Savaş tamtamları ve sokaktaki umut
Geçen hafta kaldığımız yerden yani ABD’nin daha militarist politikalara yöneldiği bahsi üzerinden devam edecek olursak, bu hikayenin sonunun hiç iyiye doğru gitmediğini Trump-Prens Selman buluşması ortalığa açıkça serdi. Selman-Trump görüşmesinde, Trump oyuncaklarını sergileyen bir çocuktan pek farklı değildi. Yeni silahlar satmak için bir kartonun üzerine silah fotoğrafları sergisi hazırlatmıştı. Selman’ın bu işlerin bu kadar aleni yapılması ne kadar hoşuna gitmiştir bilemeyiz ama sonuçta âlemin kovboyuna haraç ödemek zorunda kalacağı açık. Geçen hafta savaş yanlısı Bolton’ın ulusal güvenlik danışmanlığına atanması ise bu berbat öykünün kreması.
Kovboy Çin’e karşı ise alüminyum ve çelik alanında vergi duvarlarını yükseltti. Arkasından adeta Çin’e dönük bir ticari yaptırım listesi yayımlayarak Çin’in bunlara uymasını istedi. Çin’in bu işlere pek gönüllü olmadığı, karşı önlemlerle savaşı kabullendiği, savaşı başka alanlara da taşımaya çalışacağı şimdiden görülüyor. İlk adım, bazı başlıklarda Çin de ABD’ye dönük vergi artırımına gidecek. Bir diğer olası gelişme ise Çin ve Rusya arasında daha köklü yakınlaşma. Bunun politik-askeri-ekonomik sonuçları da olacaktır.
ABD’nin motive ettiği “Rus tehlikesi” üzerinden geliştirilen retorik de Batı ile Rusya arasında süreci daha gerilimli bir noktaya sürükledi. Son olarak Trump biraz da kendini aklama derdiyle olsa gerek 60 Rus diplomatı sınır dışı etme kararı aldı. Bu kervana Kanada, Ukrayna, Arnavutluk, İngiltere ve 16 AB üyesi ülke de katıldı. Eski Rus çifte ajan Skripal’in İngiltere’de kızıyla birlikte zehirlenmesinin sorumlusu olarak Rusya’nın gösterilmesi bütün bu hareketlenmenin görüntüdeki nedeni. Ortada Rusya aleyhine henüz bir kanıt olmamasına rağmen bu büyüklükte adımların atılması Skripal’in yaşadıklarının bir bahane olarak kullanıldığı ve kapsamlı bir “soğuk savaş” hamlesinin daha önceden kurgulandığını gösteriyor. Bunun dünya genelinde sürmekte postmodern savaşla elbette yakından ilgisi var. Bunu Ortadoğu’da Rusya ve müttefiklerine karşı geliştirilmesi düşünülen politikaların ön hazırlığı olarak da görebiliriz.
Yemen’den S. Arabistan’a fırlatılan füzeler, Birleşik Arap Emirlikleri’nin(BAE) ile Katar’ın havadaki dalaşı, yine BAE’nin yapmayı planladığı dört nükleer reaktöründen birini bitirip “Arap Yarımadası’ndaki tek nükleer güç üreten ülke” olmaya bir adım daha yaklaştığını ilan etmesi, oyunun daha açıktan ve kanlı oynanacağının işaretleri. İran’a nükleer meseleler nedeniyle bağıran Trump’ın ya da İsrail’in iş BAE’ye gelince ses çıkarmamaları ise iki yüzlülüğün belgesi niteliğinde. Öte yandan ABD Kongresi’nin İsrail’in füze savunma sistemleri için 705 milyon dolarlık ödeneğe onay vermesi İran’a dönük hazırlıkların düzeyini göstermesi açısından önemli. Ayrıca Katar ve İncirlik üslerinin taşınma haberini ABD yalanlasa da bunun İsrail’in bir temennisi olduğu da açık.
Bu hikayenin bir de Afganistan boyutu var. Geçtiğimiz hafta Rusya ve ABD arasında karşılıklı suçlamaların tonu yükseldi. ABD Rusya’yı Taliban’ı desteklemekle, Rusya da ABD’yi DAİŞ’e arka çıkmakla suçluyor. Bütün bunlar ne derece doğru bilmiyoruz ama açık olan şu, DAİŞ geçen hafta çoğunluğu Şii onlarca kişiyi katlederken, Taliban masada ABD’nin yer alacağı bir barış müzakeresinde ısrarlı. ABD ise Afganistan’daki sorun üzerinden bölge ülkelerine dönük hegemonya kurma arayışında ve belli ölçülerde karşılık buluyor.
Neoliberalizmin krizinin gölgesinde militarist aklın yaydığı boğucu havaya itiraz edenler de var. Şu ya da bu gerekçeyle dünyanın birçok yerinde insanlar sokağa dökülüyor. Geçen hafta ABD, Brezilya, Arjantin, Şili, Fransa, İtalya, İspanya, Polonya, İsrail, Hindistan ciddi kitle hareketlerine sahne oldu. Bu tabloda kadınların gösterilerde sembol ya da yönlendiren olarak ön planda yer aldığı da görülüyor. Brezilya’da ölümüyle Marielle Franco, ABD’de Trump’a silahlanmaya karşı isyanıyla 17 yaşındaki Emma Gonzalez bunlardan bazıları. Ayrıca bu süreçte Efrîn ile dayanışma eylemlerinin sokakların hareketlenmesinde önemli bir payı var. Bir tür enternasyonal ruhu yarattığı da söylenebilir. Kürtler ve dostlarının yaşadıkları ülkelerin gündemiyle daha pozitif ilişki kurabildikleri ölçüde, yeni bir dünya yaratma umudunu çok yönlü olarak sıçratabilecek sonuçlar alacakları ise belirtilebilecek bir diğer şey.