Her delinin derdi kendince ve kendinedir. Hitler kaçığı, kendine has iç dünyasının derdiyle, Yahudi ırkı saplantılıydı. Maganda Şorolo’nun kafası ise Kürt ırkına takıntılı.
Mesela, İslami terör örgütü IŞİD’e karşı savaş entrikasıyla, Suriye işgaline başlıyor, ama orada, IŞİD’le dostluğunu pekiştirerek onun terk ettiği alanlara yerleşiyor, bu arada IŞİD’i bırakıp Kürtlere saldırıyor, İslami terörün öteki kolu El Nusra’nın temsilcisi olarak Rusya’nın karşısına çıkıyordu.
Irkçı vandallığa örnekti, bu olanlar.
Türk uçakları, önceki gün bir kere daha IŞİD’ın yanında yer alıp Kürt güçlerini bombalayınca, Suriye’den “haddini bil" uyarısı alıyor ve ordu adına yapılan açıklamada, “tekrarı halinde kaşılık vereceklerini" dünyaya deklere ediyor, Rusya da onlara destek sunuyordu.
Irkçı saldırı bundan sonra duruyordu.
İçerde ise Kürt düşmanlığında kural tanımıyordu. Maganda, Kürtlerin temsilcilerini anarken, kabaran kinin yansıması olarak suratı morarıyor, morartı vampirin histerik gülüşüne evrilip üst dudağı, hırlayan kurdunki gibi yukarı çekiliyor, hırt adam kurt kesiliyor, olan aklı da kontrolden çıkıyordu. Çıplak ayakla ateşe basmış da, sızısından ahu zar eden deli gibi avazlanıp öldürelim, ha beraber öldürelim naraları ata ata rüşvet karşılığında, Kürtlerin dalları, kollarını budayacak, soyunu kurutacak cinayet ortağı arıyordu.
Öbür yanda, yılan kiniyle Kürtlere, insanın insana reva göremeyeceği eziyetler yaşatıyor, Kürdün uğrunda ölümlere yürüdüğü şerefine saldırıyor, gururunda yaralar açıyor, sonra avuç açan dilenci olarak kapına yanaşıyordu.
Kürtlerin kapısında dilendi ama, zulüme itiraz ettiği için, kurşunlanmış, ruhu teslim alınmış çocukların, çırılçıplak yol kenarına atılıyordu. Tankların paletleri altında ezilen çocuklarının bedeni, toprağa resmediliyor, IŞİD’in yaptığı gibi “al sana, seyrele akibetini" denilerek, barbarlığın şenliği niyetine televizyonlarda yayımlanıyordu.
Ev baskınlarında, kapısı menteşelerinden koparılarak içeriye giriliyor, aile kutsalı, kadınların dokunulmaz saklıları yere saçılıyor, çamaşırları havada döndürülerek, sapıkların eğlencesi olarak elden ele aktarılıyordu…
Özgürlük savaşçılarının, onurlu bir düşmanla karşılaşması da şanstı. Ama Kürtler hiç bir zaman bu şansa sahip olamadılar. Karşılarındaki bebek mamasının hırsızı, silahsız, savunmasızların katiliydi. Ağzı dili olmayan evi, damı çökerterek zafer arayan…
Oysa çağın en büyük barbarlarından biri olan Saddam Hüseyin bile, Kuveyt işgalinde, şehrleri yerle bir edip tozu, toprağını da havaya savurarak, yıkımın izlerini kapatmadı.
Ama Türk-İslam IŞİD İslamıyla bütünleşiyor, öteki İslami terör örgütlerine de ilham veriyordu.
Ver bunların ruhunu ortaya koyan bir örnek. Avrupa’dan, ailesini ziyarete giden bir dost anlatıyordu:
“Muş’tan Varto’ya giderken, yol boyunca, yüz metre aralıklarla ikişer korucu diziliydi. Varto’nun sokakları tenhaydı. Zırhlı savaş araçlarıyla şehir, işgal altında gibiydi. Araçlardan ’ölürüm Türkiye’ şarkısı ve ’istiklal marş’ yayınıyla şehir gürültüye esirdi. Müziğe ara verildiğinde, ’lan’ diye başlayan küfürler saçılıyor, savaşa davet yayını devreye giriyor, insanlar, beladan sakınırcasına başları öne eğik, hızlı adımlarla uzaklaşıyorlardı. Kasabanın merkezinde kadın, erkek bir kaç kişi oturuyordu. İstiklal marşını bağırta bağırta yanaşan bir zıhlı araç, ’lan terörist şerefsizler kendine güveniyorsan karşıma çık’ yayınına geçtikten hemen sonra, gaz bombaları yağdırmaya ve ardından can derdi olan insanların paniği başladı."
Hale bakın. Devletle bir ilintisi, bağlantısı var mı, bunların. Bunlar, sivil halka karşı güç zehirlenmesine uğramış çeteci kabadayılanmasıdır.
Şırnak işgali ise mal, mülk gasbının hikayesidir. Şehirde, düşman malı diye sağlam bina, ayakta kalanların da camı, çerçevesi, kapısı yok.
Ev eşyası çalınmış, talan edilip kamyonlara yüklenerek götürülmüş, şehir sahiplerinin girişine yasaklanmıştı. Tapusunu, belgesini gösterenlere, “sokakta görünmemek koşulu ile geç" deniyordu.
Camsız, kapısız evlerde yaşamak zorunda kalanlar, ihtiyaçlarını polise bildiriyor, onların getirdikleriyle yetiniyorlardı.
Dünün Hindistan’ında paryaya bu muamele yapılmıyordu.
Ne dersin Kürt? Bir bilgenin söylemiyle, sana yapılanları balık ya da serçe gibi unutacak mısın?
Soruya, bir Kürt bilge sözüyle cevap vereyim: “İnsan, unutmayanlardır. "
Kürtlerin doğru sözüne ne denir ki; yüz yıllık savaş, zaten cevabın kanıtıdır.