Tükenmedi umut bizde

Gün oldu katledildik

Ağrı eteklerinde

Kerkük boylarında

Ve Yemen'de

38 de Dersim'de 40 bin ölü

Daha doğmamıştı çocuk o gün

Yuvarlak karınlarda çocuklar

Bir isyan ardından göçüp gittiler

Seni kime demeli tutsak mitralyöz

Hele hele bizleri

Umuda ser verdik

Umuda kavga verdik ve kavgaya ölü verdik

Yeni doğan bebe uğramasın sömürgeye

Şafak loy şafaktan

Gelir sesimiz Ortadoğu'dan Nurhak'tan

Gelir sesimiz Kürdistan'dan şafaktan loy

Yeni doğan bebe uğramasın sömürgeye

(Apocu Hareketin ilk şehidi Ali Doğan Yıldırım’ın şiiri, 1975)


Tuzluçayır yoğunluklu olarak Alevi, yoksul kesimin ve kısmen de Kürtlerin yaşadığı bir mahalleydi. Bu özelliğinden dolayı da devrimcilerin üslendiği bir mahalle olma özelliğini taşıyordu. Türk sol örgütlerinin de öncü kadrolarının çıktığı bir yerdi. İbrahim Kaypakkaya'dan Hüseyin İnan'a kadar Türk solunun öncü kadroları bu mahalleden çıkmıştı. Polislerin ve faşistlerin giremediği kurtarılmış bölgeydi burası. 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden aylar geçmesine rağmen faşistler bu mahalleyi giremezken, polisler ise konvoylar halinde giriyordu. 

1970'li yılların ortalarından itibaren Apocu hareketin de kök saldığı yerlerden biri oldu Tuzluçayır. Apocu hareketin bugünlere gelmesinde çok önemli bir yeri var Tuzluçayır'ın. Apocu hareketin öncü kadrolarından Kemal Pir örgütlemişti bu mahalledeki gençleri. Sonlarında çok sayıda genç Harekete katılmıştı. Hareketin çekirdek kadrolarının birçoğu Tuzluçayır'daki gençlerden oluştu. İlk şehidi Ali Doğan Yıldırım Tuzluçayırlı idi. Yine Şahin Kılavuz, Doğan Kılıçkaya, Asker Demir, Haydar Altun, Gürcan Özcan, İbrahim Bilgin, Zeynep Erdem, Filiz Yerlikaya, Sinan Altun, Salih Doğan Yıldırım… Tuzluçayır'dan bu mücadeleye katılıp şehit düşenlerden bir kaçı. 

Apocu hareket ilk katıldığı mitinge "Kahrolsun Sömürgecilik" pankartı altında Tuzluçayırlı gençlerin örgütlediği kalabalık bir grupla katıldı. Mahalledeki kadın, çoluk çocuk hepsi birden katılmıştı mitinge. İlk halk örgütlenmesi bu mahallede gerçekleşmişti.

Bizim evde Tuzluçayır'ın hemen üst tarafından Natoyolu denilen bir mahallede 2 odalık bir gecekonduydu. Bir tepenin yamacına 1000 metre karelik bir alan kurulmuş, bahçesinde kavak ve meyve ağaçları dolu. Ankara'da oturuyoruz desek de, kentin merkezine otobüs veya dolmuş ile gitmek bile bir saatten fazla alıyordu. Yani Ankara'nın kenarında bir mahalle.

Çoğu insan bilmez ama Apocu Hareketin kuruluşu açısından tarihi öneme sahip bir gecekondu. Apocu gençlerin ilk eğitimlerini, ilk toplantılarını, ilk eylemlerini planladıkları bir mekan. 

Bu küçük evde neler yaşanmadı ki, kimler gelip geçmedi ki! Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'dan Kemal Pir'e, Mazlum Doğan'dan Sakine Cansız'a, Haki Karer'den Ali Haydar Kaytan'a kadar PKK'nin önder kadrolarının hemen hemen hepsinin uğrak yeriydi. 

8-10 genç evin bir odasına girip günlerce çıkmadan bir şeyler okuyor, bir şeyler taşıyor. Nenem (Hatice Altun) ise onlara yemek hazırlıyor, çay veriyor, yatmaları için yataklarını seriyor. Günlerce bir odadan çıkmadan ne yaptıklarını merak edince de odanın kapısındaki küçük deliklerden içeriye göz atmayı deniyor, kapıyı dinliyor. Ama ne olduğunu, neden günlerce çıkmadıklarını, ne okuduklarını çok da kestiremiyor.

Aylar geçtikçe evimiz artık gelenleri karşılamaya yetmeyince, bu sefer bu Apocu gençler harekete geçerek evimizi büyütüyorlar. Evi yıkıp briketlerle yerine 4 odalı büyük bir ev inşa ettiler. Bu ev yıllarca Ankara'ya gelen Apocuların uğrak yeri oldu. Hatta bazen Ankara'ya iş için gelen Apocular bizim eve uğramadığında Nenem, "Onlar nasıl PKK'li ki bizim eve uğramamışlar, kesin PKK değiller" demekten kendini alamıyor. 

1970'lerin ortalarından itibaren devletin baskıları da giderek arttı. Neredeyse her Allah'ın günü evimiz basılıyor, didik aranıyor, evde her kim varsa gözaltına alınıyordu. Her olaydan sonra veya her önemli etkinlikten önce polislerce basılıyordu. Tüm DAL (Derin Araştırma Laboratuvarı) polisleri ile tanışık olmuştuk. Ama sadece evdekiler değil komşularımız bile polise gelen gidenler hakkında bilgi vermiyor, yıllarca yanıbaşımızdaki evlerde oturan komşularımız polislere bizi tanımadığını söylüyordu. Ailenin gözaltına alınmayan, işkence görmeyen, tutuklanmayan bir tek ferdi bile kalmamıştı. Apoculara destek veren, çocukları katılanlara yönelik de baskılar giderek artmıştı. 

Tüm bu baskılara rağmen Tuzluçayır, Apocu Hareketin bir kalesi haline dönüşmüştü. Birçok ev kapısını Apoculara açmış, çok sayıda genç harekete katılmıştı. 

Nenem, yaptığı röportajlarda 1970'lerdeki Apocuları ve o günleri şöyle anlatıyordu: 

"Bizim evde çok kaldılar. Hepsi okuyordu ve sonra bıraktı. Seminer veriyorlardı ve gidiyorlardı. Bizim ev 12 Eylül'e kadar iki günde bir basılırdı ama hiçbir zaman bir şey yakalatmadım. İyi silah saklardım. Elime aldığımda göremezdin. Tonla silah sakladım. Hiçbir silahı bugüne kadar devlete vermedim. Çok cesaretliydim. Ama şimdi kalmadı. Yaşlandım. Bir şey yapamıyoruz. Böyle işler başımızdan çok geçti. Neler yaşadık!..

Ev herkese gösterilmiyordu. Başkan, Kemal Pir, Cemil Bayık, Fuat Heval, Muzaffer Ayata, Haki Karer, Mustafa Karasu ve diğer arkadaşlar geliyordu. Haki arkadaş açık diğerleri gizli gelirdi. Neşelilerdi. O kadar neşelilerdi ki yükümüz çok hafiflerdi. O grup başkaydı. "Kürdistan'ı kuracağız" diyorlardı. İnanıyordum. Halen inanıyorum.

1975'teki dönüş toplantısı bizim evde oldu. Başkan görev verdi. Herkes bir yere gitti. Sonra partiyi kurdular. "Kuruluş Bildirgesi" diyorlardı. Elden ele altın gibi saklıyorlardı. Bir komşuya bile söylemiyorduk. İlk gruptakiler çok temiz iş yaparlardı. Birbirlerini tutuyorlardı. İnsan doğru dürüst iş yaparsa sevilir. Onlar öyleydi. PKK iyiydi. Birbirini çok seviyorlardı. O günler çok güzeldi."

Birkaç gencin Ankara'da "Apocular" olarak başlattığı, kısa zamanda milyonları etkisi altına alıp her geçen gün dev gibi büyüyen bir hareket ortaya çıktı. Bugün bir halkın ölümüne verdiği özgürlük mücadelesi 1970'lerde zorluklar ve yokluklar içinde, "iğneyle kuyu kazarak" ortaya çıkarıldı. O günleri  bilmeden, tarihi hafızalara kazımadan bugünü anlamak, bu hareketi anlamak imkansız…