
“Kimse unuttuğumuzu sanmasın. Bu halka o gün yapılanlar bir nesil daha konuşulacak. O gün sokakları dolduranlar, dürüst ve ülkesinin geleceğini düşünenlerdi. Onlar hâlâ var ve yaşıyorlar. Daha ne kadar yaşarım bilmiyorum; ama üzerinden yüzyıl da geçse halkımın çıkarlarını, taleplerini dile getirmeye, o talepler için mücadele etmeye devam edeceğim. Kimse saraylar kurmasın, o saraylar bir gün elbet halk tarafından yıkılacaktır. Bu halk nasıl ki Saddam Hüseyin’in sarayını başına yıktıysa, onların da saraylarını yıkacaktır. Özgürlüğün yerini ne daha fazla mal, mülk ne de saraylar tutabilir. Baki olan tek şey özgürlüktür, bunu kimse unutmasın. O sağlanmadıkça da başkaldırı olacaktır.”
Bu sözler, 1991 yılında Süleymaniye kentinin girişinde bulunan Saddam Hüseyin büstünü yıkan ve 17 Şubat 2011 yılında Başur Kürdistan’da yolsuzluğa karşı, demokrasi, özgürlük, adalet ve eşitliğin sağlanmasını talep eden gösterilere öncülük eden ve sembol bir isme dönüşen Hecî Suheyla’ya ait.
17 Şubat 2011 olayları üzerinden 8 yıl geçti. Başurê Kürdistan halkı 17 Şubat 2011 yılında yolsuzlukların üzerine gidilmesi, eşitliğin, adaletin, demokrasi ve özgürlüğün sağlanması için sokaklara dökülmüştü. Baas rejimine karşı gerçekleştirilen başkaldırıdan, yani Raperîn’den sonra ikinci büyük başkaldırıydı bu. Yediden yetmişe, kadınların ve gençlerin öncülük ettiği Süleymaniye merkezli başlayan gösteriler, 2 ay boyunca devam etmişti. Adına yeşil bölge denilen YNK’nin denetiminde bulunan tüm kentlere yayılmıştı. Gerçekleşen gösterilerde aralarında 8 yaşında bir çocuk olmak üzere toplam 10 kişi yaşamını yitirmişti. Yüzlerce kişi yaralanmış ve binlerce kişi gözaltına alınmıştı. Halkın taleplerine şiddetle karşılık verilmişti. 17 Şubat başkaldırısı ve bu başkaldırıya yol açan nedenler hâlâ Başur Kürdistan’ın en sıcak ve yakıcı gündemleri arasındaki yerini alıyor.
Başur Kürdistan halkı bu müdahaleden sonra bir kez daha ağır bir darbe aldı ve açığa çıkan halk iradesinin bu şekilde bastırılmasını hiçbir zaman hazmetmedi. O dönem bölge başkanlığı yetkisini elinde bulunduran güçler verdikleri hiçbir sözü yerine getirmedi ve halkın üzerine ateş açanlar, şiddet uygulayanlar hiçbir biçimde yargılanmadı. Adalet de demokrasi ve özgürlük gibi askıda kalmaya devam etti. 2015 ve 2017 yılları arasında gelişen gösteriler 17 Şubat başkaldırısının bir devamı olarak sürdü Başurê Kürdistan’da. Ancak yine de beklenen değişim gerçekleşmedi ve talep edilenler yerine getirilmedi.
Büyük bir kırılma yaşayan halkın değişime dair inançsızlığı umutsuzlukla pekişti. Genç nüfus ülkesinin geleceği için mihenk taşı rolü oynama yerine, ülkesinden kaçmayı, okyanusların ötesinde özgür, demokratik, eşit ve adil bir yaşamın olabileceği umuduyla göç yollarına koyuldu. Kendi anayurdunda yurtsuzluk psikolojisi ve aidiyetsizlik duygusuyla kıvrandı. Bir halka yapılacak en büyük haksızlık ve zulüm belki de budur; binlerce bedel ödeyerek özgürleştirdiği toprakları artık kendisine ait görmeme hissi ve düşüncesi.
***
Nüfusun yüzde 70’ni oluşturan kadınlar mevcut sistemin en büyük mağdurları. Yönetim sistemindeki demokrasi yetersizliği en çok da kadınların toplumsal ve kamusal alandaki pozisyonunu etkiliyor. Değişim, adalet, demokrasi ve eşitlik kuşkusuz onların yeterli düzeyde temsiliyle sağlanacakken, başkan, başbakan, yardımcıları ve tüm bakanlıkları elinde bulunduranlar erkekler. 211 parlamenter içerisinde 36 kadın var ve ülkenin geleceği için alınan tüm önemli kararları maalesef erkekler veriyor. Hükümetin ve parlamentonun kurulmasından yaşanan ekonomik ve toplumsal sorunların çözümüne kadar yol haritasını belirleyen erkekler. Ve onların belirlemiş olduğu yol haritası, sorunların derinleşmesinden öte herhangi bir sonuca yol açmadı şimdiye kadar. Dolayısıyla bundan 8 yıl önce devam eden talepler geçerliliğini koruyor. Herkes unutsa bile kadınlar unutmuyor, unutmayacağına dair söz veriyor.