Sara yoldaşın olmadığı üç yıl geçti. Böyle farklılığı, özgünlüğü ve sıcak yoldaşlığı olan bir devrimcinin boşluğunu yaşamak da zor. Nazım Hikmet’in omuzda olmayan bir kolun boşluğunu her zaman hissetme gibi bir boşluğu yaşadığımız üç yılı geçirdik. Tam da Sara’nın büyük coşku yaşayacağı yıllar geçirdik. Rojava Devrimi'nin başarısı, Kobanê Direnişi ve Şengal’in kurtarılması tam da Sara yoldaşın özlediği başarılar ve direnişlerdi. Herhalde enerjisi bitmeyen Sara yoldaşı bu direniş daha enerjik hale getirir, devrimin gerçekleştiği alanlar dışında yaşayamazdı. Şu anda ya Kobanê ya da Şengal’de olurdu.
Sara (Sakine Cansız) yoldaş bu devrimlerin coşkusunu herkesten fazla yaşardı. Ancak Şengal soykırımı da Sara yoldaşı çok derinden etkilerdi. Özellikle Êzîdî kadınlarının kaçırılması, ona yaşamı boyunca çektiği acıların toplamından çok daha fazla acı çektirirdi. Sara arkadaş ne kadar coşkulu bir yaşamın kişiliğiyse, o kadar da halkın çektiklerini yaşayan bir devrimciydi. Zaten devrimciliğin özü de budur. Halkın, insanlığın, özellikle de kadının çektiği acıları en derinden hissetmek! Buna büyük öfke duymak, özgürlük ve demokrasi için elde edilen her başarının da coşkusunu yaşamak! Bu iki duruş birbirini tamamlayan duygulardır. Öfkesi büyük olmayanların coşkusu da büyük olamaz. Önder Apo tam da böyle kişiliğin zirvelerinde yaşadığı için büyük önder olmuştur. Sara arkadaş da bu duyguları en zirvede yaşadığı için farklı devrimci kişilik olmuştur. Zaten bu duyguları sıradan yaşayanlar büyük devrimciler, büyük kişilikler olamazlar.
Önder Apo’yu büyük devrimci ve büyük Önder yapan, Ortadoğu ve Kürdistan devriminin zorluklarıdır. Dünyanın herhangi bir köşesinde doğmuş olsaydı bu düzeyde Önder bir devrimci kişilik olamazdı. Önder Apo'yu büyüten kesinlikle doğduğu topraklar, bu toprakların kültürü ve yaşadığı çelişkilerdir. Bu toprakların hem güzelliklerini, hem de çektiği acıları anlamak, bunların temsilini yapmak ve bu topraklarda özgür ve demokratik yaşam iddiasını ortaya koymak ve bunun mücadelesini yapmak Önder Apo'yu büyütmüştür. Böyle bir coğrafyada mücadeleye girdiğinde ise ya kaybedersin, düşersin ya da ayakta kalarak büyürsün. Bu topraklarda mücadele edip düşmeyenler mutlaka büyürler. Önder Apo’nun hikayesi aslında bu serüvenin hikayesidir.
Sara arkadaş ve Dersim
Sara yoldaşı büyüten de en başta Dersim’dir. Dersim’in tarihi, kültürü ve yaşadıklarıdır. Dersim farklı bir coğrafyadır. Buradan çıkan kişilikler de hakkını verdiğinde kesinlikle özgün ve farklı olacaklardır. Sara arkadaş da Dersim’in güzelliklerini ve acısını derinden hissetmiş ve yaşamıştır. Dersim’in ne güzelliğine ne de acısına sıradan yaklaşmıştır. Dersim’in güzelliklerini ve acılarını derinliğine hissetmiştir. Bu toprakların öz çocuğu olarak kendisini arama ve kendisi olma mücadelesine atılmıştır. Bu da Kürdistan devrimcisi olma gibi çok büyük bir mücadele içine girmektir. Daha sonra Dersim’in bu güzelliği ve acısıyla Kürdistan'ın güzellik ve acısının birbirine ne kadar benzediğini ve bağlı olduğunu hissetmiş, bu iki duyguyu yaşamak Sara yoldaşı daha farklı bir kişiliğe sıçratmıştır. Nasıl ki Önder Apo Dersim’i gördüğü anda bu toprakların kimliği, kültürü ve inancı yaşamalı demişse ve bunu büyük devrimciliğinin gerekçelerinden biri yapmışsa, Sara yoldaş da Dersim’in tarihini ve kaderini Kürdistan'ın tarihi ve kaderiyle birleştirince bunun derin hakikatine ve sırrına varır. İşte o zaman daha da büyümeye karar vermiş ve büyümüştür. Bu açıdan Sara’nın devrimciliği Dersim tarihinden, Dersim’in kültüründen, yaşadığı acılardan ve bunun bilincine varılmasından, bu mücadeleye atılma kararı ve iradesinden ayrı ele alınamaz, ayrı değerlendirilemez. Zaten Sara’yı anlamak için de bu temel gerçekleri anlamak gerekmektedir.
Sara, doğduğu ve yaşadığı ortamın, toplumun kaderine razı edilmişliğine isyan kişiliğidir. 1938 soykırımına, bunun yarattığı toplumsallığa ve bu toplumsallığın ürettiği kişiliğe isyan etmiştir. Mevcut verili toplumsallık yanında Dersim’in başka bir toplumsallığı olduğunu, başka bir gerçekliği olduğunu, olması gerçeğini hissetmiş ve buna isyan olarak devrimci mücadele saflarına atılmıştır. Ancak Türkiye solunun Dersim’e yaklaşımları onun özlediği Dersim toplumsallığı ve kişiliğini yaratacak karakterde olmadığından Önder Apo çizgisini gördüğünde "işte benim yerim burasıdır” demiştir.
Öfkesi büyüktü
Kuşkusuz Sara gençlik yıllarında, özgürlük mücadelesine katıldığı yıllarda tüm bunları kapsamlı ifade edecek durumda değildir. Ama hissetmiş ve anlamıştır. Bir defa bazı soruları kendisine sorup yoğunlaştığında insan her şeyi ifade edip tanıma kavuşmasa da hisseder. İşte hisseden, anlayan bu öz önemlidir. Sara’da bu öz vardır. Yaşam bazı gerçekler ve çelişkiler ortaya koyar. Yaşadığı toprakların özüne sahip olanlar bu durumda yoğunlaşır; ifade edemese de rafine sonuçlara ulaşır. İşte Sara bu süreçleri yaşamış ve mevcut toplumsallığı içinde farkını ortaya koymuştur. İşte bu farklılığı ortaya koymak önemlidir. Sara da hemen çevresinde farklılığını ve özgünlüğünü ortaya koymuştur. Bu tabii çarpıtılan toplumsallığın yarattığı bir farklılık ve özgünlük değildir. Mevcut toplumsallığın içinden gerçek özü alıp, bunu kendi kişiliğinde somutlaştırıp giderek hakim kılma iddiasında olan bir özgünlük ve farklılıktır. İşte Sara bu özgünlüğü ve farklılığı ilk günden itibaren ortaya koymuştur. Öfkesinin büyüklüğü, sevinçlerinin büyük coşkusu içinde bu farklılığını ve özgünlüğünü her zaman korumuş ve hissettirmiştir.
Sara aynı zamanda Kürt ve Dersim kadınının özünü taşıyan bir kişilik olarak devrimci mücadeleye atılmıştır. Kadın özgürlüğünün kökleri de Kürdistan coğrafyasında vardır. Dersim ise bu konuda da özgün yere sahiptir. Dersim toprakları tarih boyu devlet ve egemenlik tanımamıştır. 1938’de doğal toplum içinde yaşamaktadır. Aslında Kürdistan coğrafyasında hem devletçi egemenliğin, hem de modernitenin en son el attığı yerdir. Kuşkusuz devlet kültürü ve modernitenin yakın zamana kadar girmediği Kürdistan toprağı ve yerleşim parçaları olmuştur. Ancak Dersim 1938’e kadar hiçbir yerde olmadığı kadar çevresine kapalı ve kendi toplumsallığı içinde yaşayan bir yerdir. Özgürlük ruhu bu topraklarda capcanlı yaşamaktadır. Kirlenmemiş, bakire kalmış ender toprak parçalarındandır.
Kuşkusuz özellikle Cumhuriyetle birlikte Dersim’e de el atılmıştır. Bazı aşiretlerin ve kişiliklerin devletle ilişkiler içinde özgürlük ruhunu kaybettikleri görülmüştür. Ancak genel olarak özgürlük ruhu ve kendi toplumsallığı içinde yaşama arzusu hala güçlü biçimde bulunmaktadır.
1938’de devlet Dersim’in bu karakterini ortadan kaldırmak için bir devlet ve modernite saldırısı başlatmıştır. Dersim bunu kendi ölümü olarak görmüştür. Buna karşı Dersim’in özgürlük ruhu ayağa kalkmıştır. Ancak Güney Amerika’nın, Kızılderililerin yok edilmesinde görüldüğü gibi, modernitenin ölüm makineleri karşısında çaresiz kalmışlardır. Devlet ve modernitenin komploculuğu ve hileleri karşısında doğal toplum saflığının kaybetmesi yaşanmıştır. Devletin soykırım için attığı adım galebe çalmıştır. Devlet, Dersimi devlet ve modernite adına terbiye etmek için bir seferberlik başlatmıştır. Bu bir soykırım seferberliğidir. Başkalaşıma uğratma seferberliğidir. Dersim’i bitirme seferberliğidir. Nitekim yatılı okullar ve kültür saldırıları başta olmak üzere bir kültürel soykırım seferberliği Dersim’de mesafe almıştır. Öyle ki, soykırımı yaşayanların bir kısmı "dedelerimiz de geri kafalılık yapmasaydı başımıza bunlar gelmezdi” demeye başlamışlardır. Artık eski Dersim kültüründen, geleneğinden ve dilinden kaçış vardır. Soykırım çağdaşlık ve ilericilik olarak görülmüş ve yüz o tarafa çevrilmiştir. Devletin soykırım seferberliğiyle kültürel soykırım içselleştirilmiştir. İşte yok olmanın eşiğine gelme budur.
Kadın özgürlük ruhu güçlüydü
Bu bitiş erkeklerden sonra olsa da kadına da dayatılmıştır. Kadına da artık modernite değerleri ulaşılması gereken değer olarak yedirilmeye çalışılmıştır. Sara, bu ortamda aynı zamanda Dersim kadınında var olan özgürlük ruhunun ayağa kalkması olarak görülmelidir. Kuşkusuz Dersim toplumu, kadını ve erkeği çarpık bir modernleşmeyle çarpıtılmak istenmiştir. Ancak Dersim’de hala özgürlüğün yaşandığı zamanlar uzak değildir. Hala bu kokular, bu tınılar yok olmamıştır. Dersim kadınındaki özgürlük ruhunun otuz yılda o topraklarda kadın kültürünün yok edilmesi zordur. Bu açıdan Dersim kişiliği çelişkilidir. Hem devletin ve modernitenin kültürel soykırımcı sistemiyle verdikleri vardır, hem de daha yakın zamanda var olan değerleri vardır. Aslında iyi bir yaklaşım, örgütleme ve çaba gösterilirse devletin verdiklerinin cila, özün ise Dersimlilik olduğu ortaya çıkarılabilir. Dersim kişiliğinde ikisinin de ortaya çıkması söz konusudur. Sara’da ortaya çıkan, var olan cilayı, boyayı, biçimi kırıp özün kendini dışa vurmasıdır. Bu özün kendine yeni bir biçim aramaya yönelmesidir.
Sara’da kadın özgürlük ruhunun güçlü olması, Dersim kadınının devlet ve moderniteyle geç tanışmasıyla ilgilidir. Dersim kadınındaki öz, Sara şahsında devletin örmek istediği kozayı parçalayıp kendini dışa vurmuştur.
Sara neden sadece PKK kurucularından olmamış, aynı zamanda kadın özgürlük militanı da olmuş denilirse bu gerçekliği görmek lazım. Zaten Sara’daki kadın özgürlük ruhu PKK ve Önder Apo’da bu ruha uygun bir özgürlük duruşu gördüğü için PKK'nin ilk kadın militanı ve kurucularından olmuştur.
Sara’yı her ölüm yıldönümünde daha derinlikli anlamak, Sara kişiliğini yerli yerine oturtmak çok önemlidir. Saray’la hem en derin yoldaşlık sevgisini yaşamış, hem de tartışmalar içine girmiş birisi olarak en yakından ve derinden tanıma şansım olmuştur. Sara arkadaş hala tam olarak kişilik çözümlemesine tabii tutulmamıştır. Daha doğrusu hala yapılanlar yeterli değildir. Sara arkadaşın daha derin sosyolojik ve kişilik çözümlemesiyle tüm çıplaklığıyla ortaya konulması, başta Kürt kadınları ve halkı olmak üzere insanlığın hizmetine sokulması gerekmektedir. Bu açıdan Sara arkadaş için daha çok yazmaya ve konuşmaya ihtiyaç vardır. Bu yazının imkanları açısından bazı noktaları ortaya koymaya çalıştım.
Rojbîn gerçeğini iyi anlamalı
9 Ocak’ta katledilmiş bir yoldaş ise Rojbîn’dir. Bir soykırım çocuğu da Rojbîn’dir. Aslında Türkiye ve Kürdistan'da Ermeniler ve Süryanilerin tehcir ve soykırıma uğraması gibi bir akıbete uğrayan toplumsallık içinde büyümüştür. Soykırıma uğrayan bir toplumsallığın çocuğu olarak kendi özüne tutunma direnişi içindedir. Avrupa’da devrimci çalışmalar ve özellikle diplomasi çalışmalarına coşkuyla katılmış, kesinlikle ana-ata topraklarından göçertilmelerinin acısını ve öfkesini Kürt diplomasisini geliştirmekte görmüştür. Bu nedenle kendisini saçından tırnağına kadar bu çalışmalara vermiştir. Aslında kim olduğunu ve neden Paris’e sürüldüğünün derin bilinci ve öfkesiyle Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin avukatı, dili olmaya çalışmıştır. Aslında bu devrimci kişiliklerin hikayesi sadece kendi kişiliklerinin hikayesi değildir. En fazla da yaşadıkları toplumun hikayesidir.
Rojbîn’i sadece bir defa 10-15 dakika birkaç gün geldiği Kürdistan dağlarında gördüm. Avrupa’da o kadar kalmasına, modernitenin en rafine kişilikleriyle ilişki içinde olmasına rağmen kendi özünü korumuş, duruşu ve sadeliği gerçekten de etkileyiciydi. Özellikle içinden çıktığı toplumsallığa uzak olmayan bir gerçeklik içinde bu duruş ve tutum içinde olması beni sevindirmişti. Çünkü bu kişilikler aynı zamanda yeniden doğuş ve özüne dönmenin mayası olmaktadırlar. Tehcir ve sürgünle kültürel soykırıma uğratılmış, yok oluşa yatırılan bir topluluk içinden çıkmış bu devrimcilerin bu mücadelede özel yerleri vardır. Bunlar özel kişiliklerdir. Bunların yaşamı ve mücadelesinde özellikle güneybatıdan Avrupa’ya göç etmiş halkımız kendi gerçekliklerini görebilirler. Kendi tutumlarının ve yaşam doğrultularının ne olması gerektiğini anlayabilirler. Zaten Rojbînlere bu anlam ve değer verildiğinde onlara saygı duyulmuş ve onların amacı yerine getirilmiş olur. Başta Maraş’taki Alevi Kürt halkımız olmak üzere tüm güneybatı halkımız ve dünyanın dört bir köşesine savrulanlar Rojbîn gerçeğini iyi anlamaya çalışmalıdırlar. Rojbîn’i anlamak, güneybatıdaki Kürt halkımızın yaşadıklarını anlamaktır. Bu açıdan bu yaşam çok değerlidir, bu yaşama çok değer verilmelidir.
Vatanın kokusunu duyan
bir genç
Leyla Şaylemez (Ronahî)’yi hiç tanımadım. Ancak Ronahî arkadaş da kendi gerçeğini arayan genç bir Kürt kızıdır. Ronahî, fiziki olarak sorunlar yaşamasına rağmen gerçeğini aramak için kendini Kürdistan dağlarına vurmuştur. Vatanın kokusunu duyarak Kürt gerçeğinin özünü yaşayan gerillalar içinde kendi gerçeğinin sırrına vararak yaşam serüvenini sürdürmek istemiştir.
Aslında Sara da, Rojbîn de, Ronahî de kendi toplumsal gerçekliklerini arayan, bunu yaratan ve yaşamak isteyen devrimci militanlardır. Hakikat arayışı içinde Önder Apo'nun ortaya koyduğu hakikat arayışı izinde yürüyüp bu hakikati Kürdistan'da ve Ortadoğu'da zafere götürmek isteyenlerdir. Özellikle Önder Apo'nun sırrı hakikat olan kadın özgürlüğünün militanı olarak tarihe geçmişlerdir. Sırrı hakikatin temsilcisi olmak isteyen bu militanların anısı önünde saygıyla eğiliyorum.