
Demirtaş, Meclis'ten dışlanmaları durumunda ortak tavır alacaklarını belirterek, "Kürtler kesinlikle 1990’lardaki gibi bir kez daha şansımızı parlamentodan yana deneyelim konusunda ısrarlı olmayacaklardır. 1990’ların koşulları değişmiştir" dedi.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, 2 aylık yayın durdurma cezası ardından dün yeniden izleyicileriyle buluşan Nuçe TV’ye konuştu. Gazeteci Baki Gül'ün sunduğu Nuçe Aktuel programının konuğu olan Demirtaş, Meclis'e gelen dokunulmazlık fezlekeleriyle ilgili Türk Başbakan Erdoğan’ın sözlerine yanıt verdi.
Dokunulmazlık fezlekelerinin durup dururken gündeme taşınmadığını, yakın tarihteki siyasi gelişmelerle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Demirtaş, ‘tek adam’ konumunu korumak isteyen Erdoğan’ın Ortadoğu’da Kürtler aleyhine ırkçı, milliyetçi bir politika izlediğine dikkat çekti. “Son birkaç yıldır Kürt hareketinin Ortadoğu genelinde artan etki gücü, siyaseti belirleme kapasitesi artık Türkiye sınırlarını aşmış durumda. AKP Hükümeti ile birlikte Kürt hareketi kontrol altına alınmaya tasfiye edilmeye çalışıldı. Envai çeşit yol ve yöntem denendi. Askeri ve siyasi operasyonlar, tecrit politikaları, psikolojik savaş harekatları, uluslararası alanda yapılan operasyonlar/tutuklamalar, istihbarat ve medya desteği tüm bunlara rağmen AKP Hükümeti başarılı olamadı. Gelinen aşamada Ortadoğu’da hiçbir güç Kürt Hareketini hesaba katmadan adım atamaz hale geldi” diye konuştu.
AKP Hükümeti’nin önünde iki seçenek bulunduğunun altını çizen Demirtaş, “ya Kürt hareketini muhatap alacak, Ortadoğu’daki yeniden dizayn sürecinde Kürt iradesini kabul edecek. Ya da elindeki tüm imkânlarla tasfiyeyi dayatacak. İkinci seçenekte ısrarcı görünüyor” dedi.
Artık oy hesabını aşıyor
Erdoğan zihniyetinin birinci seçeneği tercih etmesinin zor olduğunu da sözlerine ekleyen Demirtaş sözlerini şöyle sürdürdü: “Tayyip Erdoğan Türkçülük üzerinden bir politika belirliyor. Bu artık bir oy hesabı değil. Bunu çok çok aşan bir politika. Oy hesabı olsa bunu demokratikleşme yönündeki politik mesajlarla da artırabilirdi. Ama Tayyip Erdoğan bu durumda tek adam olmaktan çıkardı. Türkiye’de demokratikleşme ile birlikte sivil anayasa yerinden yönetimlere tekabül eden bir süreç yaşanırdı. Şimdi Tayyip Erdoğan buna izin vermiyor. Hem Türk milliyetçiliği ile kendi tabanındaki İslamcı milliyetçi oylarla kendi iktidarını sağlama alıyor. Hem de Ortadoğu’da yeniden dizayn sürecinde Kürtlerin aleyhine olabilecek bir Türkçülük politikası izliyor. Dokunulmazlık meselesi, İmralı’da Sayın Öcalan’a dönük tecritten bağımsız değil, askeri operasyonlardan bağımsız değil. Ortadoğu’daki gelişmelerden bağımsız değil. Kış aylarında savaşın yoğunluğunun düşmüş olmasını Tayyip Erdoğan fırsat bilerek gerilimi tırmandırma adına etrafındaki milliyetçi oyları dağıtmamak, en azından bu ittifakı bozmamak, sıkı tutmak adına dokunulmazlıkları gündeme getiriyor. Kürt hareketini güçten düşürme operasyonunun bir parçası olarak görmek lazım.”
Yeni bir dönem başlar
BDP Eşbaşkanı Demirtaş, dokunulmazlıkların kaldırılması durumunda, 1994’teki tavrın tekrar edilmeyeceğini vurguladı. Demirtaş, şunları söyledi: ”Erdoğan bu politikayı izlemeye devam ederse, Kürt halkının iradesine hiçbir zaman saygı duymayacağını resmi olarak ispatlamış olacak. Kürtler kesinlikle 1990’lardaki gibi bir kez daha şansımızı parlamentodan yana deneyelim konusunda ısrarlı olmayacaklardır. 1990’ların koşulları değişmiştir. Bizim açımızdan mesele şudur. Ortadoğu bu kadar kaynıyorken Kürt halkı kendi kaderini belirleme konusunda tarihi fırsatlar yakalamışken, kendi kaderini tayin hakkını halklarla eşit birlikte yaşama şeklinde kullanmak isterken, birilerinin çıkıp bu iradeyi yok sayması Kürtler açısından yeni bir değerlendirme durumudur.”
Türkler karşı çıksın
BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına en fazla da Türkiyeli demokrasi çevreleri, Türk aydınların karşı çıkması gerektiğini belirten Demirtaş, “Karşı çıkması gereken biz Kürtlerle birlikte yaşamak istiyoruz, diyen Türkler olmalıdır. Tek başına Tayyip Erdoğan iki halkın ilişkilerini belirleyemez. Ama gidişat oraya doğru gidiyor. Türkiye halkının sesini yükseltmesi lazım. Sen tek başına 40 milyonluk Kürt nüfusuyla nasıl yaşayacağımıza karar veremezsin, demesi lazım. Çünkü bu dokunulmazlık meselesi beraberinde bu tür gelişmeleri yaratabilir” şeklinde konuştu.
AKP ile BDP çatışması değil
BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda AKP içinde de farklı görüşler olduğunu söyleyen Demirtaş, bu çevrelere de şu çağrıyı yaptı: “Bu iş kolay olmayacak. AKP kendi içinde bir blok halinde hareket edemiyor. Herkes aynı şeyi düşünmüyor. Çankaya, Parlamento, Meclis grubu, Cemaat, AKP’yi destekleyen diğer Cemaatler, bunlar içinde de farklı düşünenler var. Tüm bu kesimlerin sesini yükseltmesi lazım. BDP AKP çatışması değil. Daha tarihsel ciddi bir tartışma yürütmeye ihtiyaç var. Yüzyıl önce Kürtler ve Türkler arasındaki ilişki bir yanlış üzerine inşa edildi. Bu egemenlik hukukuydu, Kürtler üzerindeki soykırımdı. Bu hukuk iflas etti. Şimdi yeni bir hukuk belirlemek lazım.”
Ortak hareket edeceğiz
Demirtaş, dokunulmazlıkların kaldırılması durumunda BDP olarak tavırlarını da açıkladı. Parlamento’daki mücadelenin halkın bir kazanımı olduğunu, ancak her şey olmadığını vurgulayan Demirtaş, şunları söyledi: “Tüm ısrarlarımıza rağmen Türk devleti Kürtlerin parlamentodaki temsilcilerini atma kararı alırsa Kürt halkı mutlaka bir değerlendirmeye gider. Bu artık bir zorunluluktur. ‘Parlamentoda gereğini yaparız’ denirse iş değişir. Külahlar değiştirilir. BDP’li milletvekillerinin bir kısmının dokunulmazlıkları kaldırılır ya da tutuklanır, milletvekilliği yapamaz duruma düşürülürse bu bizim için artık kırılma noktasıdır. Bu durumda ortak hareket edeceğiz. Herhangi bir milletvekiline yapılmış hukuk dışı siyasi bir tutum hepimize yapılmış sayılır. Bu Gültan Kışanak’ın Aysel Tuğluk’un meselesi değil Kürt halkının meselesidir. Bir arkadaşımıza hukuk dışı bir yönelim olursa bizler de o parlamentoda çalışıp çalışmama konusunda yeni bir değerlendirmeye gitme kararı aldık. Öyle bir durumda DTK, HDK ile ortak değerlendirmeler yapılacaktır. Halk toplantıları yapılacak bu konuda görüşü sorulacak. Yaklaşım buysa biz de Kürt halkının kendi kaderini belirlemesi noktasında da belki uluslararası kamuoyuna Türkiye kamuoyuna bir çağrı noktasına gelebiliriz.
Parlamento herşey değil
Tarihin akışını kimse durduramaz. Kürt hareketi milletvekilleriyle var olmadı, milletvekilleriyle bitmez. Bu bir psikolojik savaş harekatıdır. Bunun altında Kürt hareketi kalmayacak. Bunu yürütenler kalacak. Evet parlamentoda yer almak halkın bir kazanımıdır, ama milletvekilliği her şey değil. Kürt halkına kapılar kapanırsa Kürt halkı da seçeneksiz değildir. Çaresiz değildir. Kürt halkı sokak sokak, alan alan, meydan meydan direnerek bu kazanımları elde etti. Parlamentoya gidin oturun konuşun sorunu çözün, dedi. Ama eğer Türk devleti bunu elinin tersiyle itiyorsa halk inisiyatifi ele alır. Parlamento çözüm üretemiyorsa halk kendi çözümünü ortaya koyar. Bunu BDP engellemez, engelleme hakkı da yoktur. Israrla çözüm değil tasfiye dayatılıyorsa Kürtlerin tarihi süreci kaçırması için, yılları alacak bir beklentiye sokulacaksa biz Kürt halkının önünü kesecek bir pozisyon almayacağız.”
HABER MERKEZİ
BDP’li Üçer hakkında fezleke
Van Cumhuriyet Başsavcılığı, BDP Van Milletvekili Özdal Üçer hakkında başlattığı soruşturma ardından hazırlanan fezlekeyi Adalet Bakanlığı'na gönderdi.
Üçer’in HPG’li Mehmet Kaplan'ın (Mehmet Guyi) cenaze töreninde yaşanan gerginlik sırasında "halka silahlanması yönünde çağrı yaptığı" iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlandı. Savcılık, hazırladığı 10 sayfalık fezlekeyi Meclis'e sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne gönderdi. Fezlekede Üçer'in, “örgüt adına suç işlemek”, “Suç işlemeye alenen tahrik" suçlamasıyla TCK'nin 314/2 ve 214/1 yargılanması ve dokunulmazlığının kaldırılması talep ediliyor.