• Sahadaki tekme, dirsek ve kavgalar birçok futbolcu için sadece oyun değil erkek olmanın, güçlü olmanın ve ‘gerçek erkek’ olarak kabul edilmenin bir yolu.
  • Araştırmalar, şiddetin futbolcular ve antrenörler tarafından erkeklik, dayanışma ve güç anlamlarıyla yüklendiğini ve bu anlamların erkekliğe üstünlük tanıdığını ortaya koyuyor.

 

Şiddet ve spor birbirine karmaşık bir şekilde bağlıdır. Şiddet, özellikle takım temas sporlarında, sporda onaylanmaktadır. Çalışmalar, spor ve şiddet arasında içsel bir ilişki olduğunu ve sporun, fiziksel güç yoluyla, rakibe karşı düşmanlığı ve baskın davranışı teşvik ettiğini savunmaktadır. Spor, uzun zamandır cinsiyetlendirilmiş, hegemonik erkekliği ve bununla ilişkili şiddeti örnekleyen bir alan olarak görülmüştür. Antrenörler, temassız olsa bile, şiddeti sporun önemli bir yönü olarak görmekte ve performansı artırmak için saldırganlığı teşvik etmektedir. Araştırmalara göre sahadaki sertlik ve şiddet, hegemonik erkekliğin (baskın erkeklik) yeniden üretildiği bir araç haline geliyor. "Rakibi aşağılamak" gibi saldırgan dil kullanımı, sporda kabul edilebilir olan ve olmayan arasındaki sınırları bulanıklaştırarak, aşağılayıcı davranışların spor dışında da normalleşmesine yol açabilir.

‘Erkekçe’ dayanışma

Futbolcular ve antrenörler, sahada yaşanan şiddet olaylarını sıklıkla “takım dayanışması” ile açıklıyor. Görüşülen sporculardan biri, “Birbirimize destek oluruz, dayanışma güven verir. Şiddet daha mı kolay? Evet, birlikte olmak avantaj” diyor. Araştırmada bu durum, futboldaki homo-sosyal (erkeklere özgü) kapalı ortamla ilişkilendiriliyor.

Takım arkadaşlarına “arka çıkma”, soyunma odasında kurulan güçlü bağlar ve maç temposunun yarattığı gerilim, şiddeti kolektif bir eyleme dönüştürüyor. Katılımcılar, yalnız olsalar böyle sert oynamayacaklarını ima ederken, takım halinde hareket etmenin cesaret verdiğini vurguluyor. Bu dayanışma, şiddeti bireysel bir suç olmaktan çıkarıp “erkekçe bir davranış” haline getiriyor.

‘Kadınlar yapamaz’

Araştırmaların en çarpıcı bulgularından biri, şiddetin “güçlü erkek” imajıyla doğrudan bağdaştırılması. Katılımcılar futbola “sert spor” diyor ve “herkes oynayamaz” diye ekliyor. Bir antrenör, “Futbol güç ister, dayanıklılık ister. Kadınlar güçlü değil, yapamaz. Ama güçsüz erkekler de futbolda yapamaz” ifadelerini kullanıyor.

‘Aslanlarım göreyim sizi…’

Araştırma için yapılan görüşmelerde şiddet, oyunun doğal bir parçası olarak savunuluyor. Topu almak için rakibe yapılan sert müdahaleler, sakatlanma riski ve fiziksel üstünlük kurma çabası “erkekliğin kanıtı” olarak görülüyor. Bu yaklaşım, futbolda bedensel gücün hegemonik erkekliğin temel ölçütü haline geldiğini gösteriyor.  Futbolda, antrenörlerin taktiklerinde talimatlarında kullandıkları ve çoğunlukla güce ve şiddete vurgu yapan dilleri de yine doğrudan erkekliğe gönderme yapmaktadır. Antrenörlerin “Aslanlarım, göreyim sizi” gibi motivasyon cümleleri de bu kültürü pekiştiriyor.

‘Erkek gibi’ oynayan kadınlar

Araştırma, futbolda şiddetin sadece güçle değil, heteroseksüellikle de ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor. Katılımcıların büyük bölümü “Futbolda eşcinsel olamaz” görüşünde. Bir oyuncu, “Bu kadar sert bir oyunda dayanamazlar, bu camia izin vermez” diyor.

Kadınlar da benzer şekilde dışlanıyor. “Kadınlar narin, zayıf” ifadeleri sıkça kullanılıyor. “Erkek gibi sert oynayan” kadınlar ise lezbiyen etiketiyle ötekileştiriliyor. Araştırmaya göre futbol, heteroseksüel erkekliğin egemen olduğu bir alan olarak korunuyor.

foto:AFP

Şiddet ve statü bağlantısı

Araştırmadaki çoğu katılımcı 12 yaş civarında futbola başladığını belirtiyor. Bu yaşlardan itibaren soyunma odaları, antrenmanlar ve maçlar, erkeklik değerlerinin aktarıldığı bir okul işlevi görüyor. Başarı, güç, rekabet ve takım dayanışması üzerinden hegemonik erkeklik sürekli yeniden üretiliyor. Araştırmada bir eski profesyonel futbolcu, “Başarılı olmalıydım… Saygınsın, saygı görüyorsun” diyerek statüyle şiddetin bağlantısını özetliyor.

Sahanın içi de dışı da aynı

Yapılan araştırmalar, futboldaki şiddetin sadece “maç heyecanı” veya “rekabet” olmadığını, derin bir toplumsal cinsiyet sorunu olduğunu gösteriyor. Şiddet, erkekler arasında hiyerarşi kurmanın ve hegemonik erkekliğe ayrıcalık tanımanın aracı haline geliyor. Bu kültür, hem saha içinde hem de dışında erkek egemenliğini besliyor.

Araştırmalar, futbolda şiddetle mücadele için sadece cezalarla değil, bu erkeklik kodlarının sorgulanması gerektiğini de ifade  ediyor. Dayanışma güzel bir şey olabilir ancak şiddet içeren dayanışma, sporun ruhuna aykırı bir “erkeklik” anlayışını kalıcı kılıyor. Sahadaki tekme, dirsek ve kavgalar birçok futbolcu için sadece oyun değil; erkek olmanın, güçlü olmanın ve “gerçek erkek” olarak kabul edilmenin bir yolu.

* Bu makale, National Library of Medicine ve Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Sporda Sosyal Alanlar Anabilim Dalı'nda görevli öğretim üyesi Nefie Bultu’nun araştırmalarından yararlanılarak derlenmiştir.

***

Maç sonrası kadınlar hedef

Manchester’da 8 yıl süren geniş kapsamlı polis verisi araştırması, futbol maçları sonrasında kadınlara yönelik aile içi şiddetin önemli ölçüde arttığını ortaya koydu. Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan (LSE) Prof. Tom Kirchmaier ve ekibinin Manchester polis verileriyle yürüttüğü araştırma, bu gerçeği gün yüzüne çıkardı.

Kirchmaier, ZDFheute’ye verdiği röportajda, sorunun kaynağının futbol değil, alkol tüketimi olduğunu net bir şekilde vurguladı.

Erken maçlar şiddeti artırıyor

Araştırmaya göre maç sırasında aile içi şiddet çağrılarında hafif bir düşüş gözlenirken, maç bittikten sonra artış başlıyor. İlk dört saat içinde her iki saatte bir yaklaşık yüzde 5’lik bir yükseliş kaydediliyor. En keskin artış ise maçın başlama vuruşundan 8 ila 12 saat sonra gerçekleşiyor.

Özellikle öğlen saatlerinde başlayan maçların şiddetteki artışı daha da şiddetlendirdiği tespit edildi. Bu saatlerde başlayan maçlar, taraftarlara maç sonrası uzun süre bara gitme ve içki tüketme imkanı tanıyor.

Kazanmak mı kaybetmek mi?

Araştırmada takımın galibiyeti veya mağlubiyeti ile şiddet arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Ancak Kirchmaier, Amerikan futbolu çalışmalarına atıfta bulunarak beklentilerin rol oynayabileceğini belirtti: “Kaybetmesini beklediğiniz halde takımınız kazanırsa etki olmuyor; ama kazanmasını bekleyip kaybederse olumsuz etki artabiliyor.” HABER MERKEZİ