Bir gün futbolla ilgili yazacağım aklıma hiç gelmezdi. Galatasaray ve Fenerbahçe karşılaşmasından sonra yaşananlar, özellikle “cemaat” boyutu, futbolun, popüler kültür yavrusuyken sahibine dönüşmesine ayna tutuyor artık.
Kadıköy Bağdat Caddesi’ne girdiğinizde “Fenerbahçe Cumhuriyeti’ne hoşgeldiniz” yazısı vardı. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa... O yazı yoksa bile, siz mecburen başka bir “cumhuriyet”in sınır kapısında durduğunuzu hissedersiniz zaten. Cadde Şükrü Saracoğlu stadı itibariyle başlar ve kısmen işçi kesiminin yaşadığı Maltepe sınırına kadar devam eder.
Beşiktaş en “erkek” semttir, Çarşı grubunun tüm “duyarlı” söylemlerine rağmen, cinsiyetçi olduklarını gizleme gereği duymazlar bile...
Galatasaray daha elitist, okumuş yazmış bir muhite denk gelir. Hafif “sosyetik” bulunurlar ya da... Sanırım bunda kötü bir şey yok...
Ama futbol bir spor karşılaşmasından ziyade, halkların, sınıfların; varlığın ve yokluğun karşılaşmasıdır. M.Ö. 3 binli yıllarda Çin’de ilk biçimiyle ortaya çıkan ve oradan Yunan ve Roma İmparatorluğu’na geçen futbol, İngiltere sınırlarına girdiğinde bugünkü futbol anlayışına doğru ilerlemiş. Artık bir spor olarak değil yaşama biçimi olarak futbol sahadadır. Ezenlerle ezilenlerin siyasal ve sosyolojik kavgasının adıdır futbol. Özünde takım oyunu gibi dursa da tek tek oyunculara yatırılan yüksek meblağlı paranın da etkisiyle, ekip ruhu yalnızca sahada yakalanmaya çalışılmıştır hep.
Maçları büyük dikkatle izlediğim zamanlarda bir oyuncunun fevriliğinin tüm takımı nasıl yan yatırdığını görebilirdim. Fenerbahçeli kaleci Volkan’ın agresifliği nedeniyle aldığı kırmızı kart, takımın o maçı mağlup tamamlamasına yeterdi. Özel hayatlarındaki başarı ve mutluluk da sahanın hakimiyetindeydi. Eğer gazeteler Arda’nın performans kaybını “çok seviştiğine” bağlarsa, teknik direktör oyuncuya “sevişme” yasağı getirebiliyordu.
Futbol tüm bu dumur müdahalelerinden dolayı ekip oyunu değil artık.
Taraftarın halet-i ruhiyesinden ancak sergiledikleri “şiddet”i referans alarak konuşabiliriz. İşinde mutsuz, parasını alamıyor, özel hayatı tepetaklak ne gam! Tuttuğu takımın galibiyeti ona tüm bu olumsuzlukları giderecek yanıt olabilir sadece... O mutlulukla aç karnını doyurabilir, yığılmış sorunları görmeyebilir, doyuma ulaşabilir. Tam tersini de söyleyelim: Küfürler, yenilginin intikamını eş ve çocuktan alma, arkadaşını dövme, kendinden geçinceye dek içme ve saldırma eğrisini yükseltme çabası...
Çünkü taraftar “futbolla yatıp, futbolla kalkmaya” ayarlı bir zamanın içinde yaşıyor. Taraftarda yaratılan algıya göre sahaya inen 11 kişi “ölmek ve ihya etmek” için oradadır. Modern zamanların gladyatörleridir; üzerlerine bahse girilir, hayaller kurulur, keseler açılır çünkü.
“Futbol fena halde hayata benzer” klişesini doğrular nitelikte yapılır karşılaşmalar. Fena halde benzer hayata çünkü, işgal altındaki Irak’ın ulusal takımı Portekiz’i 4-2 yendiği maç sonrasında Iraklı takımın çalıştırıcısı “her şeye rağmen Iraklı vatandaşlarımızın gurur duymalarını sağladık” diyebilmiştir bir gazeteye... Oysa Iraklı takım ülkede yaşanan ağır savaş koşullarının ve insanlık suçunun dünyaya bir yanıtı değillerdi. Yenilen takımın oyuncularını Saddam’ın oğlunun kırbaçladığı sahneler de ayrı bir kare olarak dursun bir yanda. Çünkü artık egemenin oyuncağı/oyunu/satrancı futboldan söz etmek gerekiyor. Satranç zeka gerektiriyor, çünkü en iyi savaş stratejisi oyun olarak bilinir. Ama futbolu bir oyun olarak hangi zeka ile açıklayacağımızı bilemiyorum. İşte size bu zeka ürününün son örnekleri:
Haftasonu yapılan karşılaşma öncesinde mizah dergilerinden biri Fethullah Gülen’i maça müdahale etmek için hazırlanırken çizmişti. Önce bir şey anlamadık belki, ama maç sonrasında polisin tavrı dikkatlerden kaçmadı. Gazeteci Ergun Babahan’ın sosyal medyada FB mağlubiyetinin öfkesini Amerika’ya postalarken, yine sosyal medyadan öğrendik ki artık cemaat gazetesinde işi mişi kalmamıştı!! Yağlı ballı özürler diledi, en son Gülen’in dış sesleri, Babahan’ı “vicdanı” ile baş başa bıraktı.
Fethullah Gülen de mi Fenerbahçeli’ydi? Tıpkı “paşalar” gibi... Ya da “paşa”ların yaşadığı tüm imtiyaza sahip olmak için ardı ardına dalga yaratan hükümet aracılığıyla Gülen, onların kurduğu takıma müdahale ederek bir tür “namus” meselesi mi yaratıyordu? Hani vardır ya, intikam alacağı kişinin kızkardeşiyle çıkmak ya da eski sevgilisi ile olmak... Fethullah Gülen de paşaların “kıymetli”leriyle kendine yeni bir değer yaratma yolunda sanki...
Neyse...
Ama Adana Demirspor-Livorno karşılaşmasında tribünlerde Çav Bella’yı dinlemiştik. Bir daha bir daha diyesi geliyor insanın... Yahu Livorno, bir daha gel bu ülkeye, devrim şarkılarını doldurarak cebine, bu futbol denen ilkelliğin duvarlarına işe!