Barbarlar, yer yüzünden hiç eksik olmadı ve hücum zamanları da, hiç aksamadı.
Barbarlık, emperyalizm ise eğer, herkesin emperyalisti kendine, Kürtlerinki de paylarına düşen ve kendilerinceydi.
Barbarların tümü birbirine benziyordu. Hepsi vahşi ve şah damarının geninde katillik güdüleri bıcıldıyordu. Çağ ve devirlere göre, değişen kisvelere bürünerek işgale, talana, hırsızlığa çıkıyorlardı.
Kürtlerin payına düşen barbar, ayrı bir felaketti. Çünkü o, zekadan mahrumdu. Mahrumiyetiyle o, yok ediciliği medeniyet, vicdansızlık ve merhametsizliği de dindarlık sanıyordu.
IŞİD ve işbirlikçileri, Kürtlerin tepesine üşüşen son barbarlardı.
Geçelim bunu…
Amerika, kazanç çarkını bozan IŞİD’e karşı, Adana’daki İncirlik üssünü kullanıp, Türk ordusunu piyon olarak öne sürme pazarlığını, Kürt kanı "takas"ıyla kazandı. Ankara Kürdistan'a baskın izni ve IŞİD’le savaşa tutuşma karşılığında, Amerika'ya istediğini veriyordu.
Türk ordusu, anlaşmadan sonra, IŞİD’e savaş açtım deme görüntüsüyle, sınırın dibindeki bir boş hangarı bombalıyor, içerde de, bir kaç kişiyi karakola buyur edince, Hürriyet gazetesinden Yalçın Doğan’ın deyimiyle, "IŞİD aniden buharlaştı" oluyor, göz boyama bu ya, bu mesele kapanıyordu.
IŞİD, sonra sınır çizgisinde savunma mevzileri kazıyor, Türk ordusu çıplak gözle seyrediyor, içlerinden biri seselenip, "hışt adamım yapma, Amerika'ya ayıp oluyor, çünkü o beni, seninle savaşta biliyor" demiyordu.
Savaşın IŞİD cephesindeki aldatmaca böyle, Kürdistan'a bombalar yağıyor, bebeği, ihtiyarıyla insanların, meramını anlatacak dili olmayan hayvanların canı alınıyor, köyler, mabetler, kutsal değerler, mezarlıklar havaya uçuyor, ortalık yanıyor, ev baskınlarıyla katliamlar, tabur tabur tutuklamalar yapılıyor, bütün bunlara izin veren Amerika, sanki oyuna gelmiş, aldatılıp kandırılmış gibi, çehresi düşük aptal bir suratla, pis takasın hasadını seyrediyordu.
Ben, tarih boyunca kendine yakışanıyla, insanların yüzlerine yansıyan tepkisini "yağmur yağıyor" diye sırıtarak kaşılayanlara bir şey demiyorum. Herkes kendince insandır.
Ama, "sana ne oluyor Mesud Barzani?" deme hakkından da kendimi alamıyorum.
Ölçüsü yok elbette, ama var sayalım ki, ulusal bilincin yok senin. Ya da var olanı da, birden bire eriştiğin refahın şatafatı rüzgarlarıyla savurup, havaya uçurdun diyelim…
Fakat, uğradığın başkalaşıma rağmen, sanıyorum ki, hafızan tümüyle silinmedi. Ve sanıyorum ki, babanı hatırlıyorsun. Onu gördün. Birlikte yaşadın.
O Kürdistan’ın en saygın kişilerinden biriydi. Çünkü, ömrünü Kürdistan'a adamıştı. Hastanede ruhunu teslim ederken bile, "Kürdistan" diye hıçkırıyordu.
Dedeni, amcalarını belki anlatmışlardır, sana. Onlardan her biri, ayrı ayrı birer Kürdistan özgürlük savaşçısıydı.
Onların uğrunda savaştıkları toprakların günümüzdeki resmi adı, Irak Kürdistan bölgesi, fakat yer yüzündeki bütün Kürtlerin hayalinde, birleşik Kürdistan’ın kurtarılmış parçası olarak, "Güney Kürdistan"dır.
Güney Kürdistan, dünyanın bütün kalbur üstü devletleri diplomatik temsilcilerini barındırmaktadır. Bu temsiliyet, fiili olarak bölge değil, devlet olduğunun delilidir.
Bu haliyle Hewlêr, yer yüzü Kürtlerinin gönlünde, Birleşik Kürdistan’ın başkentidir.
Ve sen, yer yüzü Kürtlerinin gönlünde, Kürdistan ulusalcılığının folklorik ögesi "şal û şapık" giyitli, başı kefiyeli temsilci, manevi ağırlığını anlayacağını umarak söylüyorum, gönüllerde tümünün simgesel devlet başkanısın.
Fakat, ne yaşama tarzın, takip ettiğin yol, yordam, hükmün altında olmayan Kürtlere takındığın tavırla, bu payeyi hak ediyor musun?
Sorunun cevabını ve hükmü tarihe bırarak, kendi kanımı söyleyeyim: Eski Ön Asya’nın efsanevi Olimpos dağının kifayetsiz muhterisleri edasını görüyorum, sende. Petrol kuyularının hükümdarı, ülke de ailenin özel çiftliği sanki…
O belkı dünyadan anlamaz, hayattan damarları kesik, sadece aydan aya sadaka niyetine verilen üç dolara bakan yerine koyarak, ikide bir bağımsızlıktan söz ediyorsun. Ayıp değil mi? Elini tutan olmadığı halde, ortak maliyesi, askeri gücü, polisi bile olmayan bir yapıdan bağımsız devlet…
Her neyse, bağımsızlık da şu ağlanası hale bakın:
Ülke bomba altında. Kürdistan dağları yanıyor. Zergelê Köyü bombardımanında biri doğmamış bebek, sekiz kişi katledildi.
Ve Türk medyası, katillerin senin çağrınla hücuma geçtiğini işliyor. Türk Başbakanı bu iddiayı teyit edip, kan üzerinde tepinerek zafer çığlıkları atıyor, "Barzani bizi destekliyor" diyor.
Ne kadar utanç verici!..
Dünyada başka bir örneği yok, bir tek sen, halkının soyunu kurutmaya yeminlilere, "gel ülkemi bombala" davetiyesi çıkaran devlet başkanı olarak yarının tarihi sahnesine çıkıyorsun. Ne isim vereyim, ne diyeyim bilmiyorum, ülkeyi uykuda basan, doğmamış bebekleri katledenlere direnen fedailere de, "ülkeyi terk edin" çağrısı yapıyorsun.
Utanç!..