İnkar ediliyorlardı, kart-kurt’tan Kürt ismi takılmıştı, aslında dağ Türkleriydiler. Dağ Türkleri olduklarını kabul ettirmek için onca canlar gitti. En çok da kimliklerini, dillerini, onurlarını korumak isteyen Kürtler canından oldu. Sonunda devlet Kürtlerin varlığını kabul etmek durumunda kaldı kalmasına ama, fiilen değişen bir şey yoktu. Yine zalimane tutum yine inkar ve yine imha politikaları bir biçimde sürüyordu. Kürtlere karşı devlet politikası hiç değişmedi. Kim iktidara gelirse gelsin inkar ve imha hep gündemde kaldı. Hak mücadelesi verenlere terörist muamelesi, hain muamelesi yapıldı. Çözüm için hep inkar, olmadı imha politikaları yürütüldü. AKP'de bunlardan biriydi. Konuştu, tartıştı ama çözüm üretmedi. Üretemedi değil üretmedi. Konuştuğu şeylerde samimiyetsizdi. Bugün söylediğini yarın inkar ediyordu. Kürtler'in varlığını Diyarbakır’da kabul ediyor, arkasından "kadında olsa çocuk da olsa gereken yapılacak" diyordu. Ve biri 7 yaşındaki Enes olmak üzere, yedisi çocuk 13 insan devlet güçlerince öldürüldü.
Süreç hep bu minval üzeri ilerledi. AKP askerle işbirliğine girdi ümmetçilikten milliyetçiliğe terfi etti. Aslında hep öyleydi de başka türlü görünmeyi tercih ediyordu. Oy oranı yükseldikçe kibre kapıldı ve yüzünü fazla gizleyemedi ümmetçiliğini bir yana koyup "Türk-islamcı"lığını ortaya sürdü. Eylem ve söylemleriyle faşizan tutumunu sürdürüyor.
 Geçmişten bugüne devletin, hükümetin, özellikle AKP'nin yaptıklarına karşın, Kürtler açısından gelinen nokta: Mecliste grubu var, onların deyimi ile meşru zeminde politika yürütüyor, yaklaşık yüz belediye başkanlığı onlarca sivil toplum kuruluşu var. Kendi medyası, kendi ticaret ağını kurmuş bir toplum var karşılarında. Nüfusu kırk binleri bulmuş Kürt halkına bir statü verilmese de kendi organizasyonunu sağlamış, halkı politize olmuş hak aramada da oldukça da deneyim kazanmışlardır. Haklı taleplerini, her koldan iki adım ileri bir adım geri olarak elde etmek üzere tutarlı bir yol izledikleri tartışılmaz. Bu yol, meşru ve haklı taleplerini bütün dünyaya kabul ettirme çabasıdır. Pasif eylemlerle, güçlü eylemlerle sivil itaatsizliklerle ellerinden geldiği ölçüde parlamenter mücadeleye destek veriyorlar. 68 gün süren açlık grevleri de bunlardan biri…
Binlerce Kürt siyasetçisini sudan nedenlerle içeri kapattılar. İçeridekiler işkenceye maruz kaldı, çocuklara tecavüz edildi seslerini duyuramadılar. Hukuki, meşru taleplerini AKP Hükümeti, özellikle kibirli Erdoğan duymak görmek istemedi. Bu süreçte elleri kolları bağlı dört duvar arasında kalanlar, haklı taleplerini duyurmak için açlık grevine gitmek seslerini duyurmak durumunda kaldılar.
Açlık grevi, insanın çaresiz kaldığı bir durum karşısında (bu şartlarda yaşamayı) kabul etmeyip, yani faşizan durumu reddetmek için, yapabileceği en etkili eylem biçimi. Onlarda öyle yaptılar. Muhatapları her türlü usulsüzlüğü, hukuksuzluğu pervasızca yaşama geçirirken; yapabilecekleri tek şeyi yaptılar. Tutsaklar açlık grevine gittiler. Bu eylem barış yönündeydi, evrensel bir hak ve duruştu. Bu insani ve asil duruşa, Erdoğan aşağılayıcı ve saldırgan bir tutum takındı. Önce 'böyle bir şey yok şov yapıyorlar', sonra 'hepsi bıraktı' dediği sıralarda Adalet Bakanı onu düzeltiyor, hemen her hapishanede onlarca tutuklunun açlık grevine başladığını duyuruyordu. Ardından 'kuzu kepap' muhabbeti, ardından 'canım bunlar açlık grevi üstünden vicdanlara hitap ederek siyaset yapıyorlar onun için bitirmiyorlar!' diyordu.
Erdoğan, talepleri dikkate almak yerine, yalanlarla, saldırganlığını sürdürüyordu. Sürekli yalanlar, tehditler savurdu "idamı halk istiyor" gibi intikamcı ruhunu sergileyerek yeni bir tartışma yaratmaya çalışırken, hükümetin diğer üyeleri onu "gündemde böyle bir şey yok" diye düzeltme demeyelim de yalanladılar. Gelinen noktada Erdoğan’ın maskesi düştü, intikamcı ve inkarcı ruhu açığa çıktı. Açlık grevleri bitti. Yeterince seslerini duyurdular. Erdoğan onların ölmesini boşuna bekledi. Görüldü ki! Grevler Kürdistan halkını bir kez daha bir araya getirdi. Aileler, cezaevlerindeki evlatlarının çevresinde iradeleri ile çelikten bir duvar ördüler. Hak ve özgürlük taleplerinde ısrarlı olduklarını, hiçbir koşulda bundan vazgeçmeyeceklerini bir kez daha dünyaya ve ülkeye gösterdiler.
Kürtlerin artık bu konudaki ısrar ve samimiyetlerinin sınanması gerekmiyor. Erdoğan saldırganlıktan ve inkardan vazgeçip grevcilerin sağlık sorunlarıyla adil ve eşit hak taleplerinin yerine getirilmesiyle ilgilenmesi gerekir. Aksi tutum, Erdoğan’ın düşmanlık üzerine kurguladığı politikasının yansıması, çatışma kültürünü egemen kılması anlamına gelecektir.