'Hayatta kaldım, 

çünkü yalnız değildim.'*


Sanatın ortaya çıkışıyla ilgili teorilerin birçoğunun buluştuğu kavşak, 'fayda' ve 'arayış'tır. 

Mağara duvarlarına çizilen ilk hiyeroglifler, resim sanatının kökeni olarak da görülebilir mesela; ama niyetleri esasen 'konuşmak', iletişim kurmaktır.

Dansın, müziğin, resimin ilk örnekleri, hayatta kalma uğraşının, avcılığın, toplayıcılığın esnasında veya bir anda her şeyi lağvetme kuvvetine sahip doğayı 'sakinleştirme' isteğiyle verilmiştir.

Ernst Fischer'in deyişiyle, "Sanat, gerçek ama bilinmeyen bir dünyaya egemen olmaya yarayan tılsımlı bir araçtır."

***

Netflix yapımı televizyon dizisi The OA, ilgi çekici ve özgün bir hikâye ile 'kapatılma' ve 'sanat'la ilgileniyor.

Dizi, bir gün evden çıkan ve 7 yıl boyunca hakkında hiçbir haber alınamayan görme engelli kız çocuğu 'Prairie' Johnson'un hikâyesine odaklanıyor.

Hikâyenin katmanları var ve bu katmanlara dizi ilerledikçe ulaşılıyor. Seyir zevkini zedelememek adına detay vermekten kaçınıyorum. Odaklanmak istediğim, dizinin söylemek istediğinin esasını barındıran 'kapatılma' ve 'sanatla çıkış'a dair.

***

Rusya'da doğduğunda başka bir ada ve aileye sahip Prairie, metro durağında keman çalarken karşılaştığı ve görünen o ki kaybettiği 'baba' figürünün yerine ikame ettiği adam tarafından kaçırılıyor ve ölümden kurtulmaları ardından sanatın bir alanında üstün yetenekler kazanan diğer mahkûmların bulunduğu cam fanusa incelemelerde kullanılmak üzere kapatılıyor.

Kapatıldığında kör olan Prairie, ölümden döndüğü bir başka deneyimin ardından görme yeteneğini yeniden kazanıyor. Bu 'ölümden dönüş', aslında Zerdüştiliği anımsatan 'Hatun'un yanına gidip dönmekten ibaret. Hatun, ölen ruhlara 'öteki dünyaya' yolculukları sırasında eşlik eden bir melek. Bu yolculuk, Zerdüştiliğin ölümü, "ölümlü ilk insan Yima'nın yeraltı krallığına yolculuk" olarak resmetmesine benziyor.

Prairie, bu yolculukta onları kapatıldıkları yerden de kurtarabilecek olan tılsımlı dans figürleri olduğunu öğreniyor ve bunu diğer mahkûmlara anlatmaya çalışıyor. Mahkûmların bir kısmı dirense de, zamanla onlar da bu bilginin aslında her birinin içinde zaten var olduğunu anlıyor. Ve dizinin ilkel figürlere benzer figürler içeren danslı sekansları başlıyor.

***

Dizinin senaryosunu yazmakla kalmayıp Prairie (nam-ı diğer The OA) karakterine de hayat veren Brit Marling, bize 'kapatıldığımız yerden' sanatla çıkabileceğimizi anlatmak istiyor. Sanatın ve bir arada eylemenin büyüsüne dikkat çekiyor. Bu büyünün 'laboratuvardaki adamın' formüle etme, ehlileştirme, her şeyi anlama ve her şeye hükmetme isteğine nasıl direndiğini gösteriyor. Bunu yaparken de farklı çatışmalar içeren birçok hikâyeye/karaktere hızlıca göz atıyor; hepsini sanatın büyüsüyle bir araya getiriyor.

The OA, bir dizi kurgu hatası, -özellikle danslı sekanslarda göze çarpan- bazı basitlikler ve acele sayılabilecek finaline rağmen izlenesi bir yapım. Senaryosu/ekseni ve 'meramı' oldukça güçlü.


* The OA (2016)

Yönetmen: Zal Batmanglij

Senaryo: Brit Marling, 

Zal Batmanglij

Oyuncular: Brit Marling, Emory Cohen, Scott Wilson, Phylis Smith, Alice Krige, Patrick Gibson, Brendan Meyer...

Süre: 1 sezon/8 bölüm/30-70 dakika