Roj TV’nin kapatılmasına yönelik Danimarka’nın Kopenhag Şehir Mahkemesi’nde 15 Ağustos’ta başlayan dava birçok soru işaretini beraberinde getirdi. Davanın Avrupa’daki ifade özgürlüğünü ne şekilde etkileyeceği, Türkiye’nin davanın açılmasında ve yürütülmesindeki baskın rolü üzerine Amerika, Kanada ve Avusturya’dan akademisyenler gazetemize konuştu.

David Romano(Kanada’da Missouri Devlet Üniversitesi’nde Ortadoğu Siyaseti Profesörü... Romano’nun 2006’da yazdığı „Kurdish Nationalist Movement“ adlı kitabı „Kürt dirilişi: Olanak, Mobilizasyon ve Kimlik“ olarak Türkçeye çevrildi):
Roj TV’nin şu an yaşadığı sorunlar, Med TV’nin 1990’ların ilk yarısından bu yana sürekli yaşadığı sorunların bir benzeridir. Türkiye’nin yoğun baskısı, Britanya, Fransa, Belçika ve Danimarka gibi Avrupa ülkelerinin Kürt televizyon kanallarını inceleme altına almasına yol açıyor. Bu tarz incelemeler, Roj TV’nin çeşitli yasal sorunlarla karşılaşmasına sebep oluyor. ‘Terör listesi’nde bulunan örgütlere desteğin teşvik edilmesine karşı yaptırım uygulayan yasalar var ama bu, her şeyden önce adil bir tutum değildir, üstelik devletler yer yer şiddeti teşvik edebiliyorken. Avrupa mahkemeleri, basın ve yayına yönelik bu tarz yasaların yürürlüğe girmesi için yoğun bir şekilde çalışıyorlar. Buraya kadar kimsenin itirazı yok. Ancak bu tarz mahkemelerin arkasında gizli anlaşmalar dönüyorsa işte sorunlar o noktada başlayabilir. Örneğin Danimarka ve Türkiye’nin NATO meselesi üzerine gizli bir anlaşma yapmaları, Avrupa ülkelerindeki mahkemelerin belirli konularda Türk devletinin istediği gibi hareket etmesi için baskı oluşturacaktır. Dürüst olmak gerekirse Roj TV davasında da bunun gerçekleşmesinden korkuyorum.

Thomas Schmidinger (Viyana Üniversitesinde Siyaset Bilimi bölümünde akademisyen olan Schmidinger’in Kürtler dahil Ortadoğu halkları üzerine birçok makalesi bulunuyor): Kürt gazetesi Yeni Özgür Politika ve Kürt kanalı Roj TV, Türk yetkililerince PKK’nin ayrılmaz bir parçası olarak lanse ediliyor. Türkiye ile ekonomik ve politik bağları olan Almanya gibi bazı Avrupa ülkeleri, Kürt medyasına yönelik yaklaşımlarında Türk devletinin politikalarından fazlasıyla etkileniyorlar. Elbette ki Kürt yayın kuruluşları, Türkiye’deki Kürt milli mücadelesine ve PKK’nin davasına sempatiyle yaklaşıyorlar. Kürt yayın kuruluşları aynı zamanda Türkiye Meclisi’ndeki Kürt ulusal mücadelesini destekleyen yasal ve silahsız bir parti olan BDP’yi de destekliyorlar. Bunda şaşırılacak bir durum yok. Türk devleti Kürt meselesini barışçıl yollarla çözmek istiyorsa, Kürt ulusal mücadelesini yürüten BDP ve PKK ile masaya oturup bir anlaşmaya varması gerekiyor. Aksi takdirde çatışmaların barışçıl bir çözüme ulaşmasına imkan yok. Kürt mücadelesine yönelik baskıcı Türk siyasetinin Avrupa Birliği sınırlarına girmesi büyük bir hata olur. Türkiye’nin Avrupa siyasetine müdahalesi, Kürt meselesinde AB’yi barışçıl çözüm isteyen bir arabulucudan ziyade çözümsüzlüğü arttıran bir kurum konumuna sokacaktır. 

Sevin Cook-Gallo (Amerika’da Akron Üniversitesi’nde Kürt çalışmaları ve Türkiye üzerine doktorasına devam ederken aynı üniversitede akademisyen olarak görev yapmaktadır): Türkiye’nin Danimarka mahkemelerini kullanarak Roj TV’yi kapatmasında başarılı olup olmaması bir yana, davanın açılmış olması bile Türk devletinin Kürt kimliği ve Kürt insan hakları konusunda sadece Türkiye’de değil, uluslararası arenada da manipülatif söyleminin gücünü gösteriyor. Davacı olan tarafın Roj TV’yi PKK’nin sözcüsü olarak görmeyi sürdürmesi, mahkemenin Roj TV’yi kapatma çabalarını sadece desteklemekle kalmayacak, aynı zamanda Kürt sivil hakları ihlallerinin eskiden de olduğu gibi gözardı edilmesine yol açacaktır. Bu dava, hukuksuzluğun ve haksızlığın çok açık bir örneğidir.

Kelly Stuart (Amerika’da Kolombiya Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’nde tiyatro dersleri vermektedir. Aynı zamanda oyun yazarı olan Stuart’ın bir çok oyunu İngiltere ve Amerika’da sahneleniyor. Kürtler ve dilleri üzerine yazdığı „Shadow Language- Gölge Dili“ adlı oyunu 2008 yılında İngiltere’nin başkenti Londra’da sahneye konuldu): Roj TV’ye açılan davanın, Türkiye’nin Anders Fogh Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliğini desteklemesi amacıyla yapılan gizli bir anlaşmanın sonucunda gerçekleştiği çok açıktır. Türkiye’nin sınırları dahilinde uyguladığı rekor seviyedeki sansürler içler acısıdır. BIA’nın 2011 için hazırladığı 1. çeyrek medya gözlem raporuna göre Türkiye’de sadece 2011’in birinci çeyreğinde bile 62 gazeteci, düşünce ve ifade özgürlüğü suçlarından dolayı halen yargılanmaktadır. Danimarka bu gerçekliğin kesinlikle farkındadır. Roj TV gibi Türkiye ve dünyada birçok Kürt’ün hislerine tercüman olan bir televizyon kanalını yargılamak oldukça gülünç bir davranıştır. Roj TV önemli bir bilgi kaynağıdır, ana akım medyanın söyleyemeyeceği şeyleri cesurca aktaran ve Türk Hükümeti’nin kesinlikle bastırmak isteyeceği bir sestir. Danimarka’nın, Türkiye’nin sansür politikasını ihraç etmesine imkan sağlaması utanç vericidir.


ÖZLEM GALİP - LONDRA