Kürt toplumu İslam’ın gerçek özünü içselleştiren bir halktır.

Bugün Ortadoğu’da İslamiyeti en saf, temiz ve samimi bir biçimde savunan ve gereklerini yerine getiren bir ulus olduğunu çok rahat söyleyebiliriz. En azından sahte ve çıkarlar temelinde müslüman değildir ve onu yaşamayı da gönülden ve temiz bir ruhla yaşıyor.
Kürtler genelde dini, özelde ise İslamı iktidarlaştırılmamış, dolayısıyla herhangi bir devletin veya çıkar grubun hizmetinde kullanılmamış haliyle yaşıyor. Hiç kimse Kürtlerin ‘dini siyasete alet ediyor’, veya ‘kendi çıkarları için kullanıyor’ diyemez. Dese de doğruyu söylememiş olur. Bu anlamda Kürtlerin dine bağlılık anlamında halis-muhlis bir konumu yaşadıkları kesindir.
Ancak gerçek böyle olmasına rağmen bugün Kürtler, İslam ve din adına savaştıklarını iddia edenlerin yoğun ateşi altında büyük bir katliam tehlikesi ile karşı karşıya yaşıyorlar. 90’lı yıllarda devlet tarafından beslenen ve yönlendirilen Hizbi-kontra denilen bir gruh binlerce Kürdü katletti. Tüm bunları da din adına yapttığını iddia etti. Bu gruh şimdi de Hüda-Par adı altında Kürtlere saldırıyor.
Koşullara göre değişik ad ve farklı taktiklerle Kürtleri ve Kürt hareketini hedefleyen ama bunu her koşul altında din ve İslamiyet adına yapan maskeli deccallar olduğu artık tartışılmaz bir doğru olduğu aşikardır.
Rojava’da yine din ve İslamiyet adına ortaya çıkmaları bu gerçekliğin Güneybatı Kürdistan’da biçim almış en kaba halidir. Rojava’da çok daha kirli, kanlı ve vahşi bir biçimde saldırıya geçen bu deccaller gruhunun temel söylemi de Cihad’tır. Cihad adına Kürtler kitlesel halinde katlediliyor, kadınlara vahşice tecavüz ediliyor, çocukların başları gövdelerinden koparılıyor, Kürtlere ait ev ve işyerleri talan ediliyor...
Yalanı, karalamayı, iftira ve iki yüzlülüğü temel bir araç olarak kullanan bu sahte ve katil gruh değişik adlar altında örgütleniyorlar. El Kaide bağlantılı El Nusra ve daha birçok ad altında örgütlenip Kürtleri katliamdan geçirdikleri de iyi biliniyor.
Dünyanın dört bir yanında devşirilmiş kişiliklerden oluşan bu gruh çeşitli demagojik söylemlerle müthiş bir karalama ve kandırma propagandası ile doğruları ters çevirmeyi ustalıkla yapıyorlar. Söylemlerini kuranla başlatıp dua ve çeşitli ayetlerle bitiriyorlar. Cennet ve ‘huri’leri ise temel bir propaganda ve kandırma aracı olarak kullanıyorlar. Hiç kuşkusuz ki Suddi Arabistan, Katar ve Türkiye’den gelen maddi olanaklar da bu kara propagandanın tuzu-biberi oluyor.
Maddi kaynağın ana vatanı Türkiye, Katar ve Suddi Arabistan’dır. Kara propaganda ile kandırılanlar ise daha çok Çeçen ve dibe vurmuş lümpen ve beş paraya muhtaç Ortadoğu kökenli Arap gençleridir. Kuzeyde ‘ateşkes kurallarına uyan’ Türkiye, devşirdiği çetelerle Rojava’da kirli savaşı en üst düzeyde sürdürüyor. Aslında Kuzey’deki ateşkesi Rojava’da yürüttüğü kirli savaş için bir soluklanma ve nefes alma süreci olarak görüyor. Zaman zaman El Nusra ile bağlantılı gruplara karşı operasyonlar düzenlendiğini söylese de büyük yalan olduğu artık herkes çok iyi biliyor.
Rojava’da Kürtlere karşı savaşan çeteler durmadan cihad çağrısında bulunuyorlar. Çağrıda bulunmadıkları gün yok. Bazen Ankara’da, Bazen Şam’da, Bazen Halep’te ve hatta bazen de Hewler’de fetva çıkartıp cihad çağrısında bulunuyorlar. Cihad çağrısı da kara bir propanganda eşliğinde büyük bir yalana dayandığı da biliniyor aslında.
Cihad, dine ve İslam’a saldıranlara karşı savaş çağrısıdır. Dinin elden gittiği bir zamanda, tüm müslümanlar dinine sahip çıkmak için cihad çağrısı temelinde ‘kutsal savaş’a katılırlar. Evet, cihad dini koruma, kollama ve tanrıya karşı yapılan saygısızlığa ‘kutsal savaş’la yanıt verme çağrısıdır.
Peki durum bu iken, o zaman ne diye Rojava için cihad çağrısı yapılıyor? Orada din mi elden gidiyor, dine yönelik bir saldırı mı var, İslam’a karşı bir saygısızlık mı yapılıyor? Müslüman kadınlara tecevüz mü ediliyor, çocuklar ve yaşlıların hakkı mı yeniliyor?
Hayır, Rojava’da bunların hiç birisi olmuyor. Tam tersine Kürtler dini sahte müslümanların eliden kurtarmaya, zulüm ve zalimlik yapanları defetmeye, İslam’ı itibarsızlaştıranlara ‘dur’ demeye çalışıyor. Tecavüze uğrayan Kürt kadınları zalimlerden kurtarmaya, müslüman Kürtlerin kafalarını bedenlerinden koparan Kürtleri kurtarmaya çalışıyor. Demek ki Rojava için yapılan cihad çağrısı din adına, İslam adına, Muhammed adına yapılan yalanlar üzerinde inşa edilen bir çağrıdır. Orada zulüm gören, baskıya maruz kalan, kadınları tecavüze uğrayan Kürtlerdir.
Son olarak şunu da vurgulama gereği vardır: Kürtler ve gerçek müslümanlar yapılan yalanlara, vaadedilen ‘huri’ ve ‘cennet anahtarları’na itibar etmemeli, Alevi ve Êzîdî halkımızın evlerine kadar giren El Nusra ve bağlantılı kişilere mutlak anlamda dikkat etmeli, gerçek İslam’ın paraya, mevkiye, çeşitli vaadlere itbar etmeyen ve ama ülkesi, toprağı ve namusu için fedakarca çalışanlardır...