyle ahlaki ve vicdani çürüme yaratan bir travma içindedir. Türkiye toplumu tamamen travmatik bir toplum haline gelmiştir. Türk devletinin zalimliği ve kirli politikalarının yükü altında travmatik toplum haline gelmiştir. Bırakalım toplumu, aydınlar, yazarlar bile gerçekleri söyleyemiyorlar; içlerine atıyorlar ve travmatik bireyler haline geliyorlar. 

Türkiye halkı, aydınları ve yazarları sesleri kısılına kadar “Kürtlere saldırma vatan savunması değildir, halklar üzerinde baskı kurma vatan savunması değildir” diyerek bağırdığında travmatik durumdan kurtulup sağlıklı toplum ve bireyler haline geleceklerdir.