Yurdun, evin, barkın çalınmış, hayatına, atalarından sana kutsal miras kalan sedana, tenin kadar sana ait olan diline, statüne, kimliğine, köyünün, baştan başa vatanının adına el konulmuş bir halkın evladısın, sen!..
Gel gör ki, ana yurdun, sana ait değil. Efendisi değilsin, sen. Çalınmış, ordu kalabalığı, çağın silahlarıyla işgal altında tutulmuş, elinin altından kaymış vatanın sana zindan. Kendi yurdunda kolları tutulmuş, elleri bağlı esir, ülkesine uzaktan hasretle bakan sürgünsün…
Yüz yıldan beri, değerlerin çiğneniyor. Sana ait olan her şeyi çaldılar. Çalamadıklarını yerde çiğnediler. Kültürün, yaşama geleneklerin, özüyle bağlı olduğunu korumak için mücadele verdiğin hiç bir şeyin, kutsalın kalmadı.
Namus bildiğin değerlerin gölgesine basıp, üstüne leke sıçratan kardeşine karşı "merhas" kesilip, "çı debe bıra bıbe" diyerek, kan davalarını sür-git eden, kendini ateşlere atıp, ölümlerden ölüm biçimleri seçen düellocu sen, baykuş haysiyetinin harabelerinde yuvalanmış…
Kutsal dokunulmazın olan kızının, gelininin, eşinin iffeti, onuru ayaklar altında…
Ve onursuz türedi karşına dikilip, "unut" diyor.
Unutarak, kendin olmaktan çıkacak mısın? Zalimin zulmünü unutmak haysiyetsizlik, insanlıktan çıplaklaşmaktır.
Sana "kader" olarak unutmayı dayatıyorlar.
Oysa onurlu insan, başkasının onuruna saygı göstermesini bilendir. Şeref denilen üstün değer yargısının varlığından haberli olan, düşmanına da saygı gösteren…
Ama seni yok etmeye yeminlilerin insani değerlerinin eni, boyu kendilerine yakışan kadardır. Yılan kadar çıplak…
Katil cinayet işledikçe sefilleşir. Katilin sefaletini en son Roboskî’de seyrettik. Ruhu Kürt kiniyle zehirlenmiş, kinine esir düşmüş zalimi, Kürt kadınlarını cezaevinde çırılçıplak soyarken, ellerine düşmüş çocukları tecavüzcülerin önüne atarken seyrettik medya aracılığıyla…
Unut diyorlar, ama unutturamadılar. Fakat, bütün çabalarına rağmen Kürtler yaratılan cehennemi ve Zabanileri unutmadılar. Hafızalara kazınmış Zilan, Bicar, Dersim soykırımlarının sedası, bu gün Kürdistan dağlarında, şehir, kasaba meydanlarında yankılanan düelloculuğun namus günü haykırışıdır.
Kendini pazarlayarak unutma hastalığı numarasına yatanlar ise Türk kalemlerinde bile Kürdistan'ın yüz karası…
Radikal gazetesinden Ezgi Başaran yazdı:
General Abdullah (Dersim celladının adı da Abdullah'tı) Roboskî’de uçaklarla bomlanarak katledilmiş 34’lerin babalarını ayağına çağırıyor, Kürdistan’ın Kürtlere esir kampı, ateş çemberi kalması için, korucu olarak silah başı edip, yardım etmelerini buyuruyor.
Evlatlarının parçalarını kayalardan, taşlardan kazıyan, otlardan, yerden ayıklayan babalar, "önce katiller bulunsun" deyince, Dersim celladı kibirlenmesiyle cevap veriyor:
"Bunu unutun. Kazaydı. Devlet kaza yaptı. Diyelim ki, ben yaptım. Siz devlete karşı ne yapabilirsiniz ki!.."
Kürtlerin dağlarda, şehir, kasaba meydanlarında yankılanan düellocu haykırışları, en son yalnız Roboskî’de 18 gencin yönünü dağlara vermesi "ne yapabilirsiniz ki!" kibrine cevaptı.
Unutmayanların direnişiyle, bugün Kürdistan bir bütün. Roboskî cehenneminden sağ kurtulan Servet Encü, ailesiyle güneyde.
Kürtler, artık çaresiz değildir. Kendi geleceğini belirleme gücüne sahip…
Ama zalimin Kürtlere, "gel kiralık asker (korucu) ol, beni koru" diye yalvarması çaresizliktir.
Sana unut diyorlar, Unutmak haysiyetsizliktir!..