2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin Genel Kurul görüşmeleri başladı. Bütçeye şerh düşen HDP, saraylara, silahlara, füzelere, yandaş sermayeye kaynak bulan iktidarın, savaş ve israf bütçesiyle halkın beklentilerine cevap veremeyeceğini vurguladı.

Radikal demokrasi fikrini Türkiye halklarının özgür yaşamı için 3. yol haline getirdiğini belirten HDP, bütçeye şerhinde, demokrasi, hukuk ve özgürlük değerleri etrafındaki arayışların adı olan 3. yolun, Türkiye halklarının değişim dönüşüm çağrısına cevap olduğunu kaydetti. HDP, bu cevabın planlı ve kapsamlı sac ayakları şöyle özetlendi: Demokratik Ulus, eşit yurttaşlık, demokratik cumhuriyet, Demokratik Konfederalizm, ekonomik barış, eşit ve adil bölüşüm, yerel demokrasi ile güçlendirilmiş parlamenter sistem ve radikal demokrasi.”

Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin Genel Kurul görüşmeleri, dün başladı. Genel Kurul’daki bütçe mesaisi hafta sonları dahil 12 gün aralıksız devam edecek. Görüşmeler 20 Aralık Cuma günü tamamlanacak. Bütçenin tümü üzerine yapılan görüşmelerde CHP Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, HDP Eşbaşkanları Pervin Buldan ile Sezai Temelli, İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan ile Genel Başkan Yardımcısı İsmail Tatlıoğlu, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli ile Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfü Elvan, MHP adına Grup Başkanvekilleri Erkan Akçay ve Levent Bülbül konuşacak. Parti gruplarının 80 dakikalık konuşma süresi olacak.

 Bütçe görüşmelerinin ilk gününde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de Genel Kurul’daydı.

Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un yönettiği Genel Kurul’da, 2020 yılı bütçesini yürütme adına Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay sundu. Oktay, 2020 yılı bütçesinin Cumhurbaşkanı ve kabinesinin vizyonunu ortaya koyduğunu belirtti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’ne muhalefet şerhi düşmüştü.

Son 40 yılın en derin krizi

Şerhte, ekonominin son 40 yılın en derin krizi yaşadığını, daraldığını, bütçe açığının, vergilerin, borçlanma, koşullu yükümlülüklerin, Merkez Bankası kaynaklarına el koyma gibi göstergelerin, krizin devletin mali krizine evirildiğini göstergesi olarak değerlendirildi.

6 aylık açık 78. 6 milyar

Şerhte, bütçe açığının sadece bu yılın ilk 6 ayında 78,6 milyar TL olduğu kaydedilerek, “Bir yandan faiz ödemeleri, diğer yandan sermaye destekleri şeklindeki harcamalar ve şirket kurtarmaları için yapılan harcamalar arttı. İlk 6 aylık dönemde faiz ödemelerinin artış hızı yüzde 50,1 oldu” denildi.

Krizi getiren üç dinamik

Ekonomiyi krize sokan üç dinamik ise şu şekilde ifade edildi: ”Çatışmasızlık sürecinin sona erdirilip Kürt sorununda savaş konseptine geri dönülmesi ve Suriye’deki savaşçı politikalar bütçe ve genel ekonomi üzerindeki etkileri aracılığıyla krizi tetikledi. Fethullah Gülen-AKP ittifakının çöküşüne neden olan politik kriz ve OHAL uygulamaları sermaye çıkışlarına, ekonomiye olan güven yitimine ve yatırımların durmasına yol açtı.”

Hazine garantili inşaatlar

Şerhte, yeni fabrikalar vs. kurulmazken yüzlerce milyar dolarlık enerji, köprü, havalimanı, oto yol gibi alt yapı ve şehir hastaneleri gibi projelerin dış kredilerle yapılarak Hazine garantileri verildiği belirtildi.

Artan vergiler emekçilerden

Şerhte, bütçenin işsizliği, yoksulluğu giderecek politikalar izlenmediği kaydedilerek, vergi oranlarındaki artışa dikkati çekildi. 2020 bütçesinin gelirleri yönünden adaletsiz bir bütçe olduğunun vurgulandığı şerhte, şöyle devam edildi: “Çünkü payları yüzde 66’yı bulan ÖTV, KDV gibi vergiler göreli olarak daha adaletsiz vergiler. Bu nedenle de bütçenin vergi yükünü ÖTV boyutuyla da emekçiler çekiyor. Vergi gelirlerinin yaklaşık üçte birini oluşturan dolaysız vergilerin yükü de emekçilerin sırtında. Çünkü gelir vergisinin de en az üçte ikisi emekçiler tarafından ödeniyor. 2020 yılında halka yeni vergiler ve yeni yükler geliyor. Siyasal iktidar 785 milyar liralık vergi (yani bu yıldakinden 28 milyar lira daha fazla) toplamayı amaçlıyor.”

Kürt savaşı derinleştiriliyor

Şerhte, ekonominin siyasal boyutuna da değinildi. Kürt sorunun çözümsüzlüğünün krizin siyasal boyutunu derinleştirdiği ifade edilen şerhte, çatışmasızlık sürecinin sona ermesiyle birlikte savaş harcamalarında ciddi orandaki artış meydana geldiği vurgulandı. Şerhte, savaş harcamalarında görünmeyen bir artışın yaşandığı belirtilerek, şöyle devam edildi: “İç ve dış güvenlik harcamalarına Merkezi Yönetim Bütçesinden ayrılan pay: 2017’de 64 milyar TL civarında iken, 2018’de bu tutar 84,5 milyar TL’yi aştı. Ayrıca görünmeyen güvenlik harcaması kalemlerinde ciddi artış söz konusu. Askeri harcamaların yaklaşık yüzde 10’unun karşılandığı bir denetim dışı kaynak olan Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na motorlu taşıtlar vergisinden yüzde 18, veraset ve intikal vergisinden yüzde 25, gelir vergisinden yüzde 6 pay ayrılmaya başladı. Askeri harcamalar için ayrılan kaynak toplamda 249 milyar TL’ye, dolayısıyla da bütçenin yaklaşık yüzde 24’üne denk düşmektedir.”

Polis devleti harcamaları

Otoriterleşme sürecinin savunma ve güvenlik harcamalarında bütçeye ağır bir maliyet oluşturduğunun belirtildiği şerhte, İçişleri ve bağlı kurumların bütçelerindeki artış ile “polis devleti harcamalarının artması” olarak değerlendirildi.

Bayraktar, Katmerciler ve Kale

Savunma sanayisi alanında faaliyet gösteren şirketlerin yüzde 78’i Katmerciler, Kale ve Bayraktar gruplarının içinde olduğu “yandaş” şirketlerden oluştuğunun hatırlatıldığı şerhte, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın projelerden ciddi pay aldığı belirtildi. Şerhte, Savunma Sanayisinde faaliyet gösteren şirketlerin aynı zamanda medya sahipliği de yaptığına dikkat çekildi. Şerhte, şunlar ifade edildi: “Efrîn ve Kuzey Suriye’ye yönelik operasyonda söz konusu şirketler tarafından üretilen ve montajı yapılan silahlar kullanırken, eş zamanlı olarak medyadan bu silahların tanıtımı Efrîn operasyonunda sık sık ‘yerli ve milli silah’ haberleri ile montajcı sektörün reklamı yapılmıştır. Medyada ‘yeni İHA’lar göz açtırmıyor; SİHA’lar boş dönmüyor; Kirpi önde gidiyor; Mehmetçik yeni silahlarla vurdu, Mehmetçiğin yeni silahı göz kamaştırıyor, milli ve yerli silahlar…’ ifadeleriyle haberler yapılmaktadır. Medyada savaş çığlıkları atanlar ile ‘güvenlik’, ‘savunma sanayi’ adı altında silah üretimi ve ticaretinden para kazananlar aynı kişilerdir. Bu açıdan medya-iktidar ve savaş ilişkisi önemli bir rant alanını oluşturmaktadır” değerlendirmeleri yapıldı.

Çetelerin maliyeti halktan

Şerhte, küçülme eğiliminde olan Türkiye ekonomisinin Suriye ve Irak’ta yayılmacı siyaset anlayışı, savaş ve rant ile kurtarılmaya çalışıldığına işaret edilerek, ‘Güvenli Bölge’ dayatması ile “İktidarın oluşturduğu yeni müteahhit çevreleri, Ortadoğu’da alt yapı ve üst yapı inşaatları biçiminde büyük çapta proje arayışı içinde” olduğu ifade edildi. Şerhte, Türkiye’nin Kuzey-Doğu Suriye’ye saldırılarında yer alan ve Türkiye tarafından finanse edilen çetelerin maliyetinin de halkın sırtına yüklendiği kaydedildi.

Saray’ın israf düzeni

Türkiye’deki ekonomik krizin derinleşmesine neden olan bir diğer unsurun ise “İsraf düzeni” olduğu belirtilen şerhte, Cumhurbaşkanlığı, belediyelerde yapılan israflara değinilerek, “AKP hükümeti döneminde ‘itibar’ adı altında gösteriş ve şatafattan geri durulmamıştır. Lüks zırhlı makam araçları, yazlık-kışlık saraylar, uçan saraylar, temsil ve tanıtma adı altında milyonlarca TL harcama yapılmaktadır. İsrafın merkezi milyarlarca liraya mal olan yaklaşık bin 250 odalı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’dır. Cumhurbaşkanlığı’nın giderleri 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 160 artış gösterdi” ifadelerine yer verildi.

Bütçe halktan kaçırıldı

Bütçe hakkının “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ile birlikte tamamen rafa kaldırıldığının ifade edildiği şerhte, bütçenin halktan kaçırıldığının altı çizildi. Şerhte, devamla şunlar kaydedildi: “Siyaseti idareye indirgeyen sistem, bütçeyi de teknikleştirerek siyasetin devre dışı bırakıldığı bir teknokratik meseleye dönüştürmektedir. Bütçe hazırlanırken ne kadar ve nasıl vergi toplanacağı ve bunların hangi biçimlerde harcanacağı konusunda halka ya da onun örgütlerine danışılmadı. 2020 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin hazırlanmasında ve ardından Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeleri sürecinde de toplumsal katılım dışlanmıştır. Halkın bütçesine halkın görüş ve taleplerinin yansıması sağlanmamış hatta engellenmiştir. Oysa bütçe sürecine toplumsal katılım sağlanmaksızın bütçe hakkının kullanımı mümkün olamaz. Öte yandan Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki bütçe görüşmelerinde Halkların Demokratik Partisi olarak tüm ısrarlarımıza rağmen görüşmelerin canlı yayınlanması talebimiz komisyonda çoğunluğu elinde bulunduran AKP-MHP tarafından kabul edilmemiştir.”

Emeklilikte Yaşa Takılanlar’ın (EYT) taleplerinin 2020 yılı bütçesinde yer bulmadığına vurgu yapılan şerhte, “2020 yılı bütçesinde saraylara, silahlara, füzelere, yandaş sermayeye kaynak bulan AKP iktidarı, milyonlarca emekçinin yıllar süren emeğinin karşılığını beklemesine ve bu yöndeki haklı taleplere umarsızca yaklaşmaktadır” denildi.

Anadil vurgu

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Sağlık Bakanlığı sisteminin de eleştirildiği şerhte, anadil vurgusu yapıldı. Anadili Türkçe olmayan başta Kürtler olmak üzere yurttaşların sağlık hizmetinden yararlanmakta güçlük çektiği belirtildi. Şerhte, anadilde eğitim hakkının sağlanmaması da eleştirildi.

Alternatif 3. yoldur

Şerhte, HDP’nin radikal demokrasi fikrini Türkiye halklarının özgür yaşamı için 3. yol haline getirdiği vurgulanarak, şunlar eklendi: “Demokrasi, hukuk ve özgürlük değerleri etrafındaki arayışların adı 3. yoldur. Bu yönüyle zamanın ruhunu okuyan bir anlayış olarak Türkiye halklarının değişim dönüşüm çağrısına cevaptır. Bu cevap planlı ve kapsamlı sac ayaklarına sahiptir; Demokratik Ulus, eşit yurttaşlık, demokratik cumhuriyet, Demokratik Konfederalizm (Ortadoğu da siyasal barış), ekonomik barış (üretim), eşit ve adil bölüşüm, yerel demokrasi ile güçlendirilmiş parlamenter sistem (Demokratik Anayasa) ve radikal demokrasi.”