Ortadoğu’da derin kırılmalar, savaş ve kopuşların yaşanmasını önleme imkanının kalmadığı algısı gittikçe güçleniyor. Tereyağından kıl çeker gibi yeni düzen inşasının mümkün olacağını sananlar zaten hayal kuruyorlardı. Asıl oyun kurucuların bu bölgedeki muhtemel riskleri gördükleri kadar, bölge aktörleri durumun ciddiyetinin farkında olsalardı başka bir seyir mümkün olabilirdi belki. Ama şimdi o sınırı çoktan geçtik.

Ortadoğu barışını dört parçaya bölünmüş Kürtler üzerinden inşa etmek bir tercihtir ve bu tabloyu anlamaya Türkiye’yi yönetenlerin hayalleri bile yetmemiştir. Böyle olunca geriye, kendi yanınıza çekeceğiniz Kürtler üzerinden başka ülkelerle savaşma tercihi kalır ki bunun en doğal karşılığı “öteki” Kürtlerin sizinle savaşmak zorunda kalmasıdır.
Suriye muhalefeti örgütlenirken içinde PYD’nin temsiline tahammül göstermemenin bedeli bu gün karşı karşıya kalınan durumdur. Kürtlerin en büyük örgütlenmesini dışarıda bırakarak yeni Suriye tablosunun çizilemeyeceğini Fransa, Rusya, İngiltere, ABD başta olmak üzere birçok ülke biliyor ama Türkiye bunu kabullenmeyi içine sindiremiyor.
Geldiğimiz noktada Türkiye’nin önündeki en güçlü tercih olarak, önlenmesi imkansız hale gelen savaşların faturasını Kürtlere kesmek kalıyor. Savaş ve onun doğuracağı ekonomik-sosyal krizlerden dolayı Kürtleri hedef göstermek kolay bir çıkış hatta kurtuluş yolu olarak görülebilir.
Ancak özellikle Irak’da eski rejimin destekçisi Sünni Araplar üzerinden test edilen bu tercihin Suriye’de ortaya çıkardığı sonuçlar görülüyorken Türkiye’nin aynı yola umut bağlaması dikkat çekicidir. Türkiye, Irak Kürtleri ile işbirliği yapıp ülke içinde ve Suriye’de Kürtlerin durdurulabileceği yönünde “derin” bir stratejiye inanıyor.
Ne Kürt ulusal kimliğinde gelinen noktanın farkında ne kendi çıkmazlarının idrakında.
Dokunulmazlık tartışmasının sadece bir tehdit ve pazarlık olmadığını, kaçınılmaz hale gelen gelişmelerden dolayı Türk kamuoyunun önüne Kürt siyasetçileri atma eğilimi gün geçtikçe netleşiyor.
Savaş dolayısı ile işsiz kalacak olanlar, yakınlarını kaybetme korkusu ile yaşayanlar bütün bu belaların suçlusu olarak Kürtleri gördüklerinde ne olacak?
Bu tüyler ürpertici sorunun cevabını vicdan ve basiret ile vermek yerine, siyasi hırs uğruna ülkeyi bir iç savaşın arifesine getirmek.
Büyük felaketler ihanet psikolojisi içinde hazırlanmaz. Aksine, küçük hesaplar ve hatta bazen farkında bile olmadan yakılan küçük bir kıvılcım, herkesi yakacak bir ateşe dönüşür.