İnternet medyasına düşen belgelerden sonra, 17 Aralık 2013 tarihinde, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Oğuz Bayraktar, işadamı Ali Ağaoğlu, Halkbank genel müdürü Süleyman Aslan ve Reza Sarraf’ın gözaltına alınması, TC tarihinin dinci rejim ayağı için, artık “bugün dünün devamı değil”di.

 Olayın baş rol aktörü 29 yaşındaki İranlı Reza Zerrab (Rıza Sarraf)tı. Erdoğan’ın “hayırsever,  olarak övdüğü Sarraf, nükleer enerji santralini uluslararası denetime açmadığı için, ekonomik ambargo altında olan İran’a altın sevkiyatı yapıyor, yoluna çıkan engelleri aşmak için de, rüşvet dağıtıyor, “hayır işleme” adıyla para dağıtıyordu. Erdoğan’ın “hayırsever” demesi bundandı.  

Bakan çocuklarının tutuklandığı sabah, Erdoğan Ankara’dan İstabul’daki oğlu Bilal’i telefonla arıyor, “polis baskını var, evdeki paraları sıfırla” diyordu.

Ertesi gün paranın akıbetini merak eden babasına, “gece büyük miktarını taşıdık, geride 30 milyon dolar kaldı“ diye bilgi veren Bilal’in polis tarafından arandığı, bu arada medyaya düşüyordu.

Erdoğan bunun üzerine, “gücünüz varsa gelin alın” dercesine Bilal’i yanına alıp medyaya poz veriyordu.

Olayların gelişimi, polisiye roman kurgusunu andırıyordu. Ortalığa saçılan rüşvet manzaralarından sonra iktidar, yeni kimliğini bulmuş gibi demokrasiden iyice uzaklaşıyor, İslam çıkışlı diktatoryal rejimin taşlarını döşemeye başlıyordu.

Rüşvet ve yolsuzluğun takipçisi savcılarla, polisler görevden alınıyor, sonra tutuklanıyor, kimiler meslekten atılıyor, bakanların tutuklu oğulları, banka genel müdürü ve AKP’li emlakçıyla Reza Sarraf serbest bırakılıyor, suç doyaları da kapatılıyordu.

Hırsız masum, onu kovalayanlar suçluydu, ancak evrende hiç bir enerjinin kaybolmaması gibi, suç dosyaları da büsbütün kapanmıyordu. Bilal, 2015 seçimleri arifesinde, doktora çalışması bahanesiyle İtalya’ya yerleşince, Bologna şehrinin savcısı bir ihbarı gerekçe yaparak, Mafya şefi muamelesiyle hakkında, “kara para aklamaktan” soruşturma açmıştı.

Babası yeniden “Türk tipi demokrasi galibi” ilan edilince, Bilal geri dönmüş, ama geçtiğimiz Mart ayında Amerika’ya giden Sarraf yere iner inmez, kaçakçılık ve Amerikan maliyesini zarara uğratmaktan tutuklanmıştı.

NewYork güney bölgesi Başsavcısı Preeet Bharara, daha sonra hazırladığı iddianamede ise döndürülen rüşvet trafiği Mafya ilişkiler ağını andırıyordu. Sarraf, Mafya “şef” (baba) motifi olarak, iktidarın etkin adamlarına pay dağıtıyor, 32 milyon dolarla kazancın baba aslan payı Ekonomi Bakanı Çağlayan’a gidiyordu. İçişleri Bakanı Güler ve Başbakanın eşi Emine Erdoğan’ın de beşer milyon dolar alıyordu.

Genel manzarada görüldüğü üzere olaylar zinciri, lağım patlaması olarak karşılık bulan deyimle, pislik akıntısıydı. Herkes payını alıyordu.

Ancak karmaşık değil, apaçık ilişkiler yumağına rağmen, dünyada bir ilk yaşanıyor, ses ve görüntülerle etrafa saçılmış rüşvet ile yolsuzluk AKP’ye oy kazandırıyor, Erdoğan halkının oylarıyla güçlenerek dipsiz çukur denilen krizden çıkıyordu.

AKP bu arada, ani bir paradigma değişikliği Türk-İslam Faşizmine savruluyor, Erdoğan “kan, kan, kan, bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır” haykırışlarıyla meydanlara fırlıyordu. Artık demokrasi yok, dincilik ve ırkçılık satma zamanıydı. İki unsurun da alıcısı hazırdı. Erdoğan, keyif içinde, “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil” tiradıyla düm düz gidiyordu. 

Düne kadar, Kürtlerin oyları için ter döken, “asimilasyon ve inkarı kaldırdık, milliyetçiliği ayağımızın altına aldık” diyen Erdoğan, bu alanda kendisine akış olmadığını görünce Türk ırkçılığına dümen kırmıştı.

Çünkü, yeni oylar kazanılmazsa iktidarı kaybetmek, dolayısıyla hesap vermek zorunda kalabilirdi.

MHP’lilerin gözüne girmek için, artık ırkçı sloganlar haykırıyor, kan, ölüm, bayrak, tek millet diye koşuyor, MHP’lileri ardından koşturuyordu.

Öbür yanda, Kürtlere savaş açma hazırlıkları başlıyor, 2014 Ekiminde, Milli Güvenlik Kurulu kararıyla düğmeye basıyor, 2015 Temmuzunda da uçaklar havalanıyor, Kürt şehirleri kuşatılıyordu.

Erdoğan ve ailesinin sorunu savaş nedeni olmuştu.

Üstelik, Kürdistan yandıkça, insanlar diri diri yakılıp, katliamlar yayıldıkça, dünyada görülmüş değil ama, Erdoğan’ın seslendiği kamuoyu sevinçten zıplıyordu. MHP hızla tükenip bitiyor, CHP savrulup AKP’lileşiyor, Erdoğan hesap sorulamaz Başkan hayalleri ile yükseliyor, “tek lider” sevdası iyice köpürüyordu.