Kürt savaşının yükselen ateşinden bunalan askerler barış olacak ve teskere erken gelecek diye umut ederken, savaşı yayma ve dış alanlara taşırma anlamına gelen “Sınır ötesi tezkere” ile karşılaşınca adeta şaşırdılar, şoke oldular.
Şimdi herkes “Suriye tezkeresi” denen bu savaş hazırlığını tartışıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan ise, bir yandan gündemi değiştirmeye, diğer yandan da şoke olan orduyu teselli etmeye çalışıyor. Tezkere ardından “Askerlerin de oy kullanması”nın gündeme getirilmesi bu anlama geliyor.
Her şeyi oy kazanmaya bağlayan ve “Oy” deyince heyecan duyan Tayyip Erdoğan, belliki herkesi kendisi gibi sanıyor. “Askerler de oy kullanmalı” deyince, “Can derdindeyiz” diyen askerlerin de heyecan duyduğunu hesap ediyor. Cephede yirmidört saat ölüm korkusu altında yaşayan askerin ruh halini Başbakan nasıl anlasın?!
Açıkki bir yönüyle bu “Sınır ötesi tezkeresi”ni abartmamak gerekiyor. Zira 2007’den beri bu tezkere altıncı kezdir çıkarılıyor. Bu tezkereye dayanarak ordu, AKP Hükümetinin talimatı doğrultusunda beş yıldır Irak’ın kuzeyini, yani PKK denetimindeki bölgeleri bombalıyor. Elbette beş yıllık bu bombardımanın hiçbir sonucu yok denemez. Ama o kadar korkulacak ve abartılacak kadar da değil. Fakat bu altıncı tezkerenin, kendinden önceki beş tezkereden farkı olduğu anlaşılıyor. Bundan önceki beş tezkere tamamen PKK’yi hedefler ve PKK denetimindeki bölgelere yönelirken, altıncı tezkerenin PKK bölgeleriyle birlikte Suriye’yi ve başka bölgeleri de hedeflediği görülüyor.
Kısaca altıncı tezkerenin ucu açık bulunuyor. Buna dayanarak AKP Hükümetinin her yere asker gönderebileceği hesap ediliyor. Bu nedenledir ki, CHP’liler bu tezkerenin “Dünyaya savaş açmak” olduğunu iddia ve ifade ediyorlar. CHP’liler böyle düşünüp söylese de, genel kanı da AKP Hükümetinin ülkemizi sonu görünmeyen bir savaşa sürüklediği, gidişin savaşa doğu olduğu yönündedir. Hatta onlarca yıl süren Kürt savaşı yanında, AKP’nin yeni bir savaşı başlattığını söyleyenler bile var. Altıncı tezkere ve ardından Suriye ile girilen çatışmalar böyle değerlendiriliyor.
Elbette toplumumuzda savaş karşıtı olan çok ciddi bir kesim de var. Mecliste CHP ve BDP’nin tezkereye karşı çıkmış olması bunu gösteriyor. Tezkereden bu yana gelişen savaş karşıtı gösteriler ülkenin her tarafına yayılıyor. Değişik toplumsal kesimler, demokratik kişi ve örgütler savaş karşıtı açıklamalar yapıyor.
Kuşkusuz bu açıklama ve eylemler AKP politikaları üzerinde ciddi ve önemli bir baskı oluşturuyor. Bu nedenledir ki, Başbakan Tayyip Erdoğan izlediği politikaları savunmak zorunda kalıyor. Sınır ötesine asker gönderme tezkeresine, yani savaşa karşı çıkanların “Bu tutumlarının hesabını tarih karşısında veremeyeceğini” söylüyor.
Aslında AKP Hükümetinin Suriye savaşı konusunda başlangıçta hata yaptığı biliniyor. Libya savaşı ardından ABD yönetiminin Suriye’ye yönelik sert çıkışını ters okumuş bulunuyor. AKP’nin değerlendirmesine göre, Libya ardından ABD Suriye’ye de askeri müdahalede bulunacak ve Esat yönetimini hemen düşürecekti! O halde geç kalmamak, ABD politikalarıyla çelişmemek, hemen Suriye’ye savaş ilan etmek gerekirdi!
Nitekim AKP Hükümeti, kraldan daha kralcı bir edayla herkesten önce Esat yönetimine adeta savaş açtı. ABD’nin ve NATO güçlerinin de aynısını yapacağını ve kendisine destek vereceğini sandı. Ancak bu düşünce, politika ve sanıda çok fena şekilde yanıldı.
Çünkü Suriye başka ülkelere benzemezdi. Suriye üzerindeki hesaplar, dengeler, çıkar kavgaları çok farklıydı. Nitekim AKP Hükümetinin hesap ve beklentileri gerçekleşmedi. ABD yönetimi ve diğer NATO güçleri Suriye’ye askeri müdahalede bulunmadığı gibi, AKP Hükümetine fazla destek de vermedi. Sadece AKP’yi öne sürüp kullanmakla yetindiler.
Ne yazık ki AKP yönetimi bu gerçeği çok geç gördü ve anladı. Böyle bir anlayış kazandıktan sonra da adım adım kendisini bu tehlikeli ve çıkmaz politikadan kurtarmaya yöneldi. Böyle bir değişiklik ve düzeltme yapıyor ve toplum da buna bakarak yeniden umutlanıyordu ki, provokasyon niteliğindeki bu son çatışmalar ve sınır ötesine asker gönderme tezkeresi geldi.
Belliki AKP Hükümeti savaş politikalarına mecbur ve mahkûm. Ne yapsa da kendini bu çılgınca politikalardan kurtaramıyor. Elbette bu durumun çok temel nedenleri var. Bu nedenler içinde bir iç, bir de dış neden öne çıkıyor.
İç neden, AKP’nin dinci olmaktan çok milliyetçi olmasıdır. Türk-İslam sentezci bir çizgi izlemesidir. “Beyaz Türkçü Ergenekon” yerine “Yeşil Türkçü Ergenekonu” inşa etmesidir. Dinci milliyetçiliği faşist-şoven bir düzeyde geliştirmesidir. Sınır ötesine asker gönderme tezkeresine MHP ile birlikte oy vermiş olması bunun açık göstergesidir.
AKP’nin şoven-milliyetçi zihniyete ve politikaya sahip olması, onu tekçi, faşist ve Kürt düşmanı yapmaktadır. Nitekim AKP Hükümeti de, kendinden önceki özel savaş hükümetleri gibi, tamamen Kürt karşıtı bir politika izlemektedir. Arada bir “Kürt kökenli vatandaşlarım” demesi bu gerçeği değiştirmemektedir.
AKP’yi bu kadar saldırgan ve savaş yanlısı yapan işte bu Kürt karşıtı politik duruştur. Kürt Özgürlük Mücadelesini ezebilmek için de, bu temelde yeterli destek alabilmek için de saldırgan ve savaşçı olmak zorundadır. Yoksa Kürt karşıtlığı ve düşmanlığı yapamaz. Kürt karşıtı ve düşmanı oldukça da bu saldırgan ve savaş yanlısı politikalardan kendini kurtaramaz.
Dış neden de esas olarak bu iç nedene bağlıdır. İzlediği Kürt karşıtı ve düşmanı politika AKP Hükümetini fazlasıyla dışa bağımlı hale getirmektedir. Kürt direnişini ezebilmek için ABD’nin ve dış güçlerin desteğine ihtiyaç duymaktadır. Bu da onu ABD ve NATO politikaları doğrultusunda hareket etmek zorunda bırakmaktadır.
Bu durum zaman zaman dış güçler tarafından kullanılma konumunu gündeme getirirken, çoğunlukla da ABD ve NATO taşeronu olarak hareket eder kılmaktadır. ABD politikaları savaş isteyince, AKP bundan uzak kalamamaktadır. Şimdi Suriye üzerinde yaşanan da bu olmaktadır.
Şoven-milliyetçi AKP’nin Kürt karşıtı ve ABD’ye bağımlı politikaları ülkemizi ve toplumumuzu içinden çıkılmaz bir savaşa doğru doludizgin sürüklemektedir. Bu politik gidişe dur denilmedikçe de barışa ve demokrasiye ulaşılamayacaktır!..