Kürdistan’ın, "Rojava" ismini alan parçasını tanımlamaya çalışalım:
Eğer 5’inci Enternasyonal olsaydı, onun yıldızı olurdu;
Şimdilerde, Uluslararası Hukuk’un gündemine giren ilk parçası;
Türkiye’nin sınırları dışında;
Türkiye’nin resmi sınırlarını lağvetme gücüne sahip, siyasi bir kıvılcım;
Dünya sosyalistlerinin "yeni vatan" olarak tanımlayabilecekleri, "kutsal alan"lardan biri.
Öcalan’ın "kırmızı" çizgi olarak belirlediği, Erdoğan’ın yıkıp geçmek istediği mekan;
Yıkan değil, direnen ve savunma pozisyonunda olmasıyla, dünyada aklı başında olanların himaye altına almak istedikleri ender bir coğrafya;
DAİŞ’e karşı verdiği mücadelede "vicdan bileşkesi" olarak şekillenen herkese akraba bir diyar;
Önünde diz çökülecek, kadın direnişçilerin manifestosunu yazdığı toprak parçası;
Asurlar’ın, Kürt, Türkmen, Arap ve Çerkezler’in özgür yaşam yurdu;
Erdoğan’ın çıldırtan görüntülerin hakim olduğu, komşu ülke;
İnsan emeğinin yoğurarak biçimlendirdiği, bir dünya uydusu;
Erkekler’in konuştuklarında bile, kendilerini tashih eden bir kadın dünyasının olduğunu kanıksadıkları, toplumsal bir "mucize".
Kürdistan’ın, egemen müslümanlığın kapanına alındığının farkında olanların biçimlendirmeye çalıştıkları sistem;
Tarihi bir tesadüf eseri, "ABD’nin çıkarlarıyla çakışan bir tarih dilimini yakalaması açısından, yüksek düzeyde şanslı ve bir o kadar da riziko yüklü siyasi atmosferin adresi.
Kürdistan’ın en zayıf halkası olarak, sömürgeciliğe son vermeye aday ilk kırılma alanı;
Kuzey Kürdistan’ı kurtuluşunun yolunu açacak, "küçük kardeş";
Günümüzde yeniden başlatılan Kandil-Hewler eksenli Kürdistan’ın siyasi temsildeki birliğinin, dokunulamaz zenginliği;
Barzani’nın geleceğini tayin edecek güçlü siyasi odak;
Kürdistan’ın başkenti Diyarbekir’de: "PKK, PYD, YPG ve DEAŞ’ın hiçbir farkı yok" diyen Erdoğan’ın: „Şu anda Amerika'nın PYD-YPG'ye vermiş olduğu desteği bize verilen söz bu değildir" cümlesiye protesto eden, agresifleştiren siyasi fırtına merkezi…
Ve bağımsızlığına itiraz edeceklerin "barbar" olarak addedileceği özellikleri taşıyan, ender bir sistem.
Siyasi temsilcisi Salih Muslim.
Ve böylesi bir siyasi atmosferde, BM kürsüsünden "Rojava" anayasasını dünya kamuoyuna ilan edecek isim.
Hatırlayın 1974’de BM kürsüsünden, bir elinde zeytin dalı diğerinde silah taşıdığını, belirterek, tekrarla bu zeytin dalının kırılmaması uyarısına bulunan Arafat’ı.
Arafat o dönemde "terörist" olarak yansıtılmasına rağmen, aynı zamanda, ABD-Mısır ve Ürdün bileşkesindeki anlaşmalara "evet" dediği için kürsüdeydi.
Belki de Arafat’ın kürsüye çıkışı: "terörizmin bir iletişim stratejisi" olmasıyla da ilintiliydi.
Ancak Salih (Salah) Muslim, Erdoğan’ın bile "terörist" ilan edemediği, çapı itibariyle, Erdoğan ve Türkiye’deki Bakanlar kabinesini, sol cebinden çıkaracak siyasi bir lider.
Dünya’da yüreği "Rojava" için çarpanların "on milyon imza" ile BM’ye başvurması, çok yakın bir tarihte, Salih Muslim’i BM kürsüsünden dinlememizin önünü açabilir. Bu da Türkiye’deki o çıldırmış ekibin siyasal sonu olur.
Erdoğan’ın yargılanmasına start olmaz mı?
Türkiye’nin cephanesini DAİŞ’e pazarladığı ülke, Rojava değil mi?