Dünya siyasetinin gittikçe saydam bir bataklığa dönüştüğü zamanlardan geçiyoruz. Bataklıkların genel özellikleri, gizil olmalarıdır. Basıncaya, daha doğru bir deyimle batıncaya kadar ne denli derine gittiğini anlamak güçtür. Ya mekânı çok iyi tanımanız ya da yol yürüyüşünde oldukça dikkatli ve duyarlı olmanız gerekir. Aksi; çıkmak için çırpındıkça, çırpınanı daha da derinlere çeken bir çamur yığınıdır.

Günümüz dünya siyaseti artık gizil halini geride bırakmışa benziyor. Basılanın, bulaşılanın, ısrarla müdahale edilenin, müdahale eden için bataklığa dönüşeceği bilinmesine rağmen, hali hazırda siyaset sırf bu çamur için, hatta bizzat bu çamurun içinde yapılıyor. Ortadoğu özelde Kürdistan’da bu durum ayyuka çıkmış durumdadır. İç istikrarını, bir yandan dünya güçlerinin türlü müdahalesi bir yandan içteki demokratik uygarlık güçlerinin itirazı ve isyanı sonucu çoktan yitirmiş devletler bataklığın gittikçe daha derinlerine doğru yol almaktadır. Sayısız çete örgütleri bu bataklığı bizzat genişletmekten sorumlu kılınmıştır. Biyolojik, kimyasal silahlar her geçen gün yaygınlaşmaktadır. İktidarın çarkını döndüren resmi bilim doğanın, toplumların, insanın yapısıyla oynamaktadır. Ve bunların tümü artık gizli kapılar ardında değil, bizzat dünya sahnesinde, milyarlarca insanın gözleri önünde gerçekleşmektedir. Savaşın efendileri kozlarını açık oynamakta, faşizmi, cinsiyetçiliği, ırkçılığı, dinciliği gizlemek için herhangi bir kılıf arayışına da girmemektedir. Tüm bu bataklığın içerisinde demokratik güçler tüm varlıklarıyla direnmekte, özelde Kürdistan’da özgürlük mücadelesi amansız saldırılara muazzam bir direnişle karşılık vermektedir. 15 Şubat uluslararası komplosu 21. Yılını geride bırakırken, komplo boşa çıkarılmaya, Önder Apo’nun ve Kürdistan özgürlük mücadelesinin varlığı, savaşın efendilerinin kirli oyunlarını bozmaya, planlarını işlevsiz hale getirmeye devam etmektedir.

Ve kadınlar… Savaşın efendilerinin birincil hedefleri… Bu savaş kadının doğasına, zihniyetine, yarattığı ahlaki ve politik toplum değerlerine, çocuklarına, bedenine, ruhuna karşı açılmıştır. Bundan onlarca yıl önce, önce kadınları vurun dedi savaşın efendileri. Bugünde zihniyet ve pratik düzeyinde bu sözlerini uygulamaya devam etmektedirler. Dağlarda, şehirlerde, Rojava’da, Mexmûr ’da… İlk hedef kadın mücadelesi, kadın direnişi, dünya halklarına umut olan kadın devrimidir. 15 Şubat komplosu ve komplonun devamı olarak, kadın devrimimizin mimarı Önder Apo üzerindeki mutlak tecrit bu zihniyetin ürünüdür. Paris’te Saraları vuran zihniyet, Silopi’de Seveleri vuran zihniyet, Rojava’da Hevrîn Xelef’i, Akide Ana’yı, Amara ve yoldaşlarını vuran zihniyet aynı zihniyettir. Kentlerde kadınları her gün şiddetle, tecavüzle, ölümle burun buruna bırakan zihniyetle, Mexmûr‘da yüreği özgürlük ve ülke hasretiyle dağlanmış kadınları hedefleyen zihniyet aynı zihniyettir. Savaşın efendilerinin çıkarları sonucu başlayan ve aylardır devam eden topyekûn ambargo sürecinde, anne karnında ölen çocukların katili de aynı zihniyettir. Bu zihniyet, kadının direniş ve özgürlük çizgisini sindirmek mümkünse yok etmek için elinden geleni yapmakta, tüm imkânlarını seferber etmekte, 21.yy’da Ortaçağ uygulamalarının da gerisinde katliamcı, talancı bir tarzla toplum kırım denemesi yapmaktadır.

21. yüzyılın kadın özgürlük yüzyılı olacağı belirlemesi uzun süreli bir belirlemedir. Bizler Kürt kadınları olarak, bu çizgide ölümsüzleşen bir geleneğin eseri, mirasçısı ve devamcısıyız. Bugün faşizmin en amansız yönelimleriyle uçlaştığı, tüm direniş alanlarının yoğun ideolojik ve fiziki bombardıman altında olduğu bir dönemden geçerken, ona karşı direniş yöntemlerimiz de her zamankinden güçlüdür. Ortadoğu’nun dört bir yanında derinleşen savaş bizim değil, efendilerin savaşıdır. Bize düşense Önder Apo şahsında boşa çıkan uluslararası komplonun devamcılarını sözümüzle, emeğimizle, pratiğimizle boşa çıkartmak; demokratik, kadın özgürlükçü çizgimizi umutla, inançla, aşkla korumaya ve büyütmeye devam etmektir. Yeter ki büyük söz, büyük duygular ve büyük yürekle özgürlük yürüyüşümüzü yükseltelim…