
Cansızlara can, ruh ve heyacan veren, halkımızın görkemli topyekün direnişi, biz sanatçıların da heyecan, ruh ve ilham kaynağı olmaktadır. Sanatçıları sanatçı yapan kıstas, içinden geçtikleri tarihi ve zor süreçlerde sanatlarıyla, halka moral, heyecan ve yol gösterici rolleridir.
Düşman her dönemden daha ҫok bu süreçte özgürlük hareketimizi tasfiye etmek istemektedir. Bu soykırım politikalarında kültürümüzü de yozlaştırıp iҫini boşaltmak, ya da tamamen yok etmek için, imha yöntemlerini çeşitlendirmektedir. Soykırım bazen savaş uçaklarıyla, kimyasal bombalarla, bazen sokak ortasında çocuk yaşlı sivil demeden infazlarla dayatılmaktadır. Diğer yandan halkla, kültürle ve sanatla ilişkisi kalmamış çıkarcı tipler, piyasaya sürülmekte, bunlar aracılığıyla bozgunculuk yaratılmak istenmektedir.
Devrimin zor süreçlerinde Kürt toplumu ile bütünleşmek, özgürlük mücadelesine katkı sunmak yerine, sömürgeci faşizmle kol kola girmek, aydın veya sanatçılık değil, aşağılık bir işbirlikçiliği olarak tarihe geçecektir. Bir zamanlar Kürt halkı adına siyasal mücadele yürütenler, kendilerini örgüt ve parti ilan edenlerin, özgürlüğe olan inançlarını ve iddialarını kaybederek AKP/Fethullah Gülen iktidarına teslim olmalarını hep birlikte izliyoruz. Kürt halkının özgürlük ve eşitlik mücadelesini AKP “açılım”larına tercih eden bu zihniyet yeterince deşifre olmuş ve açığa çıkmıştır. Bir zamanlar parti merkez komitelerinde, örgüt tepe yönetimlerinde yer alan, anlı şanlı Kürt kişiliklerin TRT 6’da sunuculuğa ve dublajcılığa kadar düşüşleri, bir perdelik trajedidir.
Kültür ve sanat cephesinde de bu alçalış ve düşüşe teslim olanlar çıkmaktadır. Kürt halkı her gün işkence, tutuklama ve katliamlardan geçerken, halkın yanında değil de katliamcıların safında yer alanları tanımlamak için “işbirlikçi” tanımı da yetersiz kalmaktadır. Üç kuruşluk maddi çıkar için ruhunu, düşüncesini, sanatını pazara çıkarmak; satışı da kendi düşmanlarına yapmak en hafif deyimiyle ihanettir.
TRT 6 pratiği bu inkar, çarpıtma, düşürme ve vicdansızlık tutumlarının en somut örneğidir. Kürt halkının 35 evladı hunharca katledilir ve bütün halkımız yastayken, bu kanal uyduruk “Kürt sanatçı” tiplere eğlence programları yaptırmış ve yayınlamıştır. Uzun bir süre Kürt halkının yanında, Kürt sanatçılarla faaliyet yürütenler ne oldu da saf değiştirdi? Yekbûn, Nilüfer, Seyid Yusuf, Fatê, Reşo vb. gibileri nasıl oldu da faşist bir iktidarın gözde sanatçıları oldular? Kendilerini şartsız koşulsuz TRT 6’e ve Dünya TV’ye peşkeş çeken bu tipler ideolojik-politik düşünceler nedeniyle mi bu tercihi yaptılar? Kültür-sanat anlayışlarında yeni düşünceler ve arayışlar içine girdikleri için mi? Yoksa kişiliklerinden, kimliklerinden ve özgürlüklerinden vazgeçme pahasına, bir parça ekmek, bir kaşık çorba, bir maaş karşılığı mı?
İçinden geçtiğimiz süreç, her zamankinden daha can alıcı bir şekilde, Kürt halkının birlik ve beraberliğini zorunlu kılmaktadır. Ulusal birlik, siyasi ve askeri operasyonlara karşı direniş, en az nefes almak kadar önemlidir. Halkımıza ve değerlerimize saygılı her sanatçının kendini ifade edebilceği bir kültür sanat cephesi, yine fedakar halkımızın kutsal emekleriyle ayakta tutuğu tv kanalları vardır. Ama görülüyor ki, mücadeleyle ortaya çıkarılmış bütün bu imkanlara rağmen, kerameti kendinde menkul bazı tipler, Kürt halkına her alanda savaş açanlara değil; Kürt özgürlük mücadelesine ve kurumlarına saldırmaktadır. Mevcut sorunları daha da ağırlaştıran faşist AKP-Fethullah koalisyonuna karşı çıkmak yerine, Özgürlük Mücadelesine, onun öncülerine ve kurumlarına saldırılmaktadır.
Bu tutum ve ilişki tarzı artık suyu çıkmış, defalarca denenmiş ve her defasında yenilgiye uğramış bir işbirlikçilik olmaktadır. Eskiden düşman bellenen, karşı cephesinde yer aldıkları devlet ve iktidarla yakınlaşmak için bu çevrelerin yapacağı tek ve etkili şey vardır: Kendi geçmişine, Kürt halkının değerlerine, örgütlülüğüne ihanet etmek, hakaret etmek, karalamak… Bunu ne kadar açık ve keskin yaparlarsa AKP/Fethullah cephesinin taktirini o kadar hızlı kazanırlar. Aldıkları maaş bir kaç kuruş artar.
Örgütlü ve kurumsal çalışmalara katılmamak, halkla birlikte yürümemek için sürekli bahaneler aramak, kılıflar uydurmak, bu pazarlık ve satış ilişkisini gizleyemez. Soru da sorun da gayet açıktır: Ya halkın yanındasınız ya da karşısında! Gerisi yalandır, demagojidir, düşmanıyla işbirliği içine girmiş insanların yalanlarıdır.
Kürt halkı nezdinde beş paralık değeri olmayan bu kesimler, Devlet-AKP-Fethullah koalisyonunun tüm cephelerden geliştirdiği saldırılarla hayli umutlanmışlar, bu kez, özgürlük mücadelesinin yenilgiye uğratılacağı konusunda kendilerini ikna etmişlerdir. Kendilerince oluşacak yeni ilişki ve dengeler içinde, şimdiden yer tutma çabası içine girmişlerdir. Bu çevrelerin başını bu kez de, yıllardır sesi soluğu çıkmayan, halkla hiçbir ilişkisi ve iletişimi olmayan; örgütlü ve kurumsal hiçbir çalışmaya katılmayan, yaratılan her değere tepeden bakan mülteci bir zat çekmektedir. Başkalarının defalarca denediği bir yöntemi bu kez Nizamettin Ariç denen kişilik denemektedir.
Bu zat en son bir gazeteye verdiği röportajda, Kürt kültür ve sanat faaliyetinin PKK tarafından engellendiğini söylemektedir. Otuz yıldır onlarca yoldaşımızın hayatlarını ortaya koyarak yarattığı direnişçi sanat değerlerimize saldırmakta, utanmazca Hitler dönemine benzetmektedir! Yine kültür kurumlarımızın sanatçıları kişiliksizleştirdiğini iddia etmektedir.
Bu yüzden alternatif bir sanatçılar birliğini kurduğunu ve üyelerinin de Beser Şahin, Delil Dilanar, Gani Nar, Xero Abbas, Zelemele olduğunu belirtmektedir.
Biz, Kürt sanatçıların dernek, vakıf veya başka birlikler kurmasına karşı değiliz. Sanatçıların değişik özgünlüklerle örgütlenmelerinin de kimseye zararı olmaz.
Ancak söz konusu örgütlenmeler Özgürlük Mücadelesi’ne, devrimci geleneğimize, kültürümüze karşı düşmanlık temelinde geliştirilmek istenirse buna seyirci kalmayız. Böylesi oluşumları geliştirmek isteyenler, düşmanın amansız asimilasyon, inkar ve imha saldırılarını değil de, bu saldırılara karşı başından beri direnenlere saldırmaktadır. “Son otuz yıldaki mücadele Kürt kültürünün gelişmesi önünde engel oldu, bunun için yeni bir kurumlaşmaya gidiyoruz demek” kelimenin tam anlamıyla alçaklıktır.
Kürt kültürünün, dilinin, müziğinin, sanatının gelişmesi ve özgürleşmesi için hayatını adayan Mizgîn, Sefkan, Serhat, Delîla, Halil Uysal’ın geleneğine ve mirasına hakaret etmek düpedüz düşkünlük ve sefilliktir. Kürt dilini, kültürünü, müziğini yasaklayanları değil; Kürt kültürünü, sanatını, kimliğini ve kişiliğini ortaya çıkaran devrimci hareketi ve onun mensubu kültür-sanat faaliyetini hedef almak, “biz, bundan sonra düşmanın yanında halkımıza karşı savaşacağız” demektir. Bunu başka türlü yorumlamak da başka bir çarpıtma olacaktır.
Koma Berxwedan geçmişte olduğu gibi bugün de geleneğine, ilkelerine ve değerlerine sahip çıkacak; halk için, halkın yanında, direnişin orta yerinde olacaktır. Bireysel çıkarlar ve küçük amaçlar için bir araya gelen bozgunculuğa da asla izin vermeyecektir. Koma Berxwedan her zamankinden daha çok örgütlenecek, halkımızın görkemli özgürlük yürüyüşünün saflarında, direnişçi sanat geleneğiyle yerini alacaktır.