‘Hayır cephesini“ ayakta tutmanın ve Allah’ın her günü „hayır“ diye diye „hayır cephesini“ bir süreç içerisinde minimum bir ortak program etrafında birleştirmenin bugün en temel ön koşulu şudur:
Birincisi, şu anda sürmekte olan savaşı, AKP iktidarının, „iki polis cinayeti“ni bahane ederek başlattığını görmek. Tüm örtme çabalarına rağmen, Ceylanpınar’da işlenen cinayetin „AKP derin devletinin“ marifeti olduğu artık kanıtlandı.
Eğer „hayır cephesi“, yüzlerce insanın ölümüyle süren bu savaşın sorumlusunu doğru teşhis ederse, „OHAL rejiminin“ kuyruğuna takılmaktan kurtulur.
Demek ki, „hayır cephesini“ bir arada tutmanın ve büyütmenin birinci koşulu, AKP’yi savaşın sorumlusu olarak ilan etmek ve „savaşa hayır“ sloganında birleşmek.
İkincisi, 15 Temmuz darbesini „kontrollü darbe“ olarak ilan etmek. Asıl darbenin ise „OHAL ilanıyla“ gerçekleştiğini halka anlatmak.
Şu anda „darbe girişimi“ ile ilgili dava süreci başlamış bulunuyor. Yargılananların ağır işkencelerden geçirildiği herkesin bildiği bir sır. Duruşmalarda dile getirilen ifadeler, doğrudan „derin AKP devleti“ tarafından yönlendirilen ve aralarında „cemaatçilerin“ de bulunduğu son derecede küçük bir grup subayın darbedeki rolünü ortaya koyuyor. Belli oluyor ki, gelecekte NATO ya da CIA tarafından tezgahlanacağı tahmin edilen bir darbeyi önlemek ve „tek adam rejimini“ dayatmak için, İktidar kendi ordusuna karşı büyük bir provokasyon yapmıştır.
Yargılanan subaylar, darbenin „Genelkurmay ve MİT kontrolünde“ yapıldığını açıkladı.
Bu durumda „hayır cephesi“, AKP’yi 15 Temmuz „kontrollü darbesinin“ sorumlusu olarak ilan etmeli ve „OHAL darbesine ve tek adam rejimine hayır“ sloganında birleşmeli.
„Hayır cephesini“ başka türlü bir arada tutmak ve genişletmek, sonuçta „ortak programa evet“ noktasında birleştirmek mümkün olmayacak.
Neden?
Çünkü AKP ve Saray OHAL ve KHK rejimini „darbeci FETÖ ve terörcü PKK karşıtlığı“ üzerine inşa etmekte. Bütün tutuklamalar, bütün yasaklamalar, bütün işten atmalar, çıkarılan bütün faşist kararnameler „FETÖ ve PKK karşıtlığı“na dayanmakta.
O nedenle, „hayırcılar“ „darbede yalnızca cemaatin rolünü gördüklerinde, asıl darbeyi ise görmediklerinde“ve „savaşı PKK başlattı“ dediklerinde, kaçınılmaz olarak AKP ve Saray’ın bütün anti demokratik adımlarına „evet“ demiş oluyorlar.
Elbette Cemaate’’ ya da PKK’ye karşı olanlar, bu tutumlarını devam ettirebilirler. Benim buna itirazım yok. Ama „hayırcılar“ „darbenin“ ve „savaşın“ asıl sorumluluğunu Cemaate ve PKK’ye yükledikleri zaman, tıpkı Bahçeli gibi rejimin „yedek gücü“ olmaktan kurtulamazlar.
Ömrü cuntacılıkla ve darbelerle mücadele içinde geçmiş bir kardeşiniz olarak, ben bugün, AKP ve MHP diktatörlüğünün oyuna getirdiği TSK mensuplarına yapılan işkencelere, aşağılamalara, onların ailelerine yönelik vicdansız ve ahlaksız yaptırımlara karşı çıkıyorum. Karşı çıkarken, onların arasında sosyalistlere, Kürt siyasetçilerine ve direnişçilerine en hayasız zorbalıkları yapanların olduğunu biliyorum. Onların „darbecilikten“ değil, „işledikleri savaş suçlarından yargılanmaları“ gerektiğini de düşünüyorum. Ama şimdi onlar AKP iktidarının mağdurları.
Bakıyorum da, vaktiyle „ordu göreve“ diye yeri göğü inletenler, „Mustafa Kemal’in askerleriyiz“ diye haykıranlar, haydi onları geçelim, şimdi en ahlaksız işkence yöntemleriyle yarı ölü hale getirilmiş silah arkadaşlarıyla aynı karavanaya kaçık sallamış olanlar susuyor.
Niçin?
„Bize FETÖ’cü derler“ diye mi korkuyorsunuz? Korktukça korktuğunuz başınıza geliyor zaten. „Menfur darbe“ diyen Sözcü’ye bakın, durumu anlayın.
Siz bu kafayla „tek adam rejimine“ son verme yolunda tek bir ciddi adım atamazsınız.
Benim gibiler, „fıtrat icabı“ hiç bir yakınlığı olmadığı halde bu insanların insan haklarına sahip çıkarken, siz „ulusalcılar“, „milliciler“, „kuvvacılar“ neden HDP’li vekillerin ve siyasetçilerin hapsedilmesine, yüzde doksan oy oranıyla seçilmiş Belediye Eşbaşkanlarının, meclis üyelerinin zindana tıkılmasına, „kayyım“ yoluyla halk iradesinin ayaklar altına alınmasına, tarihi Sur şehrinin yıkılmasına neden itiraz etmiyorsunuz?
„Sur’a yapılan darbeye karşı çıkmayan“, „İzmir’e yapılacak darbeye de karşı çıkamaz.“