Yer Katalonya. Yemyeşil, masal kahramanlarının mekanı tadında bir orman, muhteşem manzaralarıyla... Zaman, İspanyol iç savaşı sonrası. Ülke, her anlamıyla yıkıcı bir savaşın ardından inlemekte hala.
Kapşonla yüzünü kapatan garip giyimli bir adam, bir çocuk ile babasını öldürür. Ölü babasının cesedini görünce dehşet içinde kalan çocuğu taşıyan at arabası, uçurumdan aşağı atılırken, tüylerimiz ürperir. 10 yaşındaki Andreu, bu cinayete tanıklık eder? Çocuk ölmek üzereyken fısıldar Andreu’ye: Pitorliua! Andreu, soluğu köyde alır.
Bu çarpıcı kare ile başlar ‘Pa Negre/Kara Ekmek’ filmi. Yönetmenliği ve senaryosu Agusti Villaronga’ya ait. Emili Teixidor’un aynı adlı kitabından sinemaya uyarlanmış. Tümüyle bir Katalan filmi olan Kara Ekmek, ayrıca gerçek bir yaşam hikayesi. 108 dakikalık filmin baş rollerinde Francesc Colomer, Marina Comas, Nora Navas ve Sergi Lopez yer alıyor. İspanya ve Fransa yapımı drama, İspanya ulusal sinemasının en çok bilinen ödül töreni Goya Ödülleri’nde en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi kadın oyuncu da dahil toplam 9 ödülün sahibi oldu. Ayrıca ilk defa dili tümüyle Katalanca olan bir film, Oscar’da İspanya’yı temsil edecek.
Filmde, daha sonra Andreu’nün tanık olduğu cinayetten babasının sorumlu tutulmasıyla sırlar yumağı başlar. Baba kaçar. Evi geçindirmek için köhne bir fabrikada uzun saatler çalışan annesi, Andreu’yle ilgilenemez. Babaannesinin yanına yollanan Andreu, kendince gerçek katili bulmak için araştırmalar yapar. Bu arada hiç bilmediği şeylerle yüzleşir; yalanlarla beslenen yetişkin bir dünya. Böylece Andreu’de tüm bunlara karşı ahlaki bir bilinç gelişir. Bir toplumun yaşadığı kaosu anlamak için on yaşındaki çocuğu takip etmeye başlıyoruz; ailesini, köyünü, köydeki hayalet hikayelerini... Sonra her olayın ardında bambaşka gerçekler çıkıyor karşımıza, biz de Andreu ile birlikte keşfettikçe sarsılıyoruz. Bazen bir an önce neler olup bittiğini anlamak için sabırsızlanıyoruz, bazen şaşırıyoruz.

Savaş sonrası çöküntü

Savaşın bitmesiyle bitmez kirlilikler, kötülükler. Asıl çöküntü, savaş sonrasında başlar. Açlık, sefalet, yiten yakınlar değildir asıl kötü olan. İnsanların bir şeyler elde etmek için kişiliğinden, ideallerinden vazgeçmeye başlamasıdır, asıl yıkıcı olan. Yaşadıkları bıkkınlık, çaresizliktir. Pa Negre, bu manzarayı anlamak için iyi bir film. Dibe vuran bir toplum, hırsların insanı götürdüğü yer, çöküntüye uğrayan ilişkiler, yalanlar, şüpheler... Savaşın yaraladığı ruhlar, bir kaosun içinde birbirlerini de yaralar.  Film, savaşın toplum üzerindeki etkilerini çarpıcı temalarla işliyor; yavaş yavaş ilerleyerek o toplumun anatomisini sanatsal imgelerle sunuyor.
Bir daha anlıyoruz ki, bir savaşta yengi ya da yenilginin önemi yoktur, savaş herkesi bir yanından vurur. Ve savaş, nerede, nasıl olursa olsun hepimizi yaralar.
Filmde doğa ve doğaüstü temalar (kuşlar, efsaneler, sırlar), gerçeklerle iç içe geçiyor. Görsel olarak da göz doyurucu manzaralar eşlik ediyor konuya. Dekor ve kostümlerin gerçekçiliği, insanı filmin içine çekiyor. Küçük oyuncu Francesc Colomer’in iyi bir oyunculuk performansı sergilediğini de unutmamak lazım.

‘Ruhsuz ekmek’
İç savaştan faşistler ‘muzaffer’ çıkmış, cumhuriyetçiler ‘yenilgi’ye uğramıştır. Faşistler, intikamcı bir siyaset izlerler. Öyle ki, maddiyat karşılığında insanların kişilikleri zedelenir, kimse gerçek düşüncesini söyleyemez hale gelir. Filmdeki kara ekmek metaforu da birçok şeye işaret eder. Andreu’nün annesi Florencia’nın, kara ekmeği faşist bir yetkiliye doğru sallayarak, „Kara ekmek! Karneyle ve saatlerce sırada bekleyerek bize verdiğiniz ekmek. Ruhsuz, erdemsiz ekmek, hepiniz gibi ölmüş. Hepimizi öldüren, allahın belası şu savaş yüzünden“ deyişi buna örnektir.
Aynı zamanda kara ekmek ile beyaz ekmeği yiyenler arasındaki farkı görürüz. Kara ekmek, aynı zamanda yoksulluğun da ekmeğidir. Filmde çocukların dahi ‘beslenecek boğazlar’ olarak görülmesi sefaletin alt noktasıdır artık.


DENİZ BİLGİN