Almanya Gündemi
'Paris Katliamı' dendiğinde Kürtlerin aklına iki yıl önce 9 Ocak'ta katledilen 3 Kürt devrimci kadının katledilmesi geliyordu. Geçen hafta, (7 Ocak'ta) 'Paris Katliamı' adıyla sembolleşecek yeni bir katliam daha yaşandı. Ne tesadüf ki, katliam aynı zaman diliminde, aynı 'zihniyet' tarafından gerçekleştirildi. Avrupa'nın 11 Eylül'ü olarak nitelendirilen ve gündemi bir anda allak bullak eden, kara mizah dergisi Charlie Hebdo'ya saldırıların yankısı hala devam ediyor.
Gerçek İslam'ı (!) dünyaya yaymaya kararlı bu karanlık zihniyet, kendinden olmayanı‚ 'katl' yöntemi ile yok ediyor. İfade özgürlüğünü yok sayan bu zihniyetin katliam gerekçesi ise Hz. Muhammed'in karikatürlerini dergilerinde basmaları. Oysa bu gerici zihniyet daha dün kaçırdığı Êzîdî kadınları nasıl kölesi haline getirdiğini ayan beyan dünyaya duyuruyor, kadınlara tecavüz ediyor. Sırf farklı inanç mensubu diye insanların toplu şekilde kafalarını kesiyor, farklı inançların ibadethanelerini, içinde insanlarla birlikte yakıp yıkıp kül ediyordu. Neresinden baksak' tutarsız' olan bu zihniyetin, Avrupa'nın göbeğinde böyle bir saldırı yapması elbette kücümsenek bir olay değil. Zira saldırıların devam edeceği mesajı da verildi. Hatta Paris'teki katliamın akabinde Almanya'da Charlie Hebdo'ya destek için karikatürlerini basan Hamburger Morgenpost gazetesi kundaklandı, arşivi büyük zarar gördü. Yaşanan saldırı, kuşkusuz Avrupa'nın bundan sonraki dış ve iç politikalarını etkileyecek. En önemlisi Avrupa'da yaşayan ve tek dertleri inançlarını yaşamak olan insanlar da malumen bu gelişmelerden olumsuz etkilenecek, zira zaten çok pembe bir hayat standartları yok.
Türkiye'yi baz alarak düşündüğümüzde, katliamdan sonra yaşanan gelişmeler de, katliamın yöntemi kadar ilginç. Yaşananları rakamlarsak, birincisi: Charlie Hebdo saldırısının hemen akabinde Yahudi bir markete girip, müşterileri esir alarak, Charlie Hebdo saldırısı zanlılarının serbest bırakılmasını isteyen Amedy Coulibaly'nin suç ortağı olduğu iddia edilen eşi Hayat Boumedienne'nin 'Türkiye' üzerinden Suriye'ye gittiği tespit edildi. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bunu resmen doğruladı. Tabii olay olup bittikten sonra. İkincisi: Sert bir tokat yedikten sonra hüngür hüngür ağlayan bir çocuğa benzeyen Avrupa, Ortadoğu'da yaşanan ve onbinlerce insanın hunharca katledildiği bir atmosferi sıcağı sıcağına kendi topraklarında yaşadı.
Haftasonu da 50'den fazla ülkenin lideri Paris'te kol kola yürüyerek birlik mesajı verdi. Bu yürüyüş staratejik olarak ta çok önemliydi, zira düşmana karşı‚ 'yıkılmadık ayaktayız, hem de daha güçlü' mesajı veriyordu. Yürüyüşe, kendi topraklarında radikal islamcı grupların geçişini sağlayan ve barındıran (biz uydurmuyoruz, basında belgeleriyle yer aldı), bir ülkenin Başbakanı olan Davutoğlu'da katıldı. Davutoğlu'nu bazen yürüyüş kortejinde aralarda bir yerde gördük, bazen ön saflara doğru geçmek için çabaladığı anları. Fakat bu kendini gösterme 'çabası' yukarıda saydıklarımızdan dolayı, o atmosferde samimi bir duruş çizmiyordu açıkçası. Yürüyüşün ardından Davutoğlu Paris'te‚ 'ama'lı bir açıklama yaptı. Paris'te görevini yerine getirdiğini, devamında Gazze'de ve Şam'da insanlar katledildiğinde Avrupa'dan da aynı duyarlılığın beklendiğini söyledi. Avrupa'nın duyarlılık göstermesi konusuna sözümüz yok ama Davutoğlu'nun konuşmasının anlamı zaten 'zaytung' tarafından güzelce özetlenmiş: "Davutoğlu Paris'te konuştu: Valla pazar pazar iyi yürüdük, keşke her hafta sonu gelebilsek…"
Paris yürüyüşünün ardından Almanya'yı da ziyaret eden Davutoğlu'nun buradaki konuşmasında temenniler aynıydı. Sanki Paris'te bir pazar yürüyüşüne çıkmış edasıyla konuşan Davutoğlu, İslam karşıtı gösterilere verilen tepkinin, müslümanlara karşı yapılan şiddet olaylarına karşı da verilmesini istedi. Paris'teki birlik görüntüsünün önemine de değindi tabii. Fakat Türkiye'nin radikal islamcılara karşı mücadelesindeki samimiyeti düşük not almıştı, bunu da hatırlatmakta fayda var. Davutoğlu İslam kaşıtı PEGIDA'nın etkinliklerinden şikayetçiydi, hatta Başbakan Merkel bu anlamda Almanya Türk Toplumu ve Müslümanlar Merkez Konseyi tarafından Almanya'da son aylarda yükselen ırkçılık ile İslam karşıtlığına da dikkat çekmek amacıyla düzenlenen yürüyüşe katılacak. Yeri gelmişken söyleyelim PEGIDA'nın Charlie Hebdo saldırılarını malzeme olarak kullanması birçok siyasi partiyi rahatsız ediyor. Bunların arasında muhafazakar yapısıyla bilinen ve bugüne kadar eleştirilerinde net olmayan iktidar ortağı CSU da var. Adalet Bakanı Heiko Maas ile İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere Charlie Hebdo saldırısının PEGIDA yürüyüşlerinde malzeme yapılmamasını istedi.
Sonuç olarak tekrar Charlie Hebdo saldırısına dönecek olursak; bütün inançların aşırılıklarıyla dalga geçen bir kara mizah dergisi Charlie Hebdo, Avrupa'da bazı siyasilerin dediği gibi‚ yangına körükle gitmedi, bilakis medeni cesaret gösterip, çoğunluğun arasından sıyrılan cesur bir azınlığı temsil ediyordu. Desteklenir, ya da eleştirilir... Bunun yöntemi insanları katletmekten geçmez. Stéphane Charbonnier'in bir röportajında dediği gibi, "Bu karikatürlerimiz Charlie Hebdo dışında yayınlansa ırkçı görünebilir. Mesela radikal sağ bir gazete yayımlasa kontekstin dışında öyle görülebilir."