Ormanlar Kralı Aslan ormanda yaşayan tüm hayvanlar üzerinde hakimiyetini sürdürürken, biraz da kurnazlıkta sınır tanımayan danışmanı tilkinin etkisiyle tavşana gıcık oluyordu.
Onun hızlı hareketleri, çalışkanlığı ve zekası sebepsiz yere sinirine dokunuyor ve her nedense kendisi için bir tehdit algısı yarattığını düşünüyordu. Bir gün tilkiyi çağırıp tavşanı ormandan kovmanın çaresini aramaya koyuldu. Tilki buna akıl verdi. "Efendim, bir kanun çıkartarak ormanda yaşayan herkesin şapka giymesini mecburi kılın. Bu tavşan hızlı hareket ettiği için şapkayı başında taşıyamaz. Kurala uymadığı için de ormandan sınır dışı edebiliriz.” Bu fikir aslanın kafasına yattı. Çıkartılan şapka kanunuyla ormanda yaşayan tüm hayvanlar şapka giymeye zorlandı. Bir süre sonra hayvanlar şapka işini savsaklamaya başladı, kimisi evden çıkınca takmayı unutuyor, kimi daldan dala atlarken düşürüveriyor, kimi avının peşinde koşarken nerede düşürdüğünü bulamıyordu.
Hikayemizin kahramanı tavşan ise tilkinin kirli planının aksine şapkasız çıkmıyordu. Böylece bu kanun, hükmünü yitirip uygulamadan çıkartıldı. Aslan tilkiyi çağırarak ve biraz da kızarak, planın tutmadığını başka bir şey düşünmesini, yoksa onu sınır dışı edeceğini söyledi. Tilki başladı yeni bir kumpas kurmaya. Buldummm! dedi. "Tavşanı çağırıp size sigara almasını söyleyin. Uzun da getirse kovun, kısa da. Nasıl fikir? Aslan "Hımm Harika!” diye yanıt verdi. Çağırdılar tavşanı "Oğlum git bana bakkaldan bir Samsun alıp geliver”
Parayı alan tavşan işin içinde bir bit yeniği olduğunu sezerek, kıvrak zekasını kullanıp, atladı hemen "Uzun mu olsun, kısa mı? Bu zeka pırıltısı üzerine aslan çıldırdı, tavşana döndü ve bağırarak: "Şapkan nerede lannn?”
Yer: Türkiye Büyük Millet Meclisi Salonu. Dağdan gelen (malum Şırnak dağlık bir bölge) Şırnak Milletvekili Ferhat Encü Meclis Kürsüsündeki konuşmasına, "Sayın başkan, değerli milletvekilleri, öncelikle kolluk kuvvetleri tarafından katledilen tüm sivilleri, tüm çocukları burada anıyorum.” diyerek başlıyor. Milletvekillerinden yanıt gecikmiyor.
Ne diyorsun be, kolluk kuvvetleri nasıl katleder?
Geri sar, geri sar!
Encü: Bu tasarının aslında pratikte hiçbir anlamı olmadığını son 4 ayda yaşadığımız bizzat kolluk kuvvetlerinin şiddetine maruz kaldığımız, insanlarımızın gözümüzün önünde kolluk kuvvetleri tarafından nasıl katledildiğini, nasıl işkence edildiğini herkes tarafından bilinen ve buna göz yuman AKP iktidarının bu tasarıda ne kadar samimiyetsiz olduğunu göstermektedir.
Ne diyor bu Sayın Başkan?
Başkan: Sayın Encü sizi temiz bir dille konuşmaya davet ediyorum. Lütfen kaba ve yaralayıcı cümleler kullanmayın. Kolluk kuvvetleri katletmez, kolluk kuvvetleri terörle mücadele ediyor.
Encü: Burada dillendirdiğimiz gerçekler sizin hoşunuza gitmeyebilir.
Burnundan soluyan milletvekilleri yavaş yavaş kürsüye doğru yaklaşarak Encü’nün etrafını sarmaya başlıyor.
Teröristsin sen!
Dağa git!
Encü devam ediyor: İki yaşındaki Esra Şalk’ı hatırlatıyorum. Son süreçte Silopi’de top mermileriyle katledilen sivilleri hatırlatıyorum.
Masaya vurmalar ve bağrışmalar devam ediyor.
Encü: 4 yıl önce Türk savaş uçakları tarafından hunharca bombalanan 34 insanı, çocuğu hatırlatıyorum.
Başkan: Sayın Encü sizi iç tüzüğe uygun bir dil kullanmaya davet ediyorum.
Encü: Sizin hoşunuza gitmeyebilir, fakat ne yazık ki bunlar gerçektir. Beni katillerin savunucusu olarak itham edenlerin aslında Kürt illerinde yaptıkları suçu örtmekte olduğunu buradan ifade ediyorum.
Burası Türkiye Cumhuriyeti sen teröristsin!
Encü: Sizin bu tepkiniz gerçekleri örtemeyecektir.
Sayın Başkan susturun şunu. Dünyanın hiçbir parlamentosunda böyle bir konuşma olamaz. Teröristsin sen, dağdan gelmişsin, dağa git!
Encü: Kolluk kuvvetlerinin mağduru olan insanlarımızın şikayet dilekçelerini bile kayda almayan savcılar, bu ülkenin sözde iktidarı bu kolluk kuvvetlerinin denetimini nasıl sağlayacaktır?
Bu adamın yeri hapishanedir. Dağdan gelmiş, dağa gitsin!
Encü: Bağırabilirsiniz, hazmedemeyebilirsiniz. Bunlar gerçektir. Beni terörist ilan edenler teröristin en alasısınız.
Ahlaksız herif! Dağa git!
Encü: Siz bu halkın iradesiyle seçilen bir insanı terörist olarak itham edemezsiniz. Haddinizi bilin. Sizden korkmuyoruz. Suçlarınızı her platformda dile getireceğiz. Siz bu gerçekleri örtemezsiniz.
Sayın Encü süreniz dolmuştur. Sayın milletvekilleri yerlerinize geçin. Birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Ve sonu gelmeyen beş dakika linç arası. Bir süre sonra küfürler havada uçuşmaya, yumruklar konuşmaya başlıyor. Meclis kamerasının kayıtta olmadığı bu anlar gelişen teknoloji sayesinde cep telefonlarıyla kamuoyuna duyuruluyor. Havada dönüp dolaşan cümle: Dağa git lan!
Ve ikinci gün dokunulmazlık tartışmalarının yaşandığı kalabalık ve küçük salonda maçın ikinci raundu devam ediyor. Tosun Paşa filmindeki kavga sahnesini anımsatan masa üstüne çıkmış adamlar, araya giren kadın milletvekilleri, kimin kime ne için vurduğu anlaşılmayan, yumruklarını konuşturan milletvekilleri görüntüleri geliyor ekrana. Yine aynı nakarat:
"Dağa gidin!”
Toplantı 2 Mayıs’a erteleniyor. Dokunulmazlık fezlekelerinin görüşüldüğü TBMM Meclis Anayasa Komisyonu’nda AK Partili ve HDP’li milletvekilleri arasında yine kavga çıkıyor. Birbirlerine dokunmaya devam ediyorlar. Bu kez Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ HDP’li milletvekillerini eşkıya olarak itham ediyor. Fırlatılan pet şişeler, dosyalar, uçan tekmeler, yumruklar..
"Dağa gidin!”
Mevcut iktidarın işine gelmeyen, kirli işleri hatırlatıldığında seçilmiş milletvekillerini ‘terörist’ olmakla itham ederek, tıpkı aslanın tavşana, "Şapkan nerede lan?” dediği gibi "Dağa gidin, düz ovada yeriniz yok” demesiyle bakalım nereye varacağız.