Rojava’da Devrim’in yolu-III


Sabah erkeden Derik’ten Qamişlo’ya doğru yola çıktık. Yol boyunca ilk göze çarpan halkın yaşamını örgütlemek, günlük ihtiyaçlarını karşılamak için bir koşturma içinde olduğuydu. Yol sessiz, sakin ve güvenliği YPG güçleri tarafından alınmıştı. Güvenlik için kontrol noktaları arttırılmıştı. Görevliler nazik bir biçimde kimlikleri istiyorlardı. Ardından bazı araba şoförlerinden kontrol için bagajlarını açmaları isteniyordu. Kontrol bittikten sonra özür dileyerek, geçişlerine izni veriliyordu.
Çok geçmeden ‘Aşkın Kenti’ olarak da bilinen Qamişlo’ya ulaştık. Birçok şairin yetiştiği, ozan ve sanatçının çıktığı, üzerine şiirler yazılmış, şarkılar söylenmiş kente ulaşmıştım. Dışarıdan çok sakin görünen bir yerdir Qamişlo. İnsan içine girince gündelik yaşam içinde ise oldukça kalabalık bir kent olduğunu görmek mümkün. Neden Qamişloya Aşk kenti dendiğini sordum içinde yaşayan birçok kişiye. Birçoğundan aldığım cevap ise öylesine bir zamanlar söylenmiş ve adı öyle kalmış cevabı oldu. Oysa bir yere öylesine bir isim verilmediğini biliyorum. Ve topraklarına aşık çok sayıda insanın yaşamış olduğundan bir sonuca ulaştım. Çünkü Qamişlo’da Kürt ve Kürdistan yurtseverliği oldukça güçlüdür. Topraklarına bağlılık çok fazla. Belki de bu yüzden denmiştir diye düşündüm. Ama içinde yaşayanların birbirlerine nazik, incelikli yaklaşımlarını görünce belki de iki kişi arasında yaşanmış bir aşktan geliyor adı diye düşünmeden de edemedim.
Aşkın kenti Qamişlo’ya yağmurla girdim. Sokaklar, caddeler çamur ve su taşkınlıkları içindeydi. Kent bir kent görünümünden çok biraz büyükçe bir köyü andırıyordu. Kentin alt yapı sorunları ciddi boyuttaydı. Sokak ve caddelerde çamur ve yağmur sularından geçilmiyordu. Bakımsızlık ve hizmetsizlik kentin her yerinden akıyor. Duvarlarının solmuş sıvalarından, sokaklarından akan yoksulluktan da bunu anlak zor değil. Bu da Baas Rejiminin Rojava’ya hizmet götürmeden sadece sömürdüğünün açık bir kanıtıydı.
Kentin sokaklarında, caddelerinde alış veriş yerlerinde insanlar kendi aralarında konuşurken Arapça, Kürtçe, Ermenice, Süryani ve Asurice gibi birçok dilden konuşuyor. Ancak alışveriş gibi ilişkilerde ister istemez herkesin dili bir anda Arapça oluveriyordu. Bir Kürt kadını ile yaşlı bir Ermeni dükkancı arasında böyle bir diyaloğa tanık olurken biriniz Kürt biriniz Ermeni neden Ermenice ya da Kürtçe değil de Arapça konuşuyorsunuz diye sorduğumda, genç Kürt kızı, “Sistem bizi bu hale getirdi” diyerek cevap verdi. Yaşamın ayrıntılarının her yerinde sistemin etkilerini bariz bir şekilde görmek mümkündür.

Şêxo’nun kimsesiz mezarı

Qamişlo’da yaşayanlara yabancı değildim. Ama kentin soğuk havası ve yağmuru üşütüyordu beni. O yüzden kentte geçirdiğim ilk geceden sonra, ilk işim henüz çocukken Lübnan konserini dinlediğim ve Kürtlük mücadelesinden ötürü uzun yıllar sürgün hayatı yaşamış olan büyük sanatçı Mihemed Şêxo’nun mezarı başında yine yağmurla buldum kendimi. Mihemed Şêxo aşkın, özlemin ve hasretin sesiydi. O yüzden seslendirdiği bütün parçalar aşk, özgürlük, özlem ve hasret korkuyordu. Ömrünün sonuna kadar ‘Aşkın Kenti’nde yaşayarak bu özlemi dile getirdi.
Babê Felekê olarak da bilinen Mihemed Şêxo’nun Hililiyê mahalesindeki mezarının başında hiç kimse yoktu. Sadece etrafındaki ölü dostları, tanıdıkları, arkadaşları, akrabalarıyla yalnız başına birazda hüzünlü gibi duruyordu gibi geldi bana. Yalnızlığını mezarına yazdırdığı dizerileriye paylaşmıştı;
“Eger Ez Mirim Gelê Zindiya. Min Ne Veşirin Weku Hemuya. Gorêt Min Çêkin Bin Siya Çiya. Kilit Min Çêkin Ji Di Keziya. Hemi Adara Hun Min Şiyar kin. Da Bikime Şini Bo Me Hemiya.”
Mihemed Şêxo’nun mezarının da bulunduğu Hililiyê mezarlığı bakımsızlık içindeydi. Mezarlıktan çıkmak üzereyken mezarlığın hemen karşı tarafındaki bir evden elimde hortumla çıkıp gelen bir anaya neden mezarlıklar bakımsız diye sorduğumda şu cevabı verdi: “Aslında en fazla sahip çıkmamız gereken yerlerin başında geliyor mezarlıklar. Çünkü orada geçmişiz yatıyor. Onların gözü her zaman bizdedir. Ama devrimin zorluklarıyla uğraştığımız bu günlerde onları biraz ihmal ettiğimizin farkındayım. İnsan olarak ben onları hiç ihmal etmiyorum. Zaten şimdi çiçeklerini ağaçlarını sulamak için geldim.”
O mezarlığa girerken biz çıkıyorduk. Dışarıdan kısa bir süre onu izledim. Mezarlıktaki çiçekleri, ağaçları suluyordu, mezarların başında biten otları temizliyordu.

Felek’in izini sürmek…

Aslında hayatta görmek istediğim bir sanatçıydı Mihemed Şêxo, ancak buna imkan olmadı. Mihemed Şêxo’nun mezarını bulmuştum ama ailesinden birilerini nasıl görebilirim diye iz sürmeye başladım. Aldığım cevap ise kızı Felek’in Qamişlo’da yaşadığı oldu. Gün boyu onun izini sürdüm, ama bulamadım. Ancak hala vazgeçmiş değilim. Çünkü Mihemed Şêxo’nun şarkılarına konu olmuş, hasretini, özlemini ve dünyaya veryansınını dile getiren kızıydı.

Cegerxwîn’in bakımsız evi

Ertesi gün soluğu Kürt edebiyatında, tarihinde, Kürtlük mücadelesinde önemli bir yere sahip olan ve dört parça Kürtleri tarafından tanınan, şiirleri okunan Seyda’yê Cegerxwîn’in mezarının olduğu yere gittim. Mezarı herhangi bir mezarlığın içinde değildi. Evinin avlusuna kazılmış, orada gömülmüştü. Kapı kapalıydı. Anahtarın komşularda olduğu söylendi. Komşulardan anahtarı alıp içeri girdik. Yapayalnızdı avlusunun içinde. Bir zamanlar eşi, çocuklarıyla birlikte oturduğu evinde şimdi mezarında yalnız başına yatıyordu. O ve eşi öldükten sonra çocuklarından bazıları Avrupa’ya, bazıları Lübnan’a göçüp gitmişler. Biz içerde mezarın başında ve avlunun içinde gezerken anahtarı aldığımız komşu kadın gelmiş kapıda bizi bekliyordu. Kapıda bizi bekleyenle bir iki kelime konuştuktan sonra Seyda’nın mezar bekçiliğini de yaptığını anladım. Yetmiş yaşlarında bir anaydı. Elinde bastonuyla bizi kapıda beklemişti.
Seyda’yı çocukluğundan beri tanıdığını, şiirlerini dinleyerek büyüdüğünün de ekledi. Ayrıca mahallede oturan herkesin Seyda’yı iyi tanıdığını, bu mahallede ev yapana kadar beş ayrı yerde ev yaptığını, ancak hepsini terk etmek zorunda kaldığını söyledi. Seyda’yı son durağı olan evinin avlusunun içindeki mezarında bırakıp onunla vedalaşarak ayrıldık.

Sınırdaki Şehitlik

Seyda’yê Cegerxwîn’in mezarından ayrıldıktan sonra yönümü başka bir mezarlığa verdim. Bu mezarlık Nusaybin sınırına duvarları dayanmış bir şekilde kurulmuştu. Orada Kürt Özgürlük Hareketi mücadelesinde çeşitli dönemlerde yaşamını yitiren Kürtlerin en iyi, en güzel, en cengaver çocuklarının yattığı bir şehitlikti. Şehitliğe oraya ilk gömülen Delil adındaki Kürt Özgürlük hareketini militanının adı verilmişti. Hala tam bitmiş değil. Yapım çalışmaları sürüyor. Dağların çeşitli yerlerinde yaşamını yitiren birçok Kürt Özgürlük hareketi militanının mezarı dahi hala bilinmiyor. Belki mezarları bilinmiyor ama dağlarının herhangi bir yerindeki mezarlarında rahat uyuyorlar. Ve belki de oradan Rojava’da kendi emekleriyle gerçekleşen devrimi görüyorlar.

‘Bu nimeti Kürtler sağladı’

Şehitlikten kaldığım yere gitmek için dönerken yolumun üzerinde soğuk kış günleri olmasına rağmen Amudê yolu üzerindeki boş bir arazide kurul olan çadırlar dikkatimi çekti. Alana doğru yürüdüm. Beni üstü başı isten kararmış, soğuktan elleri çatlamış ama bakışlarından yaşam akan çocuklar karşıladı. Onları, Suriye’de yaşanan korkunç savaştan kaçıp gelen aileler olduğunu düşündüm. Hangi kentten ve ne zaman geldiklerini sordum. Rıdvan Nehed Begara şu an yaşadıkları yaşam onların normal yaşamı olduklarını söyleyerek, ancak Qamişlo’ya ise savaştan kaçarak geldiklerini belirtti. Begara “bize Çingene diyorlar. Nereye gidersek gidelim yaşamamız böyledir” dedi.
Rıdvan N.Begare, konuşurken 10 çocuk babası ağabeyi Muvali sessiz bir şekilde onu dinliyordu. Rıdvan sözlerini bitirdikten sonra Muvali meydanda görünen yirmi kadar çadırda yaklaşık kırk ailenin yaşadığını belirterek şu çarpıcı gerçekleri dile getirdi, “Evet her ne kadar Çingene olsak da bu mevsimde şimdiye kadar burada yaşamış değiliz. Şimdiye kadar kışı burada geçirmiş değiliz. Kışın daha sıcak bölgelere gidiyorduk. Suriye’nin her kentinde şimdi ateş yağıyor. Her yerde korkunç bir savaş yaşanıyor. Bir tek savaşsız ortam burada yani Kürdistan’da var. Buda bir nimettir. Bunu da Kürtlerin diğer halklarla ortaklaşarak kurdukları demokratik sistem sağlamıştır. O yüzden şimdi Suriye birçok kentinden insanlar buraya göç ediyor. Bizde o yüzden göç ederek geldik. Halep’ten gelenler var, Efrîn’den, Kobani’den, Hasekê’den, Drazor’dan gelenler var. Çingene olmayanlara Kürtler ve burada yaşayan halklar yardım ederek evlere yerleştirdiler, bizler ise yine çadırlarda kaldık” dedi.
Suriye’deki savaştan dolayı durumları giderek daha da kötüleşmiş olsa da söyledikleri doğrudur. Romanların zorlu yaşamı Qamişlo’da da sürdürüyor. Bura da çöpten beslenmeye çalışıyor, dişçilik ve dilencilik yaparak yaşamlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Sabah erkenden ya da akşam üzeri çocuklarını bazen büyükleri de kentte çöplerin döküldüğü yerlere doğru giderek çöpte işlerine yarayan ne varsa toplayıp geri çadırlarını dönüyorlar. DEVAM EDECEK

SEYİT EVRAN



Anti-Kürt ittifağında neler var?


Suriye’de Kürtler’in dışlanmasında Türkiye’nin parmağı vardı. Zira Esad rejimine ‘muhalifler’ Türkiye’nin desteğini Kürtlere tercih etmişti. Zaten Türkiye ile Ulusal Konseyi’nin anti-Kürt anlaşmasını Kürt basını deşifre etti. Gazetemizin 14 Ekim 2011 tarihli sayısının birinci sayfasında ‘Suriye’de anti-Kürt ittifakı’ başlığıyla verilen haberde “AKP Hükümeti ile ‘muhaliflerin’ Kürtlere karşı 6 maddelik bir anlaşma imzaladıkları ortaya çıktı” denilmişti.
AKP ile Suriye muhalefeti arasındaki sözkonusu anti-Kürt anlaşmasının maddeleri şöyledi:
- Suriye’de Baas rejimi yıkıldığında yerine geçecek hükümet, 1998’de Suriye rejimi ile Türkiye arasında yaptığı anlaşmayı korumalı.
- Yeni hükümet Kürtler’in Suriye anayasasında yer almasına fırsat vermemeli.
- Başta Demokratik Birlik Partisi (PYD) olmak üzere Kürt partilerinin muhalefet içindeki rolünün daraltılması.
- Suriye sınırları içerisindeki Kürt bölgeleri teröre karşı Türk devletinin yardımına açılmalı.
-  Suriye’deki Kürt hareketine karşı Türkiye’nin basın, propaganda ve eğitim alanındaki çabalarına olanak tanınmalı
- Gerek görülürse Türk devletinin Suriye sınırları içerisinde teröristleri takip etmesi ve operasyon yapmasına yardım edilmeli.
Türkiye’nin muhalifleri olduğu ortaya çıkan ‘Suriye Ulusal Konseyi’ bu yaklaşımından sonra iktidar ve koltuk vaadiyle bunlara yanaşan Kürtler ise kendilerine yeni bir yol çizmek zorunda kaldı. Ekim ayının sonlarında, önce Qamişlo’da biraraya gelen Ulusal Koordinasyon’dan ayrılan 7 parti ile baştan beri U.Koordinasyonu’nun çatısı altına girmeyi reddeden 3 parti ve çeşitli gruplar Suriye Kürt Ulusal Konseyi’ni kurma girişiminde bulundu. Sözkonusu partiler şunlardı: Peşveru, Wekhevî, Welatparêz, Azadî, PÇK, PYDK, PYKS, PDKS, Partiya Demokrat a Kurdî li Sûrî ve al-Partî. Bu partiler ve gruplar, Resmi amaçlarını Kürt muhalefetini Arap muhalefetine karşı bir güç oluşturmak ve görüşmelerde avantaj kazanmak için için bir çatı altında toplamak olarak açıkladı. Bunun için de Konsey’e girecek partilerin Arap muhalif cephesinde yer almamasını şart koştu.
Suriye’ye yönelik politikaları da Baas rejimi yıkılmalı ve yerine demokratik, çoğulcu, parlamenter ve ademi merkeziyetçi bir yapı kurma, Kürtler’in kendi kaderini tayin hakkı, din ve azınlıkların haklarının anayasa güvencesi altına alınması olarak belirledi. Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS), Baas rejimiyle bireysel diyaloğu da reddetti. ENKS, 28-29 Ocak 2012 tarihinde Hewlêr’de biraraya gelerek kuruluşlarını resmileştirdi. Güney Kürdistan Bölge Yönetimi’nin finanse ettiği toplantı sonrasında PYD’nin yanında yer alan Abdurrahman Aluci Grubu da Şubat ayında ENKS’nin çatısı altına girdi.

PYD halkın içindeydi

Aslında Kürt Ulusal Konseyi özellikle rejimle diyaloğu reddetmesi, Suriye Ulusal Konseyi’ne göz kırpması anlamına geliyordu. Zira dış destekli Suriye Ulusal Konseyi’yle uzlaşabileceğini de düşünüyordu. Zaten Antalya ve İstanbul’da yapılan toplantılara katılan birkaç Kürt partinin temsilcileri de Türkiye’de kalmış ve Türk yönetimiyle ara ara görüştüğü yönünde haberler basında yer alıyordu.
Kürt Ulusal Konseyi, bünyesinde birçok parti ve grup barındırmasına rağmen Rojava’da çok etkin değildi. Konseyin içinde yer alan partiler Kürtler’in ne istediğini ve ne yaşadığıyla ilgilenmiyordu. Devrim sürecini dikkatle izleyen PYD ise halkla iç içeydi. PYD, bir taraftan Kürtçe eğitim veriyor, diğer taraftan kültür merkezleri açıyor, öte yandan savaşta mağdur olan Kürtlere destek veriyordu. Bu da PYD’nin Kürtler arasındaki popülerliğini daha da artıyor ve halk desteğini alıyordu.

Davutoğlu eksikliği hissetti

Suriye’de devrimin başlangıcıyla Cuma günleri gösteri yapılıyordu. Ancak 2011 yılın ortalarından itibaren sivil gösteriler yerine silahlı mücadeleye bırakmıştı. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan aracığıyla silah edinen muhalifler ile Esad rejimi arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. PYD sempatizanı Kürt gençleri de bu çatışmalardan Kürtler’in etkilenmemesi için savunma güçleri oluşturdu. Kürt kentlerinin girişlerinde kontrol noktaları kuruyordu.
Hal böyle olunca ENKS ile Suriye Ulusal Konseyi tekrar biraraya gelme zorunluğu hissetti. Çünkü bütün muhalifleri temsil ettiğini iddia eden Suriye Ulusal Konseyi’nin Kürt ayağı eksikti. Zaten Mart ayının başında Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu, SUK’un daha kapsayıcı olmasını istemişti. ENKS de Suriye Ulusal Konseyi ile işbirliği yaparak Kürtler’in haklarını güvence altına alarak PYD’nin popülerliğini düşürmeyi planlıyordu. Böylece kopan ilişkileri tekrar tamir etmek için her iki Konsey Hewlêr’de biraraya geldi. ENKS’yi Abdülhakim Beşar ve dış ilişkiler üyeleri, Suriye Ulusal Konseyi’ni de aralarında Abdulbasit Seyda olduğu üç kişilik bir heyet temsil etti. Görüşmenin temel amacı ENKS’yi Suriye Ulusal Konseyi’ne entegre etmekti. Toplantıda Kürtler SUK’tan Kürtler’in haklarının anayasal güvenceye alınacağına dair yazılı garantiler istedi. SUK bir kez daha federalizme ve ülkenin resmi adı olan ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’nin ‘Suriye Cumhuriyeti’ dönüştürülmesini kabul etmedi. Müzakereler başarısız olmasına rağmen iki taraf arasındaki görüşmeler sürdürülüyordu.
Bu arada Kürt Ulusal Konseyi, PYD ile de görüşmeleri kesmemişti. Hatta PYD ile görüş alışverişinde bulunmak için bir komisyon bile kurmuştu. Bu komisyon ile PYD arasında yapılan görüşmelerde Kürtler arasındaki anlaşmazlıklara rağmen Kürtler’in çıkarları için ortak mücadeleye yürütülüyordu. PYD lideri Salih Muslim, bu süreçte Kürt Ulusal Konseyi’ni SUK’a yanaşmaması için birçok kez ikaz ettiklerini söyledi. Suriye Ulusal Konseyi’nin hangi şartlar altında kurulduğunu ve hiçbir zaman Kürtler’in haklarını vermeyeceğini anlatmalarına rağmen ENKS’nin kendilerini dinlemediğini söyleyen Muslim, “Oysaki Ulusal Koordinasyon baştan beri Kürtler’in haklarını anayasal güvenceye alacaklarına dair teminat vermişti. Ulusal Koordinasyon da bu Kürtlerle görüştü, birlikte hareket etmeleri için çok çaba sarf etti. Ancak başaramadılar” diye konuştu.

Ve Rojava’da savaş çanları

Bir tarafta muhalifler ile Baas rejimi arasında yaşanan kanlı iktidar savaşı Rojava’nın kapısına dayanmış bir tarafta da Kürtler dağınık bir durum içerisindeydi. Kürtler’in bu dağınıklığından faydalanmak isteyen Hür Suriye Ordusu (HSO), Kürt kentlerine yerleşmeye çalışıyordu. Yine PYD’nin etkinliğinin kırılması için ENKS içerisinde yer alan bazı Kürtler de HSO ile birlikte hareket ediyordu. Haziran’ın sonu ve Temmuz’ın başlarında HSO ile Kürtler’in güvenliği sağlayan güçler arasında Amûdê’de çatışmalar çıktı. Çatışmaların yaşandığı zamanlarda Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın Hewlêr’deki konsolosluğuna gönderdiği gizli bir belge ortaya çıktı.
25 Haziran 2012’de ortaya çıkan belgede PYD’nin halkın gözünde düşürmek için bazı şahsiyetleri öne çıkarma, lider gibi gösterme çalışmalarının yapılması ve bu kişilerin ağzından “‪PKK rejimi koruyor, onunla uzlaşmış, Kürt halkının haklarını rejimin güveliğine kurban ediyor” şeklinde karşı bir psikolojik harekatla kullanma, yayma, örgüte karşı güvensizlik yaratma‬ amaçlandığı belirtilmişti. Bu dönemde dikkat çeken bir diğer gelişme ise bazı Kürtler tarafından ‘Selahattin Eyyübi’ ismiyle silahlı bir grup oluşturuldu. Söz konusu grup PYD’ye karşı savaşmak olarak açıklamıştı. HSO, 10 Temmuz’da Amûdê’den sonra Efrîn’de de Halk Savunma Birlikleri ile çatışmalara girdi.

Kahire toplantısı

PYD’nin gücünün zayıflatılması için Kürtlere saldırılar sürerken Temmuz ayının başlarında Suriye Ulusal Konseyi, Kahire’de bütün muhalifleri biraraya getirme çabasına girmişti. Bu toplantıya Ulusal Koordinasyonu’nun yanı sıra PYD ve Kürt Ulusal Konseyi de davet edilmişti. Toplantıda Kürtler isteklerini tekrarladı ve taleplerinin tanınanacağına ilişkin yazılı garanti istedi. Kürtler’in talepleri kabul edilmesi bir yana toplantıda Kürtlere fiili saldırıda bulunuldu.
Toplantı sonrasında Kürt Ulusal Konseyi temsilcileri PYD lideri Salih Muslim’in yanına giderek “Mesud Barzani sizinle görüşmek istiyor. Güney Kürdistan’a gitmek ister misiniz” dedi. Arap muhalifler tarafından dışlanan Kürtler bir taraftan da iç savaşla karşı karşıya kalmıştı. Davetin neden yapıldığını tahmin eden Muslim, Yüksek Kürt Konseyi’nin kuruluşuna yol açan daveti şöyle anlattı: “Davet biz Kahire’deyken geldi. Ne için davet edildiğimiz bilmiyorduk ama tahmin ediyorduk. Hewlêr’e gittik. Kürtler’in biraraya gelmesi gerektiğini söyledik. Hemfikirdik zaten. 11 Temmuz’da Yüksek Kürt Konseyi’nin iki hafta içerisinde kurulması yönünde anlaşma imzaladık.” DEVAM EDECEK


DENİZ BAŞPENİR