Bir yandan Reza Zarrab’ın ABD’ndeki itirafları, diğer yandan ABD Başkanı Trump’ın Kudüs açıklaması. Memleket gündemi de dünya gündemi hayli yoğun. Geride bıraktığımız haftada gazetelerin büyük puntolarla gördükleri bu gelişmelerin yanı sıra, önemli olan ancak büyük manşetlerin gölgesinde kalan bir gelişme daha yaşandı. Üzerinde “Halk Özel Harekatı“ yazan bir tabela, Ankara’da bir binaya asıldı. Böylece “Halk Özel Harekatı” adında bir derneğin resmen kurulmuş olduğunu öğrendik.

“Özel harekat”ın ne olduğu, Kürtlere karşı yürütülen savaşta ve özellikle de Kürt kentlerindeki özyönetim direnişleri sırasında çok net görüldü. Cenazeleri günlerce sokakta bekletilen insanların görüntüleri hala hafızalarda. Ekmek almaya giderken keskin nişancılardan korunmak için duvar kenarından sinerek geçerken öldürülen yaşlı insanlar da unutulmadı, cansız bedenleri kokmasın diye buzdolaplarında saklanan çocuklar da, Cizre bodrumlarında yakılarak öldürülenler de. Polis ve asker özel harekatı, Saray’ın özel savaş gücüdür. Sadece ve sadece öldürmeye kodlanmış, öldürdükçe para kazanan, “vatan sevgi”lerini paraya ve cinayetlere tahlil etmiş katiller sürüsü. Bu katiller ordusuna dahil olanların, “sivil” yaşamlarında nasıl birer insan oldukları bir yana, sadece son iki yıla yaptıklarına bakıldığında görülen döktükleri kan, aldıkları candır. Şimdi bu cellatlar çetesinin izinden gidenler, “dernek” olarak ortaya çıktılar. PÖH, JÖH derken şimdi de HÖH var. 

HÖH, Dernekler Dairesi Başkanlığı’na bağlı resmi bir “dernek”. Hatta derneğin faaliyet alanı da “düşünce temelli”ymiş. Detaylı faaliyet alanı da “sosyopolitik”miş. Derneğin merkezi ise kontrgerilla örgütlenmelerinin cirit attığı ve bolca tetikçi devşirdiği Trabzon. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kurulan dernek, kendisini “Milli birlik ve beraberliğin buluşma noktası olan yerli STK Halk Özel Harekatı milletimizin gür sesi olmaya ve toplum içerisindeki vatanseverlerin bir çatı altında toplanması için öncülük eden milli bir oluşumdur” olarak tanımlıyor. 

İsminde “özel harekat” ifadesi barındıran bir “düşünce kuruluşu”nun neyi amaçlayacağını kestirmek hiç de zor değil. Erdoğan’ın havadan nem kapacak “yerli” ve “milli” örgütlerinden biri bu. Belli ki, AKP/Saray rejiminin iç savaşta kullanacağı sokak gücü olacak. Asıl önemlisi de, bu örgütlenmelerini gizlemeye bile gerek duymuyorlar. Açık faaliyet yürütüyorlar, tıpkı cihatçı çetelerin Ankara ve İstanbul’un kimi ilçelerinde ya da Antep’de dernek ve yayınevi kurup kitle çalışması yürütmesi gibi. 

Derneğin kurucusu ve başkanı olan Fatih Kaya ismi de dikkat çekici. Kaya için bir haber sitesinde “Türkmen Dağı’ndaki Kayı Tim Komutanı” deniliyor. Kaya, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında AKP’nin “demokrasi nöbetleri” dediği gövde gösterisinin müdavimlerinden. Eylemlere katılan diğerleri gibi, Erdoğan’ın nöbet çağrısını “cihat” olarak algılamış. “Bizler Elhamdülillah Osmanlı’nın torunlarıyız” diyerek eylemlere katılmış. Ufku ırkçılık ve ümmetçilik ile sınırlı olan bu zat belli ki, bununla da yetinmiyor. Ne de olsa, “tetikçi” ve görevine devam etmek istiyor. 

HÖH’çülerin kendi açıklamalarına bakılırsa 22 il ve birçok ilçede dernekler kurulmuş. Bu rakam gerçekçi olabilir, hatta daha fazlası da mümkün. Çünkü bu projenin 15 Temmuz öncesine dayandığı kesin. Hatırlanacağı üzere darbe girişiminin ardından AKP’nin halkı silahlandırdığı da ortaya çıkmıştı. 15 Temmuz gecesi Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün önünde silahlar dağıtılmıştı. Ancak ne kadar silahın kime dağıtıldığı bilinmiyor. İçişleri Bakanlığı, Ankara’da kaybolan silahlara ilişkin “olaylar sırasında bir kısmı yere düşüp kaybolmuş ya da çalınmış” açıklamasını yaparak, konunun üzerini kapatmaya çalışmıştı. 

15 Temmuz darbe gecesi ortaya çıkan silahlı güçler de AKP’nin bir süredir ordu ve polis dışında ayrıca milis gücü oluşturduğunun açık göstergesiydi. Öyle bir milis gücü ki, DAİŞ yöntemleri ile hareket ettiği de o gece sokaklardaki vahşet görüntüleri sırasında görüldü. Suriye ve Rojava’da cihatçı çetelerle birlikte savaşan ve eğitilen bazı kişilerin, 15 Temmuz gecesi ve sonrasında sokaklarda boy gösterdikleri de bir sır değil.

AKP/Saray iktidarı, ayaklanma bastırma stratejisine uygun olarak bir iç savaş rejimi oluşturuyor. Çünkü sadece Kürdistan kentlerindeki serhildanlar sırasında değil, Batı’da da Haziran ayaklanması sırasında halkın gücünün nasıl yıkıcı bir güç olduğunu gördüler. Diktatör Erdoğan’ın sık sık Gezi ve Kobanê hatırlatmasına bakılırsa, bu iki ayaklanma da bir heyula gibi Saray’ın semalarında dolaşıyor. Bu nedenle iktidar, toplumsal ve siyasal mücadeleyi bastırmak için devletin resmi silahlı güçlerinin uyguladığı fiziksel şiddet ve medya eliyle yürüttüğü psikolojik savaş dışında ayrıca “sivil milis” gücünü de oluşturuyor. Kontrgerillanın yetiştirdiği önemli kadrolardan biri olan Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı’na getirilmesinin de öylesine bir görevlendirme olmadığı bugün daha net görülüyor. İktidar, HÖH’leri ya da başka bir isimle oluşturdukları/oluşturacakları milis güçleri vasıtasıyla, tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi sokaklarda hegemonyasını sağlama almaya çalışacak. Çok açık ki, her dönem ve her coğrafyada olduğu gibi sokakları kazanan geleceği kazanacak.