
Önce haberi okuyalım: “Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgilere göre, son 17 günde bin 709 rejim unsuru etkisiz hale getirildi.
İdlib’de yapılan operasyonlar kapsamında rejime ait 55 tank, 3 helikopter, 18 zırhlı araç, 29 obüs 21 askeri araç, 4 doçka, 6 mühimmat deposu ve 7 havan imha edildi.”
Türk devleti Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarını işgal etmiş ve bu devlete karşı savaş açmıştır. İddiaya göre Türk ordusu Suriye ordusuna son ay içinde 1709 kayıp verdirmiştir. Suriye Ordusu da Türk ordusuna geçtiğimiz gün 33 kayıp verdirmiştir. Eğer böyleyse ağlamanın alemi var mı? “Skorunuzla” övünsenize! 1709’a 33…
Bu bir savaştır. Savaşta ne Suriye ordusunun eli armut topluyor, ne de Türkiye ordusunun eli. Birbirlerini vuruyorlar.
Türk medyasına bakınca sanırsınız ki Suriye devleti kışlalarında uykuya yatmış Türk askerine, Suriye toprağında değil de Türkiye toprağında, durup dururken, ansızın, sebepsiz yere bir gece baskını yapmış, uykudaki askerleri öldürmüş.
Türk medyasının hali tam da böyle.
“Hain, alçak saldırı” diye bağırıyor, ağlıyor, içi yanıyor.
Savaşta hain ve alçak saldırı olmaz. Saldırı olur. Saldırı olunca da, kim saldırmışsa saldırıya uğrayan kayıp verir. Ne Suriye ordusu ne de Türkiye ordusu İdlib’de “barışçı talim” yapıyor. Savaşıyor. Ağlayacaksan savaşma. Savaşıyorsan ağlama.
Türk devleti adına konuşanlar, savaşı değil de, savaşta yapılan bir taktik saldırıyı suçluyorlar. İdlib’i işgal etmiş olmayı Türk devletinin hakkı olarak görüyorlar. Suriye ordusuna verdirdikleri kayıpları övünerek anlatıyorlar. “Onlar birkaç askerimizi öldürdü, biz misliyle onların askerini öldürdük” diye övünüyorlar. Madem savaşı savunuyor ve Suriye’ye verdirdiğiniz kayıpları övünerek millete duyuruyorsunuz, o halde “birkaç tane” kayıp yüzünden neden dövünüyorsunuz?
Savaş kötüdür. Ama onun bile bir “hukuku” ve “ahlakı” vardır.
Savaş hukuku, Türk devletini hiçbir haklı sebebi olmadan Suriye topraklarını işgal ettiği için insanlığın vicdanında çoktan mahkum etmiştir. Türk devleti Suriye’de meşru hükümeti devirmek için kan döken DAİŞ’çi çetelerle birlikte Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği için de suçludur.
Türk devleti “ahlaken” de çökmüştür. Çaresiz milyonlarca Suriyeli sivil mülteciyi bu savaşta utanç verici bir siniklikle şantaj aleti haline getirmiş, Avrupa halklarını “sınır kapılarımı mültecilere açtım” diyerek “cezalandırma”ya kalkmıştır. Mülteciyi lejyoner yapmış Libya çöllerine sürmüştür.
Türk devletinin durumu acınacak bir durumdur.
Putin’le Trump arasındaki masa tenisi maçında patlak pingpong topuna dönmüştür.
Obama Erdoğan’a beyzbol sopası göstermiş, Trump “ahmak” demiş, yaptırım üstüne yaptırım kararı almıştı. Rus uçağının düşürülmesiyle birlikte Putin Türk ekonomisini havaya uçurmuştu. ABD Rojava’da Erdoğan’ın müttefiklerini bombalamıştı. Putin de şu sıralar Türk üslerini bombalamakta.
Şimdi hem ABD, hem de AB “n’aber, Türkiye’nin gerçek müttefikleri kimmiş, kafanıza dank etti mi” diyerek Erdoğan’ı maytaba alıyor.
Erdoğan kafasını bir Rusya’ya, bir Amerika’ya döndürmekten serseme dönmüştür. Eline tutuşturulan S-400 roketlerini nereye saklayacağını şaşırmıştır.
Zavallı… Üstü başı yırtık pırtık, burnu kırık, kaşı patlak NATO kapılarında “Rusya’ya karşı yardımıma koşun” diye dileniyor.
Ne demek bu?
NATO, bu anlaşmanın 5. Maddesi gereği Erdoğan’a yardım etmek için Rusya’ya savaş mı açacak?
Bunun anlamı termo-nükleer savaştır.Erdoğan boyuna posuna bakmadan ABD ve Rusya arasında nükleer savaş provokatörlüğü yapıyor. Türkiye’yi harap ettiği yetmez gibi, dünyanın kaderiyle oynamaya yelteniyor.
Vah zavallı pingpong topu: Trump ve Putin onunla oynuyor. Patlak pingpong topu tenis masasında zıplamadığı için, bir Putin eline alıyor, basıyor raketi, bu defa Trump sırıtarak patlak topu kaldırdığı gibi karşı tarafa gönderiyor.
Ne demiştik?
Türkiye “savaş hukukuna” göre de “savaş ahlakına” göre de kaybetmiştir.
Ve bir de kaybolan başka bir şey var: Lenin’in vaktiyle dediği gibi her millete ait “ulusal gurur” Erdoğan’ın ayakları altında kepaze olmuştur. Kendi halkına karşı “dik durma” rolü yapan Erdoğan küresel devlerin önünde zavallı bir cüceye dönmüştür.
Hukuksuz, ahlaken çökmüş, gururunu yitirmiş bir savaş suçlusudur. Sonunda mağluplar masasına oturtulacak ve yargılanacaktır.
Bir zamanlar Kore’ ve Kıbrıs savaşında TKP şöyle bir çağrı yapmıştı:
“Mehmetçik memleketine dön!”
Slogan eskidi. Çünkü artık, “kaput giymiş köylü çocuğu” “Mehmetçik” yok.
Paralı asker var. Ona “dön” desek de artık dönemez… “Viran olası hanede evlad u ayal var”. Lakin maaş beklerken tabut geliyor.
Kader ağlarını örüyor…