Selim Temo, Kürdistan kültür ve yazı sanatı hayatında önemli bir figürdür. Çoktandır, medyada sesi kesikti. Elektronik gazete Radikal’de ses verdi.
Orada, savaşa dair soruları cevaplarken, "eski ölülerin mezarları bombalanıyor, yeni ölülerin mezara gömülmesine izin verilmiyor" diyor ve şöyle devam ediyordu:
"O dönemde (1990’lar), politikleşmiş, ulusal bilince sahip Kürtlerle, devletin mücadelesi vardı. Sonra, bütün Kürtler, Kürt oldu! AKP, siyasi Kürt kitlesinin karşısına "siyasi olmayan bir Kürtlük" modeliyle çıktı. Şöyle diyeyim; klasik devletin inkar ettiği gerçekliği, ikrar ederek örtmeye girişti, "evet, Kürtler vardır, ama bir ulus olmaktan kaynaklı hakları yoktur" dedi. Kürt hareketine uzak duran önemli bir kitle bu çerçeve içine dahil oldu. Ancak özellikle Rojava’ya yönelik tutumdan sonra neredeyse (Kürtlerin) tümü, Kürt siyasetinin tarafına geçti. 1990’lara rahmet okutan bir dönem bu. Bence devlet 90’lara değil, 30’lara döndü. Yeni bir tedip (sindirme) ve tenkil (göçertme) harekatı yürütülüyor şu anda."
1930’lara dönüş de doğru bir teşhis. 1930’larda da hamile kadınların karnı hedef alınıyor, bebekler, 80’lik ihtiyarlar katlediliyordu.
Ancak, Türk devleti vahşette kendini aşarak, mezarlıkları ve oradaki tapınakları (cami ve cemevi) da bombaladılar. Bu, 1930’lardan IŞİD’leşmeye geçişti.
Ayrıca, 1930’larda kişiyi ele geçirtmek için, ailelerini rehin alıyorlardı. AKP, Kürt hareketini esir almak için, şehirleri rehin alıp toplar, tanklarla dövmeye başladı.
AKP’nin "ters takla" ile vahşet katranına bulanıp kendini aşması, son tahlilde, bütün Faşistlerin başına gelen bir delilik halidir. Irkçı histerinin kabarması sonucu, öfke ve kinin büyüyüp taşması, deliliğin zır deliliğe dönüşmesi...
Buna, badem bıyıklı Hitler, yani Şorolo hali de diyebilirsiniz!..
Şorolo, Rojava’yı ele geçirmek için, İslami terör çetesi IŞİD’i donatıp öne sürmüş, ancak efsanevi Kobanê savunmasında yenilgiden kurtaramayınca iş başa düşmüştü. Ancak, koskocaman Kürt ülkesini çalma hamlesi Amerikan engeline takılmıştı.
Şorolo, bundan sonra iyice delirmiş, Kuzeyin şehirlerini muhasaraya alıp bomba yağdırmaya, sivilleri katletmeye başlamıştı. Şorolo aklı bu ya, bebeklerin, hamile kadınlar ve ihtiyarların katliyle Kuzeyi rehin alırsa, belki Rojava'ya giden desteği kesecek, sonraki hamlede gasp imkanı yakalayacaktı. Katil bunun için hamle ediyordu ama artık çok geçti.
Rojava ayakları üstüne durmayı başarmış, özgürlüğün tadına varmış, sahip olduklarını savunarak geleceğini inşa ediyordu.
Londra'da, uluslararası bir araştırma kurumunda yönetici olan, ancak erişip izin istemediğim için adını veremeyeciğim bir dostum geçtiğimiz günlerde Rojava’daydı. "Bir uçtan ötekine kadar, her tarafı boydan boya dolaştım. Rojava’nın gündüzünü de, gecelerini de gördüm, orada yepyeni bir ülke doğuyor" diyor ve devam ediyordu:
"Rojava farklı ve yeni bir dünya. Türk devletini delirten de, galiba elde edilen bu başarı. Rojava, dünyada örneğine az rastlanan bir başarı ile savaş ortamında bile demokrasi inşa etmiş. Demokrasiye paralel olarak, ekonomi gelişiyor.
Rojava'da, tek halkın yönetimi yok. Kürtler motor güç ama, bütün halklar, (Ermeniler, Süryani, Keldaniler, inanç olarak Müslüman, Hıristiyan, Alevi, Êzîdî) yönetimde temsil ediliyorlar.
Okullarda, bütün dillerde eğitim veriliyor.
Ama, Barzani yanlısı Kürtler hariç. Onlar, Türk devletiyle uyum içinde olma adına çocukları için, Kürtçe eğitim yerine Arapçayı seçmişler.
Ülke savaş koşulları yaşıyor ama, bir yandan da enkaz kaldırılıyor, tahribat tamir ediliyor, yeniden yapılanmaya hız veriliyor. Tarım ve hayvancılık, ticaret son derece canlı. Rojava'da kimsenin açlık sıkıntısı yok. IŞİD, girdiği her yerdeki fabrikaları söküyor…"
Şorolo’nın çalıp gasp etmek istediği Rojava, artık başka yerde. Rojava, çok seslilik ve rengarenkliğiyle, Ortadoğu'da çiçeklenmiş bir bahçeyi temsil ediyor. Bu IŞİD vahşetine karşı insanlığın ışıltısını temsil eden Kürdistan demokrasisidir.
Şorolo’nun çalmak için göz dikip, gasp edilmiş gecekondu arazisi gibi, haritasına kendi işaretini çiziktirdiği topraklar, Kürtlerin gücüyle barbarlardan temizleniyor. Şorolo gagası kırık akbaba misali, kafası yere eğik, uzaktan bakıyor.
Şorolo çaresiz.
Rojava özgürlüğe koşarken, boğmaya çalıştığı Kuzey de, koptu gidiyor. Bu gidişi Alman Süddeutsche Zeitung gazetesi şöyle anlatıyor:
"(Kürdistan'da) Silahlı çatışmalar 1984'ten beri devam ediyor. 40 bin insan öldü. Çözümün şiddet olmadığı kanla kanıtlanıyor. Buna rağmen şiddet son bulmuyor. Kulağa ne denli acı gelse de, devlet ülkenin güneydoğusunu defterden silmiş gibi görünüyor. Mazlum bölgenin, ülke kalkınmasına bir katkısı yok. Modern Türkiye'nin yaşam duygusundan, hiçbir şey Kürt bölgesine ulaşmış değil. Hükümetin, operasyonlara gerekçe olarak, ülke birliğini koruma çabasını göstermesi ise laf-ı güzaf. Türkiye çoktan bölünmüş bir ülke."
Demek ki, Kürdistan’ın yüz yılı sözü boşan değilmiş...