Washington’un soykırım ve yaptırım hamlelerini DW Türkçe’ye değerlendiren uzmanlara göre stratejik ortaklığın geride bırakıldığı Türk-Amerikan ilişkileri sarsıcı türbülanslara gebe.
ABD’nin etkili düşünce kuruluşlarından Alman Marshall Fonu’nun (GMF) Başkan Yardımcısı Ian Lesser, DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, Washington’da Türkiye’ye bakışın çok ciddi olarak değiştiğini, ABD Temsilciler Meclisi’nde alınan kararların gelecekte yaşanabileceklere ilişkin çok önemli mesajlar içerdiğini vurguladı. Geçmişte ABD’de yönetimin, Kongre’deki önemli isimlerin, Türkiye’ye atfedilen stratejik önem nedeniyle devreye girerek soykırım tasarılarının önünü kestiklerini, ancak son gelişmelerin aktörlerin tutumunda değişiklik olduğunu gösterdiğini belirten Lesser, “Bu hem ABD yönetiminde hem de kongrede Türkiye’ye ilişkin stratejik algının artık eskisi gibi olmadığının göstergesi. Bunlar, bir müttefik olarak Türkiye’ye ilişkin algının ne denli kötüleştiğini kanıtlar nitelikte” şeklinde konuştu.
Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen ve Türkiye’ye ağır yaptırımlar öngören yasa tasarısının Senato’da görüşüleceğini, burada daha sınırlı ve belki de sembolik yaptırımların kabul edilebileceği bilgisini veren Lesser, böyle bir gelişmenin bile ABD ile Türkiye arasındaki ilişkileri çok zor bir döneme sokacağını vurguladı.
Erdoğan’a derin güvensizlik
ABD’de önemli bazı aktörlerin bugüne kadar Türkiye’ye yönelik olumsuz kararları engelledikleri, bunu yaparken de “iç siyasi gelişmeler endişe verici ama Türkiye Rusya’ya karşı koymada stratejik önemde” argümanıyla hareket ettiklerini belirten uzmanlar, son dönemdeki gelişmelerin bu argümanı geçersiz kıldığını dile getiriyor. “Evet asıl en ciddi siyasi konu Erdoğan’ın Rusya ile ilişkileri” diyen Lesser, “S-400’leri almasıyla Türkiye’ye müttefik olarak güven azaldı, bu Rusya’nın endişe verici bölgesel hamleleriyle birleşince ortaya Washington açısından patlamaya hazır bir denklem ortaya çıktı” şeklinde konuştu. Lesser, Türkiye’nin Rusya ile Suriye’deki taktiksel ittifakının, aslında Ankara için kötü sonuçlanabileceğini uyarısında bulunarak, şu değerlendirmeyi aktardı: “Kürt güçlerin, Suriye rejimi ile yakınlaşması, Suriye ve Türkiye’yi gelecekte doğrudan karşı karşıya getirebilir. Şüphe yok ki Rusya, Suriye’den yana tavır alır. Özetle Ankara, Batılı müttefikleri ile arasının bozulmasına yol açan Rusya ile bu ittifakı yanlış yapılmış hesaba dayanıyor olabilir.”
Türkiye müttefik mi, hasım mı?
ABD’de ”Türkiye müttefik mi hasım mı?” sorusu artık kapalı kapılar arkasında değil, kamuoyanda açıkça tartışılan bir konu haline geldi. Her iki ülke diplomatları ve güvenlik uzmanları, son yıllarda iki ülke arasında stratejik çıkarların farklılaştığını, tehdit algılamalarının değiştiğini, artık Washington ile Ankara arasında güvene dayalı bir ilişkiyi sürdürmenin dahi güçleştiğini ifade ediyor. ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinde yaptırımları devreye sokmasının önemli bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan uzmanlar, bunun bugüne kadar ancak Rusya ve İran gibi hasım olarak algılanan ülkelere karşı kullandığına dikkat çekiyor.
Artık ortak düşman yok
İngiliz düşünce kuruluşu Henry Jackson Society uzmanlarından Simon Waldman’a göre iki NATO müttefiki ABD ve Türkiye’nin geçmişte ilişkilerine stratejik nitelik kazandırmış olan ortak çıkar ve tehdit algıları anlamını yitirdi. Türkiye’nin en önemli tehditler olarak gördüğü PKK’nin ABD’liler tarafından bir güvenlik sorunu oluşturmadığına dikkat çeken Waldman, Ankara ile Washington arasında özellikle de Rusya’ya ilişkin derin görüş ayrılığı olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin Rusya’yı, bölgede etkisini arttırmasına olanak sağlayan bir güç olarak gördüğünü, ABD’nin ise Moskova’nın hem Ortadoğu hem de Avrupa’daki bölgesel dengeyi tehdit ettiği görüşünde olduğunu anlatan Waldman, şunları kaydetti: “ABD açısından artık öncelikli güvenlik kaygılarını yükselen Çin, daha iddialı ve zorlu bir Rusya, İslamcı terör ve siber güvenlik konuları oluşturuyor. Soğuk Savaş döneminden farklı olarak artık Türkiye’nin bu alanlarda sunabileceği katkı çok sınırlı. Gerçek şu ki ABD ile Türkiye arasında güçlü stratejik ilişkiler için var olması gereken ortak bir düşman ya da ortak bir hedef yok. Dahası, güçlü ekonomik ve kültürel bağlar da olmayınca, diplomatik ilişkileri ayakta tutmak daha da zorlaşıyor.”
Erdoğan’ın ziyareti belirsiz
Artık dikkatler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 13 Kasım’ta ABD Başkanı Trump ile yapması planlanan ancak henüz kesinleşmeyen görüşmeye çevrildi. Erdoğan geçen hafta yaptığı açıklamada, “13’ünde tabii ki bu davete icabet edeceğiz. Bir heyet olarak giderek oradaki görüşmelerimizi yapacağız” demişti. Ancak önceki gün ”henüz karar vermedim, soru işaretlerim var” diyen Erdoğan, son gelişmeler ışığında bu kararını gözden geçirmekte olduğunu duyurdu.
Erdoğan, soru işaretlerinin ne olduğuna ve bunların giderilmesi için Ankara-Washington hattında ne tür görüşmeler yürütüldüğüne açıklık getirmedi. Ancak Türkiye’nin Temsilciler Meclisi’nde bu hafta kabul edilen yaptırım tasarısının Senato’daki onay süreci hakkında Trump yönetimi ile yoğun bir görüşme trafiği yürüttüğü belirtiliyor.
Türkiye’nin rahatsızlığı bitmiyor
Ayrıca ABD Yönetimi’nin QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî ile olan temasları, Türkiye ile QSD arasında müzakere girişimleri Ankara’da büyük rahatsızlık yaratıyor. Geçen hafta bir grup ABD’li senatör, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’dan, Mazlum Ebdî’nin Washington’a ziyareti için gerekli vize işlemlerinin hızlandırılması ve gerekli muafiyetlerin sağlanmasını talep etti. Trump’ın bu ay Erdoğan ile görüşmesi öncesi veya sonrasında, Washington’da Ebdî ile görüşmesi, iki taraf arasında arabuluculuk ihtimali, Türk tarafında endişelere yol açıyor. Diplomasi kulislerinde konuşulanlara göre Türk tarafı, Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında bir sürprizle karşılaşılaşmamak için Washington’dan güvence bekliyor.