Türk devleti nerede bir savaş varsa oraya yönelik savaş tezkeresi çıkarıyor. Her yerde savaşın içindedir. Türk ordusunun neden bu kadar büyük tutulduğu ve silahlandırıldığı anlaşılıyor. Türkiye sadece bir ay içinde hem Suriye için hem de Irak’a yönelik iki savaş tezkeresi çıkardı. Kuşkusuz bu her iki tezkere de Kürtlere yönelik çıkarılmıştır. Kuzey Kürdistan’da Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı sınır ötesine de taşırma kararı almıştır.

Şu anda Rojava Kürdistan’da Kürtlere saldıran çetelerin arkasında Türkiye var. Türkiye, bu çeteleri her taraftan getiriyor, silahlandırıyor ve sınırdan geçirerek Kürtlerin üzerine sürüyor. Suriye’de savaşın derinleşmesini sağlayan Türk devleti bu savaşı şimdi de Rojava’da yürütüyor. Resmi olarak kabul edemediği bu savaşın arkasındaki gücün Türkiye olduğunu herkes biliyor.
AKP Hükümeti bir taraftan Kürt Halk Önderinin yanına giderek gerillanın ateşkes yapılmasını istiyor; Kürt Özgürlük Hareketi’nin sağladığı çatışmasızlığın sürmesini arzuluyor, ama diğer yandan savaş tezkeresi çıkarıyor. Gerillanın önemli bölümünün çekildiği alana yönelik savaş tezkeresi çıkarmak, AKP Hükümetinin savaştan başka bir şey düşünmediğini ortaya koymaktadır. Gerillanın geri çekildiği alan için savaş kararı çıkarmak, AKP’nin Kürt Halk Önderinin başlattığı süreci nasıl anlamsız kıldığının da kanıtıdır. Hem gerilla neden çekilmeyi durdurdu denilecek, hem de gerillanın önemli bölümünün çekildiği alana savaş hazırlığı yapılacak! Bu durumda çekilen gerillaların da tekrar üslerine dönmesinin gündeme gelmesi de söz konusu olabilir.
AKP Hükümetinin Kürt Halk Önderinin başlattığı süreçte çözümü düşünmediği bir daha görülmüştür. Zaten yeni karakol ve askeri amaçlı baraj yapımları, korucuların lağvedilmemesi, hatta sayılarının arttırılması, maaşlarının yükseltilmesi savaşa hazırlandıklarının göstergesiydi. AKP Hükümeti savaş tezkeresini MHP ve CHP ile birlikte meclisten geçirmiştir. Bu durumda kim AKP’nin bir çözüm politikası olduğuna inanır? Böyle bir ortamda kim gerillaya çekil diyebilir? Zaten bazı uzmanlar “Türkiye gerillayı sınır dışına çıkarıp sonra da üstlerine gidip Sri Lanka gibi tasfiye edecek” yönlü değerlendirmeler yapıyordu. Türkiye içindeki gerilla üsleri ortadan kaldırılmadan Sri Lanka modeli uygulanamaz diyordu. Türkiye’nin sınır ötesi tezkerede ısrar etmesi böyle bir hesabın da var olabileceğini akla getiriyor. Türkiye gibi Kürt sorununda köklü ve kalıcı çözüm üretmeyen bir devletin böyle hesaplar yapması da mümkündür.
AKP Hükümeti 2007 yılına kadar savaş tezkeresi çıkaralım ve askeri operasyon yapalım diyenlere “İçeridekileri hal ettik mi sınır ötesine gidelim” diyordu. Ne zaman ki 2007 seçim öncesi Tayyip Erdoğan Yaşar Büyükanıt’la PKK’yi tasfiye etme konusunda mutabakata vardılar, işte o zaman sınır ötesi savaş tezkeresi seçimden sonra gündeme kondu. Bu tezkerenin çıkarılmaya devam edilmesi, Yaşar Büyükanıt’la 2007 yılında yapılan ve “Mezara kadar götüreceğim” dediği mutabakata göre hareket edilmesidir. Yani Kürt sorununu çözme değil de PKK’yi tasfiye edip bu sorundan kurtulmak!
Kürt sorununu savaş yöntemiyle değil de siyasi yollardan çözümüne inanlar böyle tezkereler çıkarmazlar. Ancak AKP Hükümeti hem savaş yöntemlerini uygulayan hem de psikolojik savaş araçlarını kullanarak tasfiyeyi hedefleyen bir politikaya sahiptir. Özellikle 2007 yılından bu yanaki pratiği böyle bir zihniyet ve pratik içinde olduğunu gözler önüne sermiştir.
Bu savaş tezkeresi çatışmasızlık ortamında çıkarılmıştır. Böylece sadece geri çekilmeye değil, çatışmasızlığa da bir değer vermedikleri anlaşılmıştır. Bu tezkere, savaşa en üst düzeyde hazırlanıldığını göstermektedir. Bu durum karşısında tabii ki gerilla da kendisini savaşa göre hazırlayacaktır. Özellikle Türk devleti gibi bir güç karşısında gafil olmayacaktır. Türk devletinin Kürtler söz konusu olduğunda her türlü komplo içine gireceğini Kürtler acı tarihlerinde iyi öğrenmişlerdir. Türk devletine sırt dönüldüğü an her türlü kalleşlik yapılacağı düşüncesi Kürtlerin hafızasına yerleşmiştir.
Türk devleti eskisi kadar olmasa da 2013 yılında da Medya Savunma Alanlarını sürekli bombalamıştır. Keşif uçuşları her yerde dolaşmıştır. Demokratikleşme paketi denilen hükümet tasarrufunun Başbakan Erdoğan tarafından açıklandığı dakikalarda uçaklar gerilla sahalarına alçak uçuş yapmıştır. Bu bile başlı başına açıklamaların bir çözüm için değil, başka amaçlar için hazırlandığını gösterir. Eskiden köleler üzerinde uygulanan kamçı-şeker politikası uygulanmaktadır. Atılan kırıntılara razı olacaksınız, yoksa başınıza bomba yağdırırız demişlerdir. Sözde demokratikleşme paketinin açıklandığı gün uçakların uçurulması başka ne anlama gelebilir?
Biraz aklı olan birine çözüm sürecinden söz edildiği, paketler açıldığı, çatışmasızlığın var olduğu bir anda neden savaş tezkeresi çıkarılır sorusu sorulursa vereceği cevap en iyimser durumda bile “Savaş hazırlığıdır” olur. Türkiye orduyu büyüterek, besleyerek Ortadoğu’da herkesi korkutma politikası izlemektedir. 21.yüzyılda hala bu politikayı izlemenin nedeni ulusal güvenlik değildir. Demokratik bir ülke olmadığı için hem içeride hem dışarda sürekli birileriyle kavgalıdır. Şu anda içeride Kürtlerle, dışarıda Kürtlerle kavgalıdır. Esas olarak da bunun için bu kadar ordu besliyor. Eğer demokratik bir ülke olsa içeride kimseyle kavgalı olmaz. Dışarıda da kavga etme zemini kalmaz. Hiç kimsenin Türkiye toprağında gözü yoktur. Ancak Kürtleri ve Kürdistan’ı egemenlik altında tutmak, Türkleştirmek hala temel ulusal politikadır. Bu nedenle orduyu güçlü tutuyorlar. Ordu yetmedi, şu anda dünyanın en büyük polis ordusuna sahiptir. Dünyada ikinci polis devleti diyorlar, ama doğru değildir. Türkiye’nin ayrıca sivil polis sayısı da çok fazladır. Bu kadar polis kesinlikle Kürtler içindir. Zaten Kürdistan’daki polis sayısı Türkiye’ye göre katbekat fazladır.
Bir zamanlar Alman faşistleri Yahudileri korkutma politikası izlemek gerektiğini söylermiş. Türkler de zaman zaman Yahudileri korkutma politikası izlemiş. Yahudilere yönelik bu yönlü komplo ve provokasyonlar yapmışlar.
Şimdi de Türkiye orduyu büyüterek, savaş tezkereleri çıkartarak, Kürdistan’ın her tarafını polisle doldurarak Kürtleri korkutmaya çalışıyorlar. Faşist kafalar sorunları demokrasiyle, demokratik siyaset yoluyla değil, korkutmayla, baskıyla çözmeye çalışırlar. Şu anda AKP Hükümeti de böyle bir politika izliyor.
Ahmet Davutoğlu Suriye’ye yönelik tezkerenin çıktığı günlerde Rojava Kürtlerini tehdit ediyor. Yerel hükümet kurarsanız şöyle yaparız, böyle yaparız diye tehdit ediyor. Kendileri Kürtlerin özyönetimini tanımadığı gibi, başka yerlerde de Kürtlerin özyönetiminin olmasını istemiyorlar. Aslında Güney Kürdistan’da da ABD ve KDP’nin PKK’ye yönelik tasfiye harekatına destek karşılığında 2007 Bush-Erdoğan görüşmesinden sonra bölgesel hükümeti kabul etmiştir.
AKP hem Suriye hem de Irak’a yönelik sınır ötesi harekat tezkeresi çıkararak Kürt sorununu demokratik yoldan çözme iradesi ve kararı olmadığını göstermiştir. Tabii ki Kürtler de buna göre pozisyonlarını ve tedbirlerini alacaklardır.