HDP; 7 Haziran seçimlerinden, birçok engelleme ve saldırılara rağmen büyük bir zaferle çıktı. Her türlü antidemokratik uygulamalara karşı inancını yitirmeden 'yola devam' dedi. Saldırılara karşı oldukça sağduyulu ve soğukkanlı davranarak, daha büyük felaketlerin ortaya çıkmasını engelledi. Böylece hem kendi tabanı hem de Türkiye halkları için demokratik sistemin kapılarını araladı. Türkiye halklarının başına karabasan gibi çöken başkanlık sistemine ve Erdoğan'a 'dur' dedi. AKP'ye 'bu iş böyle gitmez' mesajı da verdi.

Şimdi ise hasar tespit süreci. 13 yıllık AKP iktidarının yarattığı enkaz, şimdi daha fazla hissediliyor. Partiler AKP ile koalisyonun kendi sonu olacağını görüyor. Çünkü ortada onlarca hukuksuzluk, yolsuzluk, saldırı var. Gezi'den beri hesabı sorulmamış onlarca cinayet var. İşçi kıyımı, kadın katliamı halen devam ediyor. Yüzlerce kadın cinayetinin, tecavüzünün davası sanıklar lehine sonuçlanmış, bir kısmı ise aynı akibete uğrama kaygısı ile devam ediyor. Toplumda ciddi bir kutuplaşma var. 

Kürdistan'da ise hasar daha fazla. İnsanlar barış ve demokrasi inancını koruma mücadelesi veriyor adeta. Amed'de seçim mitingi ve sonrasında yapılan saldırılarla Kontgerilla ve JİTEM gibi oluşumların Kürdistan'daki varlığı bir kez daha ortaya çıktı. Kısacası hasar tespit sonuçları oldukça kabarık. 

7 Haziran seçim sonuçları bu gidişata 'dur' dedi. Ancak öncelikle bu tablonun bir kez daha gözden geçirilerek partilerin nasıl bir sürece girdiklerini iyi görmesi gerekiyor. Yapıcı ve sonuç alıcı politikaları devreye koyabilecekleri bir sürece ihtiyaç var. Dolayısıyla bütün partilerin seçim sonuçlarını doğru okumaları çok önemli.

Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı en temel talep Kürt sorunun demokratik çözümü oldu. Toplum barış sürecinin devam etmesini, barış ve demokrasinin Türkiye'ye hakim olmasının istiyor. Kürdistan'da ortaya çıkan tablodan bunu okumayanların kör olduğunu düşünmek safdillik olur. Bu olsa olsa art niyetli ve savaş taraftarı bir yaklaşım olur. Yıllardır Kürt Özgürlük Hareketi Kürtlerin AKP'ye emanet oy verdiğini, bu oyların barış için verilmiş oylar olduğunu söyledi. Nitekim AKP çözüm sürecine sırtını dönünce Kürt halkı da AKP'ye sırtını döndü. Bütün partilerin bu tabloyu iyi analiz etmesi gerekiyor.  

İyi analiz etmesi gerekiyor diyorum, çünkü halen ciddi bir tehlike var. Seçim sonrası Amed'de gerçekleşen saldırılar bu tehlikenin en önemli yanını oluşturuyordu ve partilerin bu saldırıyı kınaması gerekiyordu. Ancak hiçbir partiden kınama gelmedi. 'Kürdü, Kürde kırdırma' politikasının zihinleri ve vicdanı öldürme, köreltme durumu muydu yoksa devletin organize ettiğine olan inanç mıydı bu sessizlik?  

Her ikisi de olabilir. 

Neden mi?

Bu saldırılardan sonra 90'lı yıllar çok anıldı. Evet 90'lı yıllarda yaşananlar da böyleydi. Eli silahlı kişiler halkın üzerine ateş ediyor, insanları katlediyor, kaybediyordu. Ve hesabı sorulmuyordu. Kınama yapılmıyor, engel olunmuyordu. 'Terörist' diyerek binlerce insan yok edildi, halen analar çocuklarının kemikleri peşinde. Şimdi ki reflekslerde ne yazık ki öyle. Halen ciddi hesap sorma ve HDP dışındaki partilerden kınama yok. 

Ancak 90’lı yıllara benzemeyen bir durum var. O da Kürtlerde gelişen örgütlülük ve politik bilinç. Yine Türkiye halklarının devlet politikalarını daha yakından tanıması ve savaşa olan mesafesi. Özcesi Türkiye halkları da artık devlet politikalarını çok iyi tanıyor. Ve büyük çoğunluk şunu da çok iyi biliyor ki; demokrasi ve barışın hakim olmadığı hiçbir sistem de huzur olmaz, işçinin, işsizin hakkı olmaz, kadının özgürlüğü olmaz, ekonomik, sosyal, siyasal eşitlik olmaz. Yani adalet olmaz.   

Şimdi demokrasi ve barışa kapılarını açmış olan Türkiye halklarının bu talebinin partilerce iyi görülme zamanı. Aksi halde hepsinin akibeti AKP'den daha vahim olur. Mesela MHP böyle devam ederse, sonunu hazırlıyor demek için alim olmaya gerek yok. Türkiye halkları değişiyor, barış ve demokrasi diyor. Şimdi merakla beklenen, bir savaş hükümeti mi yoksa barış mı çıkacak?