
Seçimler için hazırlık ve adayları belirleme sonuçlar üzerinde büyük etki yapar. Bu olgu dikkate alındığında BDP’de hazırlıkların ve adayları belirleme sürecinin sağlıklı, seri ve hedeflere ulaşma bağlamında çok iyi yürütülmediği görüldü. Bu açıdan yapılanların değerlendirilmesi, özeleştirel yaklaşılması ve gereken derslerin çıkarılması gerekiyor.
BDP’nin zorlukları az çok biliniyordu. Çok sayıda deneyimli ve iş yapacak kadro ve çalışanı hapishanelere alınmıştı. Bunun örgütlenme ve seçimleri etkileyeceği açıktı. Partinin ve ilgili olanların bunları dikkate alıp hızla seçimler için önlemler almaları ve iş yapacak tüm kesimleri kucaklamaları ve aktifleştirmeleri gerekiyordu. Çok sayıda eski çalışan ve yöneticilik yapmış insan bulunuyordu. Bunlara gidildiği ve yeterince harekete geçirildikleri söylenemez.
Adayları belirlemek için seçim komisyonları oluşturuldu. Bu komisyonların oluşumu ve çalışmaları, süreci sağlıklı yönetmelerinde de ciddi sorunlar yaşandı. Gelen eleştirilerin çoğu komisyonların sürece hakim olamadıkları, çevrelerini yeterince katmadıkları, gerektiği gibi görüş ve önerileri almadığı, dar ve kapalı kaldıkları, yer yer de yetkiye dayanarak çalıştıkları yönündeydi. Komisyonların sürecin hakkını verdiği ve parti örgütlerini, ilgili olan çevreleri kattıkları ve sağlıklı çalıştıkları söylenemez.
Devrimci bir sürecin içinden süzülüp gelmiş bir partide makam, mevki ve koltuk tutkusunun fazla olmaması gerekir. Ayrıca adaylar için gözetilmesi gereken kıstaslar ve ölçüler de az çok belirlenmişti. Bu ölçüler dikkate alınarak aday adayı olmak ve adayları buna göre seçmek gerekirdi. Ancak pratikte bunu işletmek hiç de kolay olmadı. Birçok yönüyle bu ölçüler yokmuş gibi başvurular yapıldı ve seçimde yerel dengelerden tutalım farklı kaygılar işin içine girdi. Bu da aday belirlemelerini sancılı hale getirdi. Belirlenen adaylara itirazları artırdı.
Adaylara sınırlama getirmek doğru olmaz ama küçük bir ilçe için de on, onbeş adayın çıkması herhalde fazla sağlıklı ve normal bir durum sayılmazdı. Aday olmak üyeler için yasal ve demokratik bir hak. Ancak bu hakkı kullanmak için birikim, uygunluk ve aranan ölçülerin olmasını gözetmek gerekirdi. Bunun yeterince gözetilmediği ve aday sayısının fazla olduğu görüldü. İlgi ve rağbetin olması iyi ama dediğimiz gibi ölçüleri de aşındırmamak ve adayların bunları dikkate almaları önemliydi.
Genel eleştiri “partide ve kurumlarda yönetici bulmakta zorlanıyoruz. Talep fazla yok. İş milletvekilliği ve belediye başkanlıklarına geldi mi adaylar haddinden fazla ortaya çıkıyorlar ve demokratik bir yarışın sınırları içinde de kalınmıyor” biçimindedir. Bu eleştiri ve gözlem tümüyle yanlış ve yabana atılacak türden değildir. Demokratik bir ulus ve yönetim inşa etmek ve onun işçisi, öncüsü olmaya çalışmak yerine iktidara yönelmek ve onun çekiciliğine kapılmak öne çıkıyor.
Yönetimler ve komisyonlar yeterli olmadı mı, ön seçimler, aday yoklamaları ve eğilim belirleme çalışmaları da sağlıklı yürümüyor ve yıpratıcı tartışmalara yol açıyor. Öyle oluyor ki yer yer tartışma ve söylentileri kontrol etmek imkanı kalmıyor. Kırılmalar, geri çekilmeler ve küsmeler de işin çabası oluyor. Bu daha çok adayların ve çalışanların yeterli eğitime ve birikime sahip olmamaları ve demokratik bir kültürün yerleşmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Aday belirlemeleri şöyle veya böyle sonuçlandı. Rahatsızlıklar ve tartışmalar yer yer gündeme gelse de artık bu tartışmaları geride bırakmak gerekiyor. Komisyon ve yönetimlerin bütün aday adayı arkadaşları toplayıp bölgelerinde değerlendirme yapmaları, eksikliklerini masaya yatırmaları ve birlikte parti saflarında kenetlenerek çalışmalara başlamaları gerekiyor. Malesef bazı yerlerde bir örgüt varlığı hissettirilmiyor. Aday adayları ortada bırakılıyor. Bazı aday adayları da seçilmedikleri için tepkilenip geri çekiliyor, kırılıyor, küsüyor. Bunlar örgütsel ve siyasal tepkiler ve davranışlar değildir. Hayat devam ediyor. Mücadelemiz de öyle. Direniş ve mücadele seçimlerle sınırlı değildir. Bu açıdan eksiklikler ve çarpıklıklar ne olursa olsun, doğru bir duruş ve katılım önemlidir. Uzun vadeli başarıyı ve ayakta kalmayı sağlayacak olan doğru bir duruş ve örgütsel katılımdır.
Siyasi ortam her yönüyle lehimize seyretmektedir. Ancak ortamın olumlu olması başarıyı ve zaferi getirip kucağımıza bırakmaz. Başarı için fırsatları kullanmayı bilmek gerekir. Bunu en iyi örneği Rojava’daki gelişmelerdir. Ortam eğer örgütlü bir müdahale ile değerlendirilmeseydi bugün demokratik yönetimler inşa edilemezdi. Ayni şey Türkiye’deki sürece müdahalemiz için de geçerlidir. Şeçim sürecine devrimci bir müdahale, doğru ittifaklar ve seferberlik ruhuyla çalışma, yönetimleri düzen partilerinin elinden almayı ve halkı etkin kılmayı getirecektir.