
Sakine Cansız’ın 30 yıllık mücadele arkadaşı, aynı yıllarda Diyarbakır zindanlarında birlikte direnen KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Sakine Cansız’ın (Sara) ülke sevgisini, zindan direnişini, mücadeleci kişiliğini, insancıllığını; direnişi, duruşu ve kişiliğiyle PKK kadroları üzerinde yarattığı etkiyi değerlendirdi. “Zaten Sara kendisini anlatan büyük bir mücadele tarihi bırakmıştır” diyen Karasu, Sakine Cansız’a dair sorularımızı yanıtladı.
Sakine cansızı nerde ve nasıl tanıdınız?
Sakine Cansız ile tanışmamız Diyarbakır zindanında oldu. 1981’in Şubat ayıydı. Elazığ grubu Amed’e getirilmişti. O zaman Sara arkadaşın da getirildiğini ve kadınlar koğuşuna götürüldüğünü söylediler. Amed zindanına gelişi böyle oldu. Geldikten sonra ne zaman görüştük, ne zaman karşılaştık, onu tam hatırlamıyorum. 1983 Eylül direnişinden önce kendisiyle bir vesileyle karşılaştım ve simasını böylece tanımış oldum. Cezaevinde uzaktan ilk gördüğümde de üzerimde çok olumlu etkide bulundu. Tokalaşamadık da. Ama daha ilk başta devrimci heyecanını, coşkusunu, bağlılığını görmek mümkündü. Gördüğüm zaman kendisi hakkındaki ilk izlenimimi böyle belirtebilirim. Esas karşılaşmamız 1983 Eylül direnişi içinde oldu.
Sakine Cansız ‘Hep Kavgaydı Yaşamım’ adlı kitabında 14 yaşında Avrupa’ya gittiğini ve Avrupa yaşamının kolaylıklar sağlasa da çekici gelmediğini söylüyor. 11 ay sonra geri dönüyor. Sizce Cansız neden Avrupa’dan Kürdistan’a döndü?
Şunu belirtelim, herhalde bu örgütte ilk Avrupa’ya gidenlerden birisi Sara arkadaş, diğeri de benim. İkimizin ailesi de Almanya’da işçi olarak çalışıyordu. Ben 1974 yazında Avrupa’ya gitmiştim. Dört ay kalıp dönmüştüm. Sanırım Sara arkadaş benden daha önce Avrupa’ya gitmiş ve dönmüş olmalı. Ben 1974 yazında Berlin’deydim, Sara’nın ailesi de Berlin’deymiş, o da Berlin’de kalmış. Ben de Avrupa’da kalınca hiçbir şey hissetmedim. Bana çekici gelmedi. Özellikle de insani ve toplumsal yaşam açısından bana soğuk geldi. O günleri hatırlarım, çoğu zaman evden dışarı çıkmazdım. Annem, babam, kardeşlerim, akrabalarım “çık gez” dediklerinde, “nereyi gezeyim” diyordum. Bu yaşam gerçekten bana da soğuk geldi. O zaman da devrimciydim, ama hala Apocu olmamıştım. THKO’ya bir sempatim vardı. Avrupa’nın benim için annemi, babamı görmek dışında hiçbir çekici yanı kalmamıştı. Bu açıdan ben Sara arkadaşın “niye Avrupa bana çekici gelmiyordu, Avrupa’dan kısa sürede ülkeye dönmek istedim” sözlerini çok iyi anlıyorum. Kuşkusuz Kürdistan ve Türkiye’de devrimci mücadelenin geliştiği o yıllarda Avrupa değil; devrimci mücadele, haksızlığa mücadeleye karşı çıkmak Sakine’ye çekici gelecekti. Ki öyle olmuştur.
‘Sara’yı ülkeye çeken Dêrsim’dir’
Sara’yı ülkeye çeken kesinlikle Dêrsim’dir. Dêrsim’de bir katliam, bir kültürel soykırım gerçekleşmiştir. Dêrsim insanı o yıllarda yeni yeni bu katliama, kültürel soykırıma başkaldırmaktadır. Bu başkaldırının bir parçası da Sara’dır ve içinde olmak istemiştir. Aklı erdiği, anladığı andan itibaren Dêrsim’deki soykırımı kabul etmemiştir. Büyük bir haksızlık ve zulüm yapıldığını derinden hissetmiştir. Avrupa’nın maddi yaşamına karşı Kürt toplumunun, Kürdistan’ın, ülkenin o manevi değerleri, manevi değerlerle yüklü toplumsal yaşamı Sara için daha çekici gelmiştir.
Sakine Cansız, Türk sömürgeciliğine karşı direnişin sembolü olan Amed zindanıyla özdeşleşmiş birisi. Bu süreçleri birlikte yaşadınız, neler söyleyebilirsiniz?
Diyarbakır zindanı için çok şey yazılmış, çizilmiş ve söylenmiştir. Diyarbakır zindanı, 12 Eylül faşizminin Kürtlerin özgürlük umudunu, varlığını kazanma umudunu zindanın betonlarına gömmek istediği bir yerdir. Diyarbakır zindanında tutsaklar şahsında PKK’nin itibarının yerle bir edilmesi ve tarihe gömülmesi amaçlanmıştır. Bu yönüyle 12 Eylül faşizminin Diyarbakır zindanında uyguladığı politikalar olumsuz anlamda gerçekten tarihidir ve kahredici uğursuz amaçları hedeflemiştir. Zindan şahsında Kürt bitirilmek istenmiştir. Diyarbakır zindanında tutsaklar teslim alınacak, onlar şahsında bütün toplum bitirilecektir. Bu açıdan Amed zindanında yaşanan direnişler ve bu konuda Sara yoldaşın bu direniş içinde abideleşmesi çok anlamlıdır.
Sara yoldaş bu partinin kurucusudur. Bu partinin tarihsel önemini bildiği gibi, bunun sorumluluğunu taşımaktadır. Bu açıdan Sakine yoldaşın duruşu ve direnişi en başta da partiyi temsil etme, parti onurunu koruma temelinde halkın özgürlük umudunu koruma direnişidir. Çünkü Sakine yoldaş bilmektedir ki, PKK’siz bir Kürdistan, PKK’nin ezildiği, yok edildiği bir Kürdistan tümden kültürel soykırıma uğratılmış bir Kürdistan’dır. Sara yoldaşla diğer parti kurucuları Hayri, Mazlum, Kemal de kendi üzerindeki tarihsel sorumluğu derinden hissetmiş ve buna uygun davranmışlardır.
Direnişi bir roman konusudur
Sara yoldaşın Diyarbakır zindanında uygulanan politikaların amaçlarını, hem de tecrit edilmiş kadın koğuşundan hissetmesi aslında PKK gerçeğinin nasıl bir bilinçle tarih sahnesine çıktığını da göstermektedir. 1983 yılına kadar diğer koğuşlarla ilişkileri hiç olmamıştır. 1983’te de karşılaştığımızda PKK’nin kurucuları, Önder kadroları şehit düşmüştü. Ama Sara yoldaş hiçbir ilişkisi olmadığı halde duruşuyla, tutumuyla Kemallerin, Hayrilerin, Mazlumların tutumundan, duruşundan farklı bir tutum göstermemiştir. Hatta şunu söyleyebilirim; Diyarbakır zindanında en ağır koşullar hangi koğuştaydı dersek, rahatlıkla kadınlar koğuşu diyebiliriz. Hem tecrittiler, hem de cinsiyetçi zihniyet ve politikalar nedeniyle ağır baskı altındaydılar. Bir nevi bir köşeye atılmış, sahipsiz kalmış bir topluluk olarak yaşamışlardır. Kendilerine moral verecek, güç verecek hiçbir şey yoktu. Sara bizzat moral kaynağı olmuştur.
Bu açıdan Diyarbakır zindanında yaşananlar karşısında, izlenen politikalar karşısında Sakine Cansız’ın bu düzeyde bir tutum göstermesi gerçekten de birçok romana konu olacak düzeydedir. Duyguları neydi, düşünceleri neydi, her saniye hangi duygularla yaşıyordu, bunu ortaya koymak çok çok önemlidir. Sara yoldaş PKK kurucusu olmanın sorumluluğuyla her saniyesi ülkeye bağlılık, Dêrsim’e bağlılık, PKK’ye bağlılık, Önder Apo’ya bağlılık, yoldaşlarına bağlılık ve büyük bir sevgiyle bağlılık, büyük bir hasretle bağlılık. Bu sevgi ve hasret ona büyük bir direnç kazandırmıştır. Bu çok önemlidir. Bunu da Sara yoldaş gerçekleştirmiştir. Zaten büyüklüğü de buradadır.
Sakine Cansız ve diğer kadın tutsaklara özel politika uygulandığı biliniyor. Cezaevindeki direnişlere kadının da katılımı ve örgütlülüğünü sağlamada Sakine Cansız’ın rolü ve payı nedir?
Kadın tutsaklara yönelik özel politikalar uygulanıyordu. Hatta bazen teslim almak için, düşürülmek için tecride atıldığı, üzerlerinde baskı yapıldığı da biliniyor. Kadınlara yalnızlık psikolojisi aşılamak, yalnız oldukları, artık direnmeyecekleri anlayışını vermek ve böyle bir ruh haline sokmak için her türlü baskı yapmışlardır. Bu politikalar karşısında kadının zindanda ayakta durmasının esas gücü Sakine yoldaş olmuştur. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; eğer Sara yoldaş Diyarbakır zindanlarında olmasaydı kadın koğuşu gerçekten çok zor duruma düşürülebilirdi. Sakine, duruşuyla herkesi hizaya sokmuştur. Kadınlar üzerindeki doğal otorite olmuştur. Hepsi bu otoriteyi dikkate almışlardır.
Hem hizmetkar hem sorumlu
Sara, kadınlar koğuşunda onların her şeyi olmuştur. Hem anaları olmuştur, hem kardeşleri olmuştur, hem yoldaşları olmuştur, hem sorumluları olmuştur, hem onlara hizmet eden olmuştur. Kadınlar koğuşunda kimin ihtiyacı neyse onu vermeye çalışmıştır. Kendi beynini, kendi yüreğini, her şeyini onlar için harcamıştır. Bu yönüyle de büyük bir saygı uyandırmıştır. Dayanma gücü kalmayanlar bile dayanmıştır. Sara’nın bu duruşuna layık olmanın, bu kadın duruşunu gösteren böyle bir insana, devrimciye layık olmanın gerekli olduğunu düşünerek sorumluluk duygularını geliştirmişlerdir. Bu açıdan Sara’nın kadınlar koğuşundaki rolü kesinlikle belirleyicidir. Diyarbakır koğuşunda kadınlar koğuşu denilirken akla Sara gelir. Farklı bir duruştur; hepsinden farklı bir duruş içindedir, farklı bir kişiliktir. Bu yönüyle tektir.
Cansız’ın kadın ve erkek genel tutsaklar üzerinde etkisi nasıldı?
Kuşkusuz sadece kadın tutsaklar üzerinde etkisi olmamıştır, Sara gerçekten Diyarbakır zindanının da, gittiği tüm cezaevlerinin de moral kaynağı olmuştur, moral değeri olmuştur. Kadın-erkek tüm tutsakların moral gücünü arttırmıştır. Sadece Diyarbakır zindanı değil, sonraki yıllarda diğer zindanların direnme gücü, direnmenin moral gücünün en fazla da Sara arkadaşın duruşu olduğunu söylemek gerekmektedir. Direnişin moral değeri ve gücü olmuştur. Bu açıdan da bütün tutsaklar üzerinde saygı uyandırmıştır.
Sara yoldaş sadece PKK’li tutsaklar üzerinde saygı uyandırmıştır, Kürt-Türk bütün örgütler üzerinde saygı uyandırmıştır. Sara’ya saygı duymayan hiçbir örgüt üyesi yoktur. Sara bu konuda da önemli bir kişilik duruşu ortaya koymuştur. Herkes Sara karşısında kendilerini saygı duyma durumunda hissetmişlerdir. Bir nevi duruşu onları bu noktaya getirmiştir. Sara’nın şahadetinden sonra bütün örgütlerin sahiplenmesi de Sara’nın bu örgütler üzerinde bıraktığı etkiyle ilgilidir. Özellikle bunu cezaevinde hissettirmiştir. Bu etki dalga dalga bütün diğer örgütlerin yapısına kadar yayılmıştır. Bu açıdan Sara12 Eylül zulmüne karşı direnen tüm tutsakların yoldaşı, arkadaşı, direniş sembolü ve abidesi olmuştur.
O dönemde devlet itirafçılaştırma politikalarıyla da sonuç almak istiyordu. Elazığ grubundan Şahin Dönmez gibi bir itirafçı çıktı. Bu süreci biraz anlatabilir misiniz?
Diyarbakır zindanında esas politika tutsakları itiraf ettirme politikasıydı. Bunun da en fazla Elazığ grubunda uygulandığı açıktır. Bir nevi Dêrsim’de çıkan devrimcilere “Siz artık Dêrsim’i sahiplenemezsiniz, Dêrsim’i sahiplenmek suçtur, Dêrsim olayı bitmiştir” yaklaşımıyla hareket etmişlerdir. Bu açıdan Elazığ grubuna özel işkence yapmışlardır. Hem psikolojik baskı arttırılmıştır, hem de fiziki işkenceyi arttırmışlardır. Özelikle de Şahin Dönmez’in itirafçı olmasından faydalanmışlardır. Şahin Dönmez kişiliği, Dêrsim soykırımıyla Dêrsim’de yaratmak istedikleri inkarcı kişiliğin, devlete teslim olma kişiliğinin cezaevinde yaratılma biçimidir. Bir nevi cezaevinin Raber’i olmuştur. Elazığ grubunun yüzde doksanı Dêrsimli arkadaşlardı. Bir kısmı da Elazığ’ın birkaç Kürt mahallesinde kalan arkadaşlardır. Bunların tümü itirafçılaştırılmak istenmiştir.
Kuşkusuz Elazığ grubundan bu kadar fazla itirafçı çıkartılmasına en büyük öfkeyi Sara duymuştur. Acı duymuştur, üzülmüştür. Çünkü kendisinin Apocular grubuna katıldığı ve mücadeleye atıldığı alandır. Burada beraber çalıştıklarının bir kısmının itirafçı yapılması onu da çok fazla etkilemiştir. Şahin Dönmez zindandaki baskılar sonucu itirafçılaşan bir kişilik değildir, o daha polisteyken itirafçılaşmıştır. Bu da onun ne kadar zayıf bir kişiliğe sahip olduğunu gösteriyor.
Kuşkusuz Sara yoldaş Şahin Dönmez’e büyük öfke duymuştur. Elinden gelse onu bir kaşık suda boğardı, yüzüne tükürürdü. Kesinlikle tepkisini en şiddetli biçimde ortaya koyardı. Özellikle arkadaşlarını satanlara hiç tahammülü olmazdı. Çünkü büyük bir arkadaş sevgisi vardı, arkadaş canlısıydı; büyük bir yoldaştı. Yoldaşları için her şeyini verirdi. Yoldaşlara bağlılık onun için en büyük değerdi. Örgütüne bağlılık onun için en büyük değerdi. Bu bakımdan yoldaşlarını satan, örgütünü satan birisi Sara için en lanetli, en değersiz, en alçak kişilikti. Ona tükürmek de, vurmak da her şey de layıktı.
Cezaevi idaresinin Esat Oktay dahil Sakine Cansız ve onun direnişine, duruşuna ve yaklaşımına karşı farklı davrandığı söylenir. Bunun sebebi sizce nedir?
Cezaevinde Esat Oktay Yıldıran’ın Sakine Cansız’a ve onun direnişine, duruşuna farklı yaklaştığı açıktır. Tabii ki saygı duymamışlardır, bu direnişe öfke duymuşlardır, tepki göstermişlerdir. Ama karşılarında farklı bir devrimci, farklı bir kadın olduğunu da kabul etmişlerdir. Zaten bu tür direniş gösterenler hiç direnmeyen, kötü duruma düşen, itirafçı olanlarla karşılaştığında tabii ki düşman üzerinde bile farklı etkide bulunurlar. İtirafçı olanın, teslim olanın hiç kimsenin gözünde bir değeri olmaz. Düşman bile onlara değer vermez. Ama karşılarında direnen, duruşuyla, yaklaşımıyla kendi inancına, kişiliğine, duruşuna sahip çıkanlar herkesi dikkatli davranmaya götürür. Gerçek anlamda bir saygı duymasa bile bu kişilikler herkesi etkiler. Düşmanı da etkilemiştir. Kemal Pir böyle birisiydi. Düşmanı etkilerdi. Sara da bu etkiyi bırakan devrimcilerdendir.
Sara, Esat Oktay’ı kahretmiştir
Zindandaki bazı subaylar ve gardiyanlar üzerinde mutlaka saygı uyandırmıştır. Çünkü kimileri görev için oraya gelmişlerdir. Görev gereği idarenin söylediklerini yapıyorlardır. Mutlaka etkilenenler olmuştur. Sara Esat Oktay karşısında da her zaman onurlu duruşunu göstermiştir. Kendisinin öyle başka tutsaklar gibi görülemeyeceğini, kendisine istediklerini yaptıramayacaklarını, zulümle istediklerini kendisinden alamayacaklarını onlara hissettirmiştir. Bu yönüyle de Esat Oktay’ı kahreden duruşlardan biri de Sara’nın duruşudur. Herhalde en fazla da Sara’nın duruşundan kahrolmuştur. Bir Kürt kadınının, Dêrsimli bir kadının böyle büyük direniş göstermesi, Türk devletinin politikaları karşısında boyun eğmemesi, PKK’nin kurucusu olma onurunu sonuna kadar göstermesi, PKK’yi temsil etmek için bütün iradesini ortaya koyması karşısında Esat Oktay kahrolmuştur, yıkılmıştır. Çünkü ne kadar bazılarını teslim alsa da, teslim aldığı insanlar olsa bile, esas PKK’yi temsil edenleri teslim alamamıştır. PKK’yi temsil edenler kendisine karşı direnmiştir. Kemal gibi, Hayri gibi, Mazlum gibi, Ali gibi, Akif gibi. Esas PKK’yi temsil edenler direndiği için Esat Oktay’ın baskı politikası da, itirafçı politikası da boşa çıkmıştır. Bu nedenle bazılarını itirafçı etmeyi kendisi için başarı görürken, Sakine ve diğer yoldaşlar karşısında da başarısızlığını açıkça görmüştür. Zaten 12 Eylül faşist rejimi ilk büyük yenilgisini Diyarbakır zindanında almıştır.
Sakine Cansız’ın aklınızda kalan en belirgin özelliği neydi?
Sara yoldaşın en belirgin özelliği gerçekten de yoldaşlığıydı. Yoldaşlarına ve arkadaşlarına karşı duyduğu büyük bir sevgiydi. PKK yoldaşlığının, PKK yoldaşlarının birbirine sevgisinin en somut ifadesi Sara yoldaştı. Bütün yoldaşlarına büyük bir sevgiyle bağlıydı. Toplumda kardeşten öte derler ya, Sara arkadaşın yoldaşlığı kesinlikle böyleydi. En önemli karakteri buydu. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; duyguları, yoldaşlığı, sevgileri, bu yönlü yaklaşımları her zaman öndeydi. Kürt halkı üzerinde, Dêrsim halkı üzerinde, kadın üzerinde, insan üzerinde baskılara karşı büyük bir öfkesi ve tepkisi vardı. Eğer kadın özgürlük çizgisinin bu kadar büyük militanı olmuşsa, kadına tarih boyunca yapılan bütün baskıları kendisinde hissettiği için, böyle bir duyguyla, ruhla yaklaştığı için bu çizginin büyük militanı olmuş ve Kadın Özgürlük Hareketi’nin gelişmesi için tüm varlığını ortaya koymuştur.
Sara’da devrimci asalet vardı
Sara arkadaşın bunun yanında aklımızda kalan en belirgin özelliği ise yürüyüşünde ve duruşunda bir heybet, amiyane deyimle devrimci asalet olmasıydı. Gerçekten bir asaleti vardı, bir duruşu ve ciddiyeti vardı. Ciddi bir kişilikti. Yürüttüğü mücadelenin, kurucusu olduğu PKK’ye uygun sorumlu ve ciddi bir yaklaşım taşıyordu. Bu açıdan da o ciddiyetiyle, o dik duruşuyla, kırılmaz iradesiyle hemen çevresini etkiliyordu ve çevresindeki insanların kendisine doğru ve farklı yaklaşmasını sağlıyordu. Daha ilk bakışta kendisine saygıyı yaratıyordu. Saygı duyulacak bir duruş gösteriyordu. Kesinlikle içtendi, samimiydi. İkiyüzlülüklere, dürüst olmayan yaklaşımlara karşı kesinlikle tepkiliydi. Sara için dürüstlük, açıklık, düşündüğünü ifade etmek çok çok önemliydi. Kendisi kesinlikle açıktı, dürüsttü. Düşündüğü gibi konuşurdu, düşündüğünü söylerdi. Şunu da belirtelim; Sara, kadındaki en temel özellikleri de kendinde taşıyordu. Kadının o toplumsal yaklaşımı, insana sevgiyle yaklaşması, adaletli, hakkaniyetli yaklaşması; bütün bunlar Sara yoldaşta vardı. Gerçekten de adaleti vardı, sevgisi vardı, hakkaniyetliydi. Bu karakterini de gittiği her yerde ortaya koymuştur.
Sakine Cansız ‘Hep Kavgaydı Yaşamım’ adlı kitabının birçok yerinde sizden bahsediyor. Anladığımız kadarıyla da size çok bağlı. Sakine’yi bu kadar etkileyen şey neydi?
Kuşkusuz Sara arkadaşla buluşmak, onunla arkadaş, yoldaş olmak benim için de büyük bir onurdu. Tabii ki Diyarbakır zindanında direniş önemliydi, partiyi temsil etmek önemliydi. Emek vermek, katmak önemliydi. Bu bakımdan Sara arkadaş bütün emek verenlere, direnenlere saygı duymuştur. Kim olursa olsun, direnen her arkadaş onun gözünde kutsal olmuştur. Onun gözünde sevilen insan olmuştur. Direnen her arkadaşa her türlü hizmeti yapmaya hazırdı. Amiyane deyimle direnen herkesin elini ayağını öpmeye hazırdı. Hz. Ali demiş ya bana bir kelime öğretenin kırk yıl kölesi olurum diye, Sara yoldaş da direnen herkesin hizmetine hazırdı. Amiyane deyimle kul kölesi olurdu. Diyarbakır zindanındaki direnişe böyle anlam veriyordu. Bu açıdan direnen herkes onun için değerliydi. Bu yönüyle de bana yaklaşımı da çok saygılı olmuştur, çok değer vermiştir. Ben de kendisine değer vermişimdir. Benim Sara arkadaşa yaklaşımım hep değer verme olmuştur, hep saygı olmuştur. Sakine, bütün zindan direnişinin moral değeri, moral kaynağı olduğu gibi, hepimize moral veren bir arkadaştı. Özellikle de kadın koğuşunu ayakta tutan, bu yönüyle kendi şahsında hepimizin onurunu kurtardığı için, hepimize onur kazandırdığı için saygı duyulacak kişiydi. Bu yönüyle karşılıklı bir sevgi ve saygı vardı. Biz onun duruşunu kutsallık değerinde görüyorduk. Herkes Sara’ya büyük değer veriyordu, saygı gösteriyordu. Çünkü bunu hak ediyordu. Onun sevgisini ve saygısını kazanmak gerçekten bir moral güç kaynağıydı. Ben de zindanda ona karşı saygımı her zaman en üst düzeyde tuttum. Çünkü bunu hak ediyordu. O da bana karşı saygıyla, sevgiyle yaklaşıyordu. Bu önemliydi.
Cezaevinde Sakine Cansız’la ilk karşılaşmanız nasıl oldu? Bu görüşme sizi nasıl etkiledi?
Cezaevinde Sara’yla gerçek anlamda ilk yüz yüze karşılaşmamız 1983 5 Eylül’ünde oldu. Direnişin başlamasından birkaç gün sonra devlet bizi koğuşlara götürmek zorunda kaldı. Biz bütün koğuşları dolaştık. Esas olarak koğuşları örgütleme ve nasıl direneceklerini ortaya koyma gezileriydi. Düşman zor durumda kalmıştı. Bazı riskleri göze alamıyordu. Biz de bunu değerlendirmiş, bütün koğuşları gezmiştik. Kadınlar koğuşuna da gittik. Gerçekten de en büyük coşkuyu ve heyecanı kadınlar koğuşunda gördük. Sara arkadaş büyük bir coşkuyla bizi karşıladı. Sara arkadaşın duruşunda gördük. Yüzünde büyük bir mutluluk vardı. O onurlu ve dik duruşu, o sevgi dolu duruşu o anda da bize yansıdı.
Kadınlar sevgi gözyaşları döktü
En fazla kaldığımız koğuş kadınlar koğuşu oldu. Tek tek arkadaşlar gelip bizimle sohbet ettiler. Onlar tecrit altında olduğu için, yıllarca ilişkisiz kaldıkları için o zaman içinde vereceğimiz bütün bilgileri verdik, bütün değerlendirmeleri yaptık. Zaten 5 Eylül’de koğuşları dolaşmamız bir devrim niteliğindeydi. Ama bu devrim niteliğindeki özelliğini, bu direnişin yarattığı etkileri, sonuçlarını, anlamını da en iyi de kadınlar koğuşundan anladık. Karşılanmamız çok coşkulu, sevgi dolu olduğu gibi, ayrılmamız da hem sevgi dolu, coşkulu oldu hem de büyük bir üzüntüyle oldu. Sanki bir daha buluşamayacakların üzüntüsü olur ya, o düzeyde bir ayrılık yaşadık. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: birçok koğuşta olduğu gibi kadınlar koğuşunda da sevgi gözyaşları döküldü. Yalnız ben değildim, Muzaffer arkadaş, Rıza arkadaş, Celalettin Delibaş da vardı. Bu yönüyle bütün arkadaşlar da bütün koğuşlarda olduğu gibi kadınlar koğuşunda da çok konuştular. Belki de en fazla konuşulan, tartışılan koğuş oldu. Daha fazla moral aldık, direnişçi irademizi daha da güçlendirdi. Bu koğuştan böyle bir etkiyle çıktığımızı söylemem gerekmektedir.
S.Cansız’la aynı yönetimde yer aldınız. Onunla çalışmak nasıldı? Görev ve sorumluluk anlayışından biraz bahseder misiniz?
Sakine Cansız’la cezaevinde de bir yönetimdik. Gerilla alanında da sürekli yönetimlerde yer aldı. Sara arkadaş her kademede sorumluluk aldı. Zaten partinin kurucusuydu. Zindandan çıktıktan sonra da PKK Parti Meclisi, yani Merkez Komite Üyeliği yaptı. KCK Yürütme Konseyi Üyeliği yaptı. Tüm bu görevlerde birlikte çalıştık. Zaten PAJK’ın yönetimindeydi. Bir dönem Kongra Gel Divan Başkanlığı’nda da bulundu. Sara arkadaş disiplinli bir arkadaştı. Bir görev aldığı zaman o görevini mutlaka en iyi biçimde yapmak isterdi. Paylaşımcı yanı yüksekti. Kuşkusuz her zaman kendi düşünceleri vardı. Sürekli düşünce üreten, farklı öneriler getiren bir yapıdaydı. Ama çalışmalarında arkadaşını dikkate alan, paylaşımcı özellikleri de vardı. Zaten çok dinamikti, temposu da yüksekti. Yaşamının her saniyesinde mutlaka bir iş içinde yer alırdı. Zaten hiperaktif olduğu için kendisini mutlaka katardı. Öyle pasif ve bekleyen bir kişilik değildi, inisiyatifliydi. Kendisini katma, çalışmalarda kendisinin payının olması, kendisinin rolü olması için aktif olurdu. Girişkendi ve bütün yeteneğini, emeğini ortaya koyardı.
Sakine Cansız’ın direnişiyle yaşamına damgasını vuran en önemli zaman dilimini anlattınız. Sakine Cansız’ı tanıma şansına eren bir kuşak var. Tanımayanlara ne anlatabilirsniz?
Kuşkusuz Sakine Cansız’ı tanımak önemli bir şanstı. Bu bakımdan devrimciler için, kadınlar için somut bir örnekti. Bir devrimci kadın nasıl olur sorusuna duruşuyla, yaşamıyla cevap veriyordu. Karşısındaki bunu hemen öğreniyordu. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, Sara arkadaşın yaşamı çok canlı, çok dinamikti. O kadar somuttu ki, o kadar yaşamın ve mücadelenin içindeydi ki, bundan sonraki kuşaklar Sakine Cansız’ı öğrenmek için çok pratikler duyacaklar, onu yaşadığı somut olaylarla öğreneceklerdir. Onun somut tutumlarını göreceklerdir. Öyle anlaşılmaz, bilinmez bir kişilik değildi Sara yoldaş. Zaten bütün duygularını ve düşüncelerini dışa vuran ve bunu da pratikleştiren bir kişilikti. Öyle anlaşılmaz, bilinmez, öğrenilmesi ve anlaşılması zor bir arkadaş değildi.
Sara bir mücadele tarihi bırakmıştır
Zindan direnişi de, gerilla yaşamı da, Avrupa’daki çalışmaları da, Güney Kürdistan’daki, Rojava’daki çalışmaları da, kültür çalışmaları da, Basın çalışmaları da hepsi göz önünde olan çalışmalardı. Bu yönüyle kendisini tanıtacak çok önemli bir mücadele tarihi, bir çalışma tarihi bırakmıştır. Kırk yıl bu mücadelenin içinde aktif olmuştur. Çok dinamik bir yaşamı olmuştur. Sosyal ilişkileri çok gelişkin olduğu için çok geniş kesimlerle bağ kurmuştur. Belki de bu örgüt içinde en fazla toplumla ilişki kuran, dışımızdaki insanları tanıyan da yine Sara yoldaş olmuştur. Zaten cenazesine o kadar büyük sahiplenilmesi, kendisini sadece bizim örgütümüzün tabanıyla sınırlı tutmayan, herkesle ilişki kurabilecek bir duruşu, bir kişiliği olması nedeniyledir.
Sara’yı tanımak için Önder Apo’yu, PKK’yi tanımak gerekir. PKK’de ortaya çıkan kadın Özgürlük Hareketi’ni tanımak gerekir. Kadın Özgürlük Hareketi iyi tanınırsa, PKK iyi tanınırsa Önder Apo’nun düşünceleri ve pratiği iyi tanınırsa Sara’nın nasıl bir kadın gerçeği olduğu da anlaşılır. Sara’nın gerçekliği, Sara kişiliği Önder Apo’nun ve hareketin yaratmak istediği kadın kişiliğidir. Yeni Kuşaklar mutlaka Sara’yı tanıyacaklardır. Sara’nın devrimci direniş abidesi olması ve çekici bir özgür kadın sembolü olması herkesi Sara’yı öğrenmeye yöneltecektir. Kürt kadını da, Kürt gençleri de, Kürt toplumu da Sara’yı öğrenerek özgür toplumu yaratma mücadelesine daha aktif ve daha etkili katılacaklardır. Sara’nın anısına bağlılığın, Sara’nın anısını özgür ve demokratik Kürdistan’la, demokratik Türkiye ile, demokratik Ortadoğu’yla ve özgür demokratik yaşamın hakim olduğu bir dünyayla taçlandırmak için mücadeleyi yükselteceklerdir.
ANF/BEHDINAN