
‘Heyran Jaro’ya sesiyle can veren dengbêj Seyîd Fadil Cizîrî, eski şevbuherklerin hayaliyle parkinson hastalığına rağmen kilamlar ve payizoklar seslendiriyor. “Şakiro kimsesizlikten ölmedi mi” diye soran Cizîrî, dinleyicilerinden yardım bekliyor.
Botan topraklarının destanlarını, savaşlarını, aşklarını dilden dile, tarihten günümüze, kulaklardan yüreklere taşır dengbêjler. Bir halkın sözünü, tarihini şevbuherklerle (dengbêj divanı) kapalı odalardan dünyaya duyuran, sesiyle binlerce payizoka can veren isimlerden biri de Seyîd Fadil Cizîrî.
“Heyran jaro ax (Yoksul hayran)/ Ma ne wezê ji kulikê te dimirim hey heyy haho (Senin derdinden öleceğim hey heyy haho)/ Hey jaro ma ne wezê ji kulikê te ‘mirim (Hey yoksul ben senin derdinden öleceğim)/ Hey belê çavê reş û belek kilê siphanî nagirim (Kara gözlerin sürme tutmaz)/ Yarikê vî zemanî dev dost in (Zamanın dostları hep sözdedir)/ Wey qelb û dilê xwe kafir in! (Kalpleri ve yürekli gibi kafirdir)” sözleriyle bilinen payizokun önemli seslendiricilerinden biri olan Seyîd Fadil Cizîrî, payizokların topraklarında dünyaya gözlerini açar: 1962 yılında Şirnex’in (Şırnak) Silopî (Silopi) ilçesinin Salatuni köyünde.
Anneden öğrenilen bir gelenek
Hayatının bir parçası olacak dengbêjliği annesi Dengbêj Sevê’nin dilinden, ninnilerinden öğrenir. Kendini bildiği andan itibaren annesinin parçalarını dinleyen ve ezberleyen Fadil Cizîrî, ilk etapta kilamları söylemeye utansa da sesinin çevredekiler tarafından duyulup beğenilmesiyle daha 14-15 yaşlarında dengbêj divanlarındaki yerini alır.
O dönemlerde köyleri, divanları ve düğünleri dolaşan Fadil Cizîrî, o günleri büyük bir özlemle anarak devam ediyor: “Biz eskiden köylere gidip gezerdik, sabahlara kadar sohbetler ederdik, kilamlar, düğün şarkıları söylerdik, kol kola girip halay çekerdik. Bizim bir sesimiz vardı ve öyle söylerdik. Şimdi ise davul-zurna gibi düğün çalgıları çıktıkça dengbêjlik unutuldu. Bugün yapılmak istenen dengbêjlik değildir. Divana oturup sabaha kadar durmadan kilam, payizok söyleyen kişilere dengbêj denilebilir. Sadece düğün şarkıları söyleyerek dengbêjlik yapılmaz.”
Botan payizokları
Gençken avcılığa gittiğinde sabah gün ışığıyla başladığı kilamlarına saatlerce devam ettiğini anlatan Fadil Cizîrî, Botan payizoklarının büyük bir hüzün içerdiğini ve söylerken kendinden geçtiğini, onun akışına kapıldığını, gözünün dünyayı görmediğini söylüyor.
Şevbuherk gecelerini düşündükçe...
Dengbêj Cizîrî, geçim derdi nedeniyle 1992 yılından sonra Cizîr Belediyesi’nde zabıta olarak çalışmaya başlamış. Yüreği hala kilamlarındaymış ama çocuklara bakabilmek de gerekiyormuş. Dengbêjliğe ise yeniden, ancak emekliliğinden sonra dönebilmiş.
Sonra, oğlu Cemal Ergül’ü trafik kazasında yitirmiş Fadil Cizîrî. Üzüntüden parkinson hastalığına yakalanmış ve kilamları susmuş. Cizîr’deki direnişte ise büyük oğlu Murat Ergül, katledilmiş. Fadil Cizîrî’nin büyüyen yası, hastalığını da büyütmüş; el ve ayakları titremeye, beyin damarlarında sorunlar çıkmaya, sesi bozulmaya başlamış giderek.
“Çocuklarımı yitirdikten sonra kendimi kimsesiz kalmış gibi hissettim” diyen Fadil Cizîrî, hastalığının tedavisi için gerekli ameliyat için yeterli parası da olmadığından, gününün büyük bölümünü evde, hasta yatağında geçiriyor. Hastalık sesini etkilemiş ama artık buna aldırmadan, yine uzaklara dalarak payizoklar söylüyor. Bir yandan da halkın dengbêjlere eskisi gibi sahip çıkmadığından dert yanıyor ve ekliyor: “Hastayım ancak tedavi görecek param yok. Şakiro da kimsesizlikten ölmedi mi? Kimse dengbêjlere sahip çıkmıyor. Ama artık hayat kalmadı. Hastalıktan dolayı geceleri uyuyamıyorum. Eski şevbuherk gecelerini düşündükçe bu halime ağlıyorum.”
DİCLE MÜFTÜOÐLU / ZOZAN FENDİK/ DİHA / ŞIRNEX