
ROJDA YILDIRIM
Saray, kendine has inceliği, emeği ve duruşuyla güzel bir kadın yoldaşımızdı.
Birlikte yürüttüğümüz mücadelenin sevgiyle yoğrulmuş tanıdık yüzlerindendi.
Basel Kadın Meclis'inden Frankfurt’a ve ülkeye akan, özgürleşme ve kendini bulma arayışında mücadeleci bir duruşun sahibiydi Saray...
Ve sonra bir Ağustos sabahı Saray’ın kaybolma haberini aldık. Hepimiz aklımıza ilk gelen o kötü ihtimal olmasın istedik ve binlerce kez gözlerimizi kapatıp, “Farklı sonuçlansın bu hikaye” dedik. Nefesimizi tutmuş beklerken, maalesef Saray arkadaşımızın katledildiği haberini aldık.
Zaten yakıcılığıyla kavrulduğumuz kadın sorunu, bir cesedin soğukluğu kadar ruhumuza işleyen gerçekliğimize ayna tututulmuş gibi çıplak yakalamıştı bizi.
Bu zamansız sonbahar ürpertisi, Saray'ı tanıyan tanımayan bütün kadınların ruhunda aynı titreşimi yaratmıştı. Acı ve öfke… Ne çok yaşadığımız duygular haline gelmişti.
Sadece Saray değildi flu bir katliamın rengiyle ormanın yeşilinde boylu boyunca uzanan.
Bütün kadınlardan bir parça katledilmişti.
‘Hayır’ diyen, en çok da kendi olabilmenin, itirazları olan, egemenliği ve sömürüyü kabullenmeyen ve bunun derin kaygısını yaşayanların farklılığıydı hedeflenen.
Sonrasında ise toplum içinde katliamı ele alış biçimleri de oldukça tanıdıktı. Olayın özünü savsaklayan, cinayete bir sebep arayan yaklaşımlar daha fazla can acıtıcıydı.
Katliamı kriminalleştiren ya da katili-katilleri klinik bir vaka gibi ele alan yorumlar ve yaklaşımlar daha fazla düşündürücüydü.
Oysa çok tanıdık değil mi iktidara, erkek egemen kültüre kafa tutan, reddeden, itirazı olan ve ‘hayır’ diyen kadınlara uygulanan şiddet ve kadın kırımı biçimleri…
Devletler onlara başkaldıranlara „Ya devlet başa ya kuzgun leşe“ diyordu. Aynı zihniyetin erkekteki izdüşümü de „Ya benimsin ya kara toprağınsın“ değil miydi!
O büyük ego, hükmetmeyi seven, kendini inşa etmeye çalıştığı bedenlerimiz üzerinden kadın cinsine karşı yürütülen savaşın kendisi değil miydi tarihin binlerce yıllık özeti?
Toplumun bağrında taşınan erkekliğin devletin tuğlası olduğu gerçeği değil midir katletmek de dahil kendinde her türlü hakkı gören?
Ya Saray'ın katlediliş yolunu döşeyen erkeklik olgusu içimizde bir yerde halen derin olarak yaşatılıyorsa?
Kadın kırımını kriminalize eden her yaklaşım hakikate çarşaf giydirmektir. Erkek egemen şiddetin ideolojik ve politik döngüsünü sıradanlaştıran, kişiselleştiren, „Hastaydı yaptı“ diyen her zihniyet cins faşizminin toplumsal izdüşümleridir.
Bir kadın katlediliyorsa orada toplumsallık da katlediliyordur.
İyilik, güzellik, doğruluk, ahlak ve ne varsa sevgiye dair işte o katlediliyordur!
Kadın cinayetleri politiktir ve arkasında koskoca bir tecavüz kültürü vardır.
Bizler bunun cins faşizminden beslenmiş ve sayısı azımsanamayacak birçok bünyede vücut bulmuş, kadının kendisi olmasına tahammül edemeyen bir çürümenin ürünü olduğunu biliyoruz!
Şiddetin biçimleriyle yaşamak zorunda bırakılan, katledilen her kadına aynı nazarla bakmazsak, o vakit kadın kırımı içimizde bir çark gibi öğütmeye devam eder.
İşte o vakit kokuşmuş ataerkil kültürün hedeflediği hakikati perdeleyen örtünün tuzağına düşmüş oluruz.
Çürüme asıl o zaman bünyemizi boydan boya sarar.
Saray da daha fazla örgütlenmemizi, erkek egemen şiddete karşı kadın özsavunmasını daha güçlü gerçekleştirmemizi isterdi.
Güle güle güzel kadın… Gülüşün her kadın için bir mücadele gerekçesi olsun…
Semahlarla uğurlandı
1 Eylül'de Frankfurt-Darmstadt yolu üzerindeki ormanlık alanda cenazesi bulunan Dersimli Saray Güven için cenaze töreni düzenlendi.
Katledilen Saray Güven'in Münster kasabası yakınlarında cesedinin bulunmasının ardından, Alman adli makamlarınca yaklaşık iki haftadır otopsisi yapılıyordu. Güven, bugün Almanya'nın Bischofsheim kentinde düzenlenen cenaze töreni ile uğurlandı.
YJK-E, NAV-DEM Hessen, Utamara, FEDA, ABHF Kadın Birliği ve Yeni Kadın, Oberhusel Alevi Derneği ve Saray Güven'in ailesi tarafından ortak düzenlenen cenaze töreni, bine yakın kişinin katılımıyla saat 12.00'da başladı. Törene Almanya'nın farklı kentlerinden ve İsviçre'den yoğun katılım oldu.
Saray Güven’in tabutu, kadınların omuzlarında, zılgıtlar eşliğinde tören alanına getirildi. Salonda bulunan kitle cenazeyi "Jin, Jiyan, Azadî" sloganlarıyla karşıladı.
"Erkek egemen zihniyeti lanetliyoruz"
Bir dakikalık saygı duruşunun ardından Ayten Şimşir'in açılış konuşmasıyla cenaze töreni başladı. FEDA adına konuşma yapan Şimşir, "Saray Güven canımızı bugün sonsuzluğa uğurlayacağız, Saray canımıza kıyan erkek egemen zihniyeti burdan binlerce kez lanetliyoruz" dedi.
Açılış konuşmasının ardından Saray Güven için hazırlanan sinevizyon gösterildi. Saray Güven'in kendi günlüğünden oluşan sinevizyon gösterimi sırasında salonda duygusal anlar yaşandı.
Annesine mektup
Güven'in kızı Rojin Güven, annesine yazdığı mektubu okuyarak "Annem çok acı çekti ama her zaman başı dikti, bu şekilde yaşadı. Annemle gurur duyuyorum. Onu asla unutmayacağız" dedi.
Güven'in en büyük kızı Dilan Bengi Güven de "Törene katılan ve bu acı günümüzde yanımızda olan herkese, bize destek oldukları için sonsuz teşekkür ediyorum" dedi.
Cenaze töreninde YJK-E, NAV-DEM Hessen, Utamara da ortak bir açıklama yaparak, bu cinayetin sistemli olarak işlenmiş bir kadın katliamı olduğu, Saray Güven şahsında kadınların öz savunmasını oluşturması gerektiği ve bunu her alanda geliştirip kadın cinayetlerinin önüne geçilmesi gerektiği vurgulandı.
Konuşmalar ardından FEDA pirlerinden Mehmet Turan, törende bulunanlardan rıza aldıktan sonra, kadınlar semah döndü.
Saray Güven'in tabutu omuzlara alınarak "Jin, Jiyan, Azadî" sloganı eşliğinde uğurlandı.
Güven'in cenazesi salı günü Dersim Pülümür'de toprağa verilecek.
BISCHOFSHEIM