Ender İMREK

Hiç durum tarifi ve seçimler öncesinde ne olup bittiğine dair değerlendirmeler yapmaya gerek olmaksızın konuya girelim…

İlk günlerin beklenmedik seçim kararının ilanının yarattığı şaşkınlıktan sonra hızla bir örgütlenme ve çalışma sürecine girildi ve beklenti şöyleydi; iki yıldan bu yana OHAL ve KHK marifetiyle yönetimini sürdüren 16 yıllık baskıcı, emek ve hak düşmanı Erdoğan-AKP iktidarı sarsılıyordu… Bunun ciddi nesnel ve öznel nedenleri vardı.

Ekonomi kötüydü… Dış politika iflas etmişti…

Batıda ve doğuda tüm ülkelerle sorunlar yaşayan, neredeyse tek dost ülkesi kalmayan bir Erdoğan-AKP vardı… Özür dilenen bir Rusya vardı, o da kendi çıkarlarını dayatmakta, Türkiye'yi özellikle enerjide teslim almaktaydı.

Efrîn çıkartması yapılmış, milliyetçilik köpürtülmüş, içeride halklar düşmanlaştırılmıştı.

Tarım bitmiş, hayvancılık tükenmiş, Erdoğan-AKP yönetiminde etten, samana varıncaya kadar ithalata bağımlı bir ülke olmuştuk… Üreticiden üç kuruşa alınan, üreticinin tarlada çürüdüğünden yakındığı soğan ve patates, dolar ve Euro'yla yarışır olmuştu.

Dolar kanat takmış uçuyordu… Euro karşısında TL pula dönüyordu…

Kürt sorunu kanayan yara olmaya devam ediyordu… Kürt halkı 7 Haziran seçimlerinden sonra yaşatılan derin acıları, sonrasındaki Kürdistan referandumu karşısındaki AKP tavrından dolayı ve Efrîn savaşından sonra, Kandil çıkarmasının gündeme getirilmiş olmasından, tutuklamalar, mahkumiyetler, kayyumlar, vs. karşısında derin bir öfke içindeydi.

Kandil çıkarması hesabı, ancak yanındaki MHP ve eklemlenen BBP ile hariçteki Perinçek'ten başka destek bulamadı. Meral Akşener de dahil olmak üzere, Karamollaoğlu, CHP lideri Kılıçdaroğlu ve İnce, bu hesabın seçime endeksli, oya tahvil amaçlı olduğunu söyleyerek destek vermediler.

Hem, kendi içinde de sorun yaşayan bir AKP vardı…

Gül faktörü ve tüm ısrar ve rüşvete rağmen 'Cumhur İttifakı'na dahil olmayan Saadet Partisi'ndeki tutum da AKP'nin işini zora sokuyordu.

Yaşam koşulları benzer olan, milyonlarcası açlık sınırında ve yoksulluk koşullarında olan, yokluk ve yoksulluk içindeki ülke işçi ve emekçileri kamplaştırılmış, düşmanlaştırılmıştı. Bu da değişim yoluna girecekti…

'Artık TAMAM' denecekti.

Bunlar doğruydu, ancak Erdoğan-AKP yönetimi de hesabını yapmış, daha kötüye gitmeden erken seçim kararı almıştı. Bahçeli'ye söyletmiş ve üzerine atlamıştı… Ve iktidardan kolay kolay gitmeyeceğini bangır bangır bağırıyor, her biçimde söyletiyordu. Savaşa hazır olmak gerektiğini söyleyenler, sokağı gösterenler, Belgrad ormanlarına gömülmüş silahlardan söz edenler olmuştu.

Damat ve oğul da dahil bir çok sözcü ve yetkili iktidarın seçimler el değiştirmesine ihtimal vermediklerini söyleyip durmuştu.

Olsundu, hava dönüyordu… Güçlü bir demokratik halk hareketiyle birleşen seçim çalışması bir çok şeyin üstesinden gelebilirdi…

Erdoğan-AKP yönetimi bu koşullarda erken seçim kararı almıştı, ama gelişip güçlenen demokratik muhalefet karşısında bu kararı aldığına pişman olmuş görünüyordu… Hükümet yandaşı halindeki MHP varlık göstermek bir yana, güneşin her an biraz daha erittiği kar gibiydi…

Morallerin bozulduğunu gösteren bir çok görüntü ve veri de yer yer ortaya çıkmıştı…

İttifaka olanak yaratan yasal düzenleme ve hatta 50+1 formülü Erdoğan'ın tek kişi yönetimi hesabının sonu olabilecekti…

CHP'nin milletvekili adayları listesindeki budama falan es geçildi, daha 'sol' da duranlardan itirazı olanlar durumu sineye çekti. CHP'nin İYİ Parti'nin seçime sokulmama hesabını 15 vekil vererek boşa çıkarması ve başkaca bazı hamleler iyi sonuç vermişti. CHP makus talihini yenebilecekti… Aslında daha demokratik bir çizgi gerekirdi, ama hassas bir dönemdi ve kamplaştırılmış durumu dağıtıp, ezilenlerin 'sağ' ve 'sol' kamplaşmasında gedikler açmak mümkün olacaktı…

İnce'nin Cumhurbaşkanı adaylığıyla bir hamle daha yapılmış, CHP'nin artık gına getiren geleneksel söylemi biraz da olsa aşılmıştı. İnce'nin, farklı dillere, kültürlere, inançlara, Kürtlere ve Alevilere ilişkin “dengeli” mesajları ilgi yaratmıştı…

Hem cesurdu… Kıyaslama, Kılıçdaroğlu ile yapılarak, 'sözünü esirgemiyor' deniyordu. Erdoğan'a hemen anında yanıt vererek, onu zorluyordu.

Yandaş medya bile ona göstermelik de olsa yer açmak zorunda kalıyordu. Hem Erdoğan, yeni bir şey sunamıyor, patinaj halindeydi. Yorgun ve bitkin görünüyordu. Yanlış bilgiler sunuyor, promter kayınca zorlanıyor, duraklıyordu.

Aslında Türkiye'ye yük olan projelerinden başka bir şey sunamıyor, kıraathane ve kek sunacak olmakla övünüyordu.

Bu koşullarda baskın seçim kararının verildiği ilk baştaki endişeler dağılmıştı. OHAL, seçim yasasındaki değişiklikler, YSK, AA, TRT, yandaş medya, yargı, ordu, polis, bürokrasi ve parti devleti uygulamalarının hakimiyeti küçümsenmeye başlanmıştı.

HDP'nin barajı aşmasına yönelik güçlü bir demokratik hareket ve sahiplenme de oluşmuştu.

Dolayısıyla, AKP her türlü oyuna başvuracaktı, ancak onunla baş edilecekti…

CHP'nin başını çektiği 'Millet İttifakı' ile iyi bir oy oranı tutturulacak, HDP barajı aşacak ve parlamentoda çoğunluk sağlanacaktı… Cumhurbaşkanlığı seçimi de ikinci tura kalacaktı…

Kürtlerden de oy almanın yolunu açacak mesajlar veren İnce, yüzde 35-38 dolayında oy alacak... Akşener ve Karamollaoğlu oylarında bir bölümü Erdoğan'a kaçsa da, Demirtaş'ın alacağı oyların da eklenmesiyle, İnce Cumhurbaşkanı seçilebilecekti…

Bu olasılık CHP tabanı ile HDP tabanı başta olmak üzere, 'sag' ve 'sol' da konumlanmış partilerde yer almış, kamplaşmış geniş halk yığınlarının demokratik talepler etrafında buluşması için uygun bir ortam yarattı, seçim coşkusunu arttırdı.

İkinci bir varsayım ise, parlamentoda çoğunluğun 'Millet İttifakı' ve HDP oyları ile sağlanacağı ve Erdoğan'ın 2. turda kazanması halinde bile işlerinin hiç kolay olmayacağıydı.

Saray ona dar edilecekti…

Parlamento çoğunluğunu sağlamış olan partiler, tek kişi hakimiyetine/diktatörlüğüne giden sürece aman vermeyecekti, Türkiye yeniden parlamenter, 'demokratik' döneme, dönme sürecine girecekti…

Erdoğan'ın ilk turda seçileceği ise güçlü bir olasılık olarak gündemde değildi… Yüzde 95 oranındaki hakimiyetine rağmen, yandaş medya da bile bu ciddi bir olasılık olarak gündeme getirilmiyordu.

Ancak, seçim sandıklarının açılmaya başlandığı ilk akşamdan itibaren AA'nın manipülasyonuyla duyurulan oranlar, birkaç gün önce basında çıkan AA'nın simülasyonu gibiydi…  Televizyon kanallardaki tartışmalarda bir ihtiyat payı bırakılarak konuşuluyor, CHP ve HDP başta olmak üzere geniş bir kesim AA'ya itibar edilmemesinde, ıslak imzalı sonuçların beklenmesinde mutabakat içindeydi.

Ve gece yarısı, bir bölümü hepten borazan halindeki televizyon kanalı ve gazetenin, onların anlı şanlı sunucularının, yorumcularının bile şaşırdığı sonuçlarla karşı karşıya kalındı.

Erdoğan'ın da söylediği gibi, sosyolojinin ve diğer alanların hiç birinin 'yanıt bulamayacağı sonuçlarla Erdoğan'ın yüzde tablosu kıpırdamaz oluyordu.

Bu süre içinde bir tuhaflık yaşandığı her tarafta hissediliyordu… Ve Erdoğan daha sayım sürerken, seçim sonuçlanmadan, sandıklar sayılmadan çıkıp zaferini ilan etti… Devlet Bahçeli de onu ilk kutlayan oldu…

Oysa o saatlerde, CHP'nin kurmayları, il başkanları ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı İnce de dahil olmak üzere, sosyal medya üzerinden ve kameralar önüne geçerek medyadan sık sık AA'nın manipülasyon yaptığından söz ediliyor, onların servis ettiği ve hemen tüm televizyonların anında sunduğu sonuçlara itibar edilmemesi gerektiğini telkin ediyorlardı…

Sonra ne olduysa oldu, durum birden değişti…

İki ay zarfında sokakta kurulan güçlü demokratik muhalefet gücü yok sayılmış, bir kenara atılmıştı. Ankara, İzmir ve İstanbul'da milyonları alanlara çekenler görünmez olmuştu. Önde olması gerekenlerin önüne adeta bir kara perde çekilmişti… Kılıçdaroğlu sırra kadem basmıştı… O cevval İnce'yi ara ki bulasın…

50 bin avukatı yığacağı, yanlışları karşısında dünyayı dar edeceği YSK'da neler oldu, nelerle karşılaşıldı, kuşatılmış YSK ve sokaktaki şiddet ile ne mesaj verildi. Mahir Ünal'ın sokaklara çıkılması halinde sorumlu olacaklarını söylemesi ve diğer bilmediğimiz gelişmelerin altında neler vardı… Ne tür tehditler, şantajlar işletildi bilmiyoruz.

HDP binalarına saldırı startı verilmiş izlenimi yaratan gelişmelerin altında ne vardı, CHP merkezi nasıl susturulup, teslim alındı, bunları bilenler açıklamadı. Daha bir çok soru var… O saatlerde milyonlarca CHP seçmeni ve mücadeleci güçler de şaşkın bir öfke içindeydi.

Bu saatlerde olup bitenleri bilenlerin gerçekleri ne kadar gizleyeceklerini bakıp, göreceğiz. Ancak CHP bir kez daha demokratik özlemi içindeki milyonların mücadelesini, güvenini sarsmış oldu. İnce'nin sahneye çıkışıyla geride kalacağı sanısı yaratılan durum da boşa çıkarılmış oldu. Gezi'de, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasında, Referandum seçiminde, Adalet Yürüyüşü’nde ve daha bir çok gelişmede yaşadığımızın bir versiyonuydu seçim gecesi yaşanan…

Ne olduysa, oldu, o günlerdir gürleyen İnce, sustu/susturuldu, bir whatsapp atarak boyun eğip, köşesine çekildi…

Erdoğan da, CHP'nin tabloyu kabulüyle Balkon Konuşmasına karar verdi…

Ne dolaplar döndü, ne entrikalar çevrildi… Ne tür derin hesaplara girildi de gece o tabloya rıza gösterildi. Tepkiler üzerine ertesi gün kameraların karşısına çıkmak zorunda kalan İnce, 2 puanlık fark, “Arada 10 milyon fark var” noktasına nasıl geldi, bilmiyoruz…

Derslerle dolu bir süreç yaşandı… Demokratik birikim daha da arttı… İşçi ve emekçileri, halkaları bölen yargılar daha çok parçalandı. Bu genişlemiş demokratik muhalefetin birikimi yok edilemeyecektir. Artan öfkenin bir bölümünü de o gece ne yaptıklarına “akıl erdirilmeyen” öndekiler üzerine çekmiş oldular. Dahası, ortada koca bir seçim ve şaibeli sonuçları varken, CHP'nin iç kavgaya girmiş olması da başka hazin bir durum…

Derslerle dolu bir süreç ve öğrenmesini bilmek gerek…

Ancak, bu iktidarın, seçimin gücüyle birleştirilmiş güçlü demokratik bir halk hareketi olmaksızın gitmeyeceği varsayımını ta başından beri dile getirenlerin buna uygun bir tutum içinde olup olmadıklarına ilişkin hata ve zaaflarını da değerlendirmek kaydıyla ve sosyalistlerin birliği ve görünürlüğünü de sağlayacak yeni yollar açarak ilerlenebilir olduğu kesindir. Karamsarlığa yer yok…

Kazanımları unutmadan, daha da büyütmek için yürünecek zorlu bir mücadele dönemine girmiş olduğumuzu bilerek ilerleyeceğiz.