SELMA AKKAYA
Covid-19 pandemisi küreselleşen dünyada hem toplumların büyük bölümü hem de sınır kapıları kapatıldı. Korku filmlerini aratmayan senaryolar her ülkeden yükseliyor. Fransa Bilim Kurulu 17 milyon, Almanlar 7 milyon tahmini ölüm sayıları sıralanırken, virüsten önce korku insanları vuruyor. Neo-liberal kapitalizmin derinleşen krizine bir de salgın eklenince “yarın” sorusu giderek büyüyor.
Çin’den gelen maskeler, Fransa açıklarında ABD’nin verdiği üst fiyattan çalınırken, aynı yöntemle İtalya sınırında Almanlar “parayı veren düdüğü çalar” der gibi maskelere el koyuyor. Kapitalist sistemin insanı değil, parayı merkeze alan sağlık sisteminin çöküşünü hep birlikte izlerken, diğer taraftan gazetelerden, sosyal medya ağlarından, televizyoncuların yorumlarından komplo teorileri sağından, solundan sarmalanarak ekranlar aracılığıyla kitleleri korku iklimine hapsetmiş durumda. Virüsten önce korku insanları sarıyor. Diğer taraftan sistemin bu krizle birlikte çökeceği yönünde beklentiye girmiş kesimler de az değil!
Ya gettolarda sıkıştırılmış milyonlar
Tüm ülkelerde özellikle yoksul emekçileri, işçileri vuran virüs, bu salgının mimarı sistem gibi ilerliyor. Alınan önlemlere bakıldığında, orta sınıflar sokağa çıkma yasağına karşı evinde otururken, izleyeceği filmi seçip çerez atıştırıyor, diğer taraftan gettolara sıkıştırılmış milyonlar, gelecek faturaları, gıda sıkıntısını ve korona günlerinden sonra dışarı çıktığında kaybedeceği işini düşünüyor. Çünkü biliyor; ülkesinde marketler ve herkese yetecek yiyecek olsa bile parası olmayan aç kalacak!
Elbet virüs zengin fakir ayırt etmeden her kesime bulaşıyor ama salgının yayılmaması için alınan tedbirler ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak en fazla işçi ve emekçileri vuruyor. Dünyanın bu izole hali içerisinde örgütlü toplumsal bir dokuya sahip olmak, sistem karşıtı olmak, dayanışmanın önemi, yabancılaşmanın kırılması gibi konular başlı başına daha da önem kazanıyor. Çünkü asıl yıkım salgından sonra!
Sistem kendini reorganize ediyor
Gelişmelerin nereye evrileceği, bu pandemi krizinin sistem kriziyle birleşmiş halinin nerede duraklayacağı yönünde erken yorumlar yapmak yanıltıcı olur. Ama şu bir gerçek ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Sınırlarını kapatmış ülkelerin meclisleri, batacak dev şirketleri, birliklerden doğacak borçlanmaların kabul edilmemesini vb. oyluyor. Örneğin birkaç gün önce Hollanda ulusal meclisi, AB’den doğru gelebilecek ülke borçlarını üstlenmemeyi oylayarak onayladı. Tedbir zincirleri birbiri ardına işlerken bu tedbirler ve yeni geçişler virüsten çok sistemin kendini reorganizesine benziyor.
Asgari ücretin de altına düştü
Kapitalistler bizler evlerimize hapsetilmişken dijital iş gücü ve uzaktan eğitim, uzaktan çalışma, evde sağlık vb. yeni bir boyutu bu kapalı olma hali içerisinde sistemleştirmeye çalışıyor. Sistem, Çin’de robotların hastaların ateşini ölçüp nabzını kontrol ettiğini günde sayısız kez dünyanın bütün televizyonlarından bilinçaltımıza yerleştirirken, diğer taraftan milyonları tele-çalışma adı altında asgari ücretin altında paralarla evinde çoktan çalıştırmaya başladı.
Hayatlarının değeri 300 euro
Evlere hapsolmuş çocuklara, eğitim için öğretmenlerden videolar gelirken, haftalık ödevler veriliyor. Çoktandır eğitim alanında yapılmak istenen değişimler, şimdi pratik olarak hayata geçirildi. Doktorlar, telekonferans yoluyla sizinle görüşüp reçetenizi online olarak gönderiyor. Online alışverişi taşıyan dağıtıcılar hayatları pahasına haftalık üç yüz euroya çalışıyor. Sigorta parası, emeklilik maaşı, huzurevi gibi konular devletin kamburu olarak görülürken, her ülkede günde yeterli müdahale yapılmadığı için yüzlerce yaşlı insan yaşamını kaybediyor.
Pandemi hızır gibi yetişti
Pandemi krizi içerisinde sistem bir taraftan kendisine yük olarak gördüğü yaşlı, sakat, sağlık sorunu olan nüfustan kurtulurken, diğer taraftan esnek sömürü çarkı yola koyuyor. Her ülkede milyonu bulan işsizlik rakamları birbirini izliyor. Bunun için Avrupa ülkelerinde son birkaç yılda emekçilerin kazanılmış haklarını elinden alan bir dizi yasa ve yönetmelik devreye sokulduğunu hatırlamakta fayda var. Örneğin; Fransa’da Macron iktidarıyla onaylanan yeni iş yasasına göre kriz dönemlerinde işverenler tazminatsız işe son verme hakkına sahip. Pandemi, hızır gibi ayaklarına yetişti çoktan: İki haftada 5 milyon işsiz!
İşsizler ordusu büyüyecek
Covid-19’dan sonra kapitalist sistem içerisinde birçok iş kolunun alt üst olacağı aşikar ama bu sistemin yıkılacağı anlamına gelmiyor elbet. Yeni daha fazla sömürüyü esas alan iş kolları için çoktan kolların sıvandığını akıldan çıkarmamak gerek. İşsiz orduları büyüyecek, yoksulluk derinleşecek. Ve bu durum virüsten daha hızlı ilerliyor. Bunun karşısında biriken toplumsal öfkenin, yıkımın örgütlenmesi, sınıfsal ihtiyaçlara kanalize edilmesi ve sistem karşıtı bir duruşa yöneltilmesi gibi tarihsel bir misyon oynayacak devrimci bir çıkışa ihtiyaç ise elzem. Bu salgından emperyalist sistemlerin al-aşağı olacağı ve bunun altından kalkamayacağını beklemek hayal olur !