160 gün sonra savunma yapan tutuklu HDK Eşsözcüsü Onur Hamzaoğlu, “Suç aleti 322 kelime, 21 satır, 7 paragraftan oluşuyor. Savaş karşıtlığı, barış mücadelesi 21. yüzyılda insan kalabilmek için bir zorunluluktur. Ben insan olarak kalmak istiyorum. Savaşlar halk sağlığı sorunudur. Savaşa karşı çıkmak bir gereklilik, zorunluluktur” dedi. 

Tutuklu Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü ve Barış Akademisyeni Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu ile Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanvekili Fadime Çelebi'nin aralarında bulunduğu 12 siyasetçinin yargılandığı davanın ilk duruşması başladı. 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya tutuklu yargılanan Çelebi ve Hamzaoğlu'nun yanı sıra tutuksuz yargılan Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Ahmet Kaya, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşbaşkanları Naci Sönmez ve Özlem Eylem Tuncaeli, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Hacer Özdemir, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Eş Sözcüsü Kezban Konukçu katıldı.

Söyleyeceklerim yazılı tarihe geçsin

Türk devletinin Efrîn işgalini eleştirdikleri için yargılanan HDK Eşsözcüsü Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu savunmasına, “HDK Eşsözcüsü görevim sebebiyle burada bulunuyorum. Son dönem yargılamalarda deliller dikkate alınmamasına, kanaatler delil olarak kabul edilmesine rağmen söyleyeceklerimin yazılı tarihe geçmesi için söz aldım” diyerek başladı. Hamzaoğlu, Türkiye kamuoyunun büyük bir bölümünün Efrîn’i daha önce duymadığını anımsatarak, “Türkiye’nin bekasına tehdit ettiği ileri sürülerek”, askeri bir operasyonla gündeme geldiğini kaydetti.

Efrîn'de akrabalarım var

Hamzaoğlu, şöyle devam etti: “Geleneklerin egemenlik alanların belirleyen coğrafya çizgileri, sınırlar çizmiş ama ortak değer ve gelenekleri asla yok etmeyi başaramamıştır. Türkiye-Suriye sınır da bunun bir örneğidir. Türkiye’de yaşayan yurttaşlarımızın birinci derece akrabaları Suriye sınırının diğer tarafındaki köylerde yaşamaktadırlar. Her bayram ve özel günlerde bu aileler Türkiye’ye, Türkiye’deki akrabaları ise Suriye’ye giderler. Efrîn insanları akrabalık ilişkileri nedeniyle de ilgilendiriyor. Efrîn’de Türkiye yurttaşlarının da akrabaları vardı. Ben de bu ailelerden biriyim.”

Talan edildi

Suriye’de 11 Mart 2011’de başlayan iç savaşın ardından Efrîn işgaline kadar Efrîn’in Suriye’nin en güvenilir bölgesi olduğunu ve herhangi bir çatışmanın yaşanmadığını söyleyen Hamzaoğlu, “Uluslararası hukuka göre saldırının olası sonuçları tarihsel deneyimlerce bilenen ölüm ve acı bir gerçek olduğundan dolayı eşsözcücü olduğum kurum olarak ortak bir basın açıklaması yapıldı. Maalesef ortaya çıkan sonuçlar açıklamamızı doğrulamıştır. Yüzlerce insan ölmüş, kent merkezi talan edilmiştir. Yüzbinlerce insan göç etmek zorunda kalmıştır. Türkiye’de iktidar tarafından Efrîn’den dört başlık alında bahsedildi. Bunlar; ‘bekaa sorunu’, ‘tehdit’, ‘savaş” ve ardından da ‘metal yorgunluğumuzu kaldırdı’ diye bahsedildi” dedi.

Savaş bir halk sağlığı sorunudur

“Efrîn bir bilgisayar oyunu değildir, yüzbinlerce insanların yaşadığı Suriye egemenliği altındaki bir kenttir” diyen Hamzaoğlu, şunları söyledi: “Ben bir hekimim ve halk sağlığı uzmanıyım. İnsanın doğal durumunun sağlıklı hali olduğunu biliyorum. Halk sağlığında, hastalıkla ilgilenmeden önce insanların temiz suya, yeterli yiyeceğe ulaşmasıyla uğraşırız. Bunlara ulaşılmadığında bunları engelleyen faktörlerle mücadele ederiz. Savaş, günümüzde en çok öldüren ve sakat bırakan en önemli sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Savaşlar bir halk sağlığı sorunudur. İnsan eliyle yaratıldığı için de önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Savaşa karşı çıkmak bir gereklilik, zorunluluktur. Bu duruşma sırasında eğer biz savaşsızlığı sağlamış olsaydık binlerce insanın yaşamını değiştirmeyi sağlamış olacaktık.”

HDK ortak gelecektir

Eşsözcüsü olduğu HDK’yi “insan onuruna yaraşır bir yaşam kurmak için çalışan bir platform” olarak tanımlayan Hamzaoğlu, “Kürt sorunu siyasi olarak çözülsün, analar ağlamasın’ açıklaması buna bir örnektir. HDK, Türkiye halklarının ortak geleceğinin kurulmasını sağlayabilecek bir zemindir. Emekçilerin, göçmenlerin, sanatçıların, yaşam alanı tahrip edilenlerin, lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks bireylerin, tüm ezilenlerin uğradığı baskının karşısında bir araya gelmiştir HDK” ifadelerini kullandı.

İktidarın gereksinimleri hakikat değildir

Türkiye’de de krizin etkileri ve beraberindeki toplumsal kutuplaşmasının görünür hale geldiğini ifade eden Hamzaoğlu, “Devlete ters gösterilen kesimler tasfiye ediliyor ve hedef gösteriliyor. Devletle iktidarla ters düşenler ekonomik dışlanmayla ikna olamazlar tam da bizim yaşadığımız gibi şiddetin farklı biçimleriyle susturulmaya çalışılıyor. Türkiye’de bunun sıradanlaştığını söyleyebiliriz. Neyin doğru olduğu mevzuatla yasayla belirleniyor. Tümünün ortak noktası iktidar ve iktidar sahiplerinin gereksinimlerine göre belirleniyor olmasıdır. Dolayısıyla burada olan hakikat değildir, olamaz da.”

Hamzaoğlu, “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atan 400’ü aşkın akademisyenin ihraç edilerek, “kamuda yasaklı” hale getirildiğini kaydederek, dosyada operasyona dair “işgal” kelimesinin kullanılmasının “suç” olmayacağını ve hakikati değiştirmeyeceğini ifade etti.

Barış mücadelesi zorunluluktur

“Tutukluluğum cezaya dönüştürüldü” diyen Hamzaoğlu, “Suç aleti 322 kelime, 21 satır 7 paragraftan oluşuyor. Altında kurumun 9 imzası bulunuyor. İddianamede benim tutuklanmasıyla ilgili hiçbir gerekçeyle yer verilmiyor. Bu basın açıklaması suç aleti ise aynı yerinde duruyor. Bir bıçak, silah olsaydı alıkonulacaktı. Suç işlediysek bunun oradan kaldırılması gerekmez mi?  Şu sözleri alıntılayarak bitirmek istiyorum: ‘Hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyor diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budaladır, hem de alçaktır.’ Savaş karşıtlığı, barış mücadelesi 21. yüzyılda insanın insan kalabilmesi için bir zorunluluktur. Ben insan olarak kalmak istiyorum” diyerek, savunmasını tamamladı.

Hamzaoğlu’nun savunmasının bu sözlerle tamamlaması salonda alkışla karşılık buldu. Mahkeme heyeti müdahale ise etti, “Burası duruşma salonu yargılama yapıyoruz” dedi.

Son sözüm: Barışı savunmak suç değildir

ESP Genel Başkan Yardımcısı Fadime Çelebi de savunmasına 20 Temmuz 2015'te Suruç katliamında yaşamını yitirenleri anarak başladı. Barış istedikleri için tutuklu bulunduklarını vurgulayan Çelebi, "Barış bizim için umuttur, barış kardeşliktir, barış bu topraklarda eşitlik ve özgürlük talebidir. Bunu savunmak meşrudur. Bizler barış dediğimiz için 5 aydır tutukluyuz. Beş ay değil beş bin yıl kalsak da barışı savunmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

Çete lideri Sedat Peker'in Barış için Akademisyenlerini tehdit ettiği için yargılandığı davadan beraat ettiğini ancak barış isteyen herkesin sistematik olarak yargılandığını vurgulayan Çelebi şunları söyledi: "Oluk oluk kan akıtacağız diyenler beraat ederken, yaşamı savunan bizler tutuklandık. Bu da yargının geldiği durumu ortaya koymaya yetiyor. Barışı savunmak suç değildir. Son sözüm budur."

Suç işlediğimizi kabul etmiyorum

Fadime Çelebi'nin ardından Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Eşsözcüsü Kezban Konukçu Kok söz aldı. Kok, "Suç işlediğimizi kabul etmiyoruz" dedi ve ekledi: "Savaş çağrısı ya da insanlara ayrımcı bir dil kullanılmamıştır. Bu dili kullanan siyasi yapı zaten bilinmektedir. HDP olarak her zaman barıştan yana duruş sergilemişizdir. Yine dosyada işgal kavramı üzerinde durulmuş. Bir ülkenin başka bir ülkenin sınırlarını işgal etmesi evrensel hukukta işgal olarak tanımlanmaktadır" dedi.

Burada demokrasi, barış yargılanıyor

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüsü Naci Sönmez ise savunmasında şunları söyledi: "Bizim gözaltına alınmamız şahsımızla alakalı değil bu aynı zamanda bütün topluma karşı yapılmış bir saldırıdır. Burada demokrasi, barış yargılanıyor. Savaşa karşı olmak gibi bir suç olabilir mi? Bu bir siyasi davadır. İddianamede hukukla ilgili zerre bir şey bulamadım. 12 Eylül'de 3 yıl tutuklu kaldım. O zaman bile ceza verecekleri sanığın belli bir hukuka göre ceza almasını sağlamaya çalıştılar. Ama bugün yaşadıklarımıza bakın. Savaşı mı savunacağız. Bir yurttaş olarak bunu kabul etmiyorum. Burada hüküm de verilse 17 yaşında nasıl boyun eğmediysem bugün de eğmem."

İSTANBUL