Türkiye ve Kuzey Kürdistan yeniden seçimlere gidiyor. Kadın-erkek eşitliğinde bu defa temsilde adalet sağlanacak mı? Zor görünüyor. 

Nedeni çok basit, adaletin önünde erkek egemen zihniyet ve sürekli erkeklerden beklentili olan kadınların ruh hali engel olarak duruyor. 

Türkiye, 12 Haziran 2011 seçimlerinde 550 sandalyeli parlamentoya 78 kadın vekil gönderebildi. Bu aslında toplumun ciddi bir ayıbı olarak karşımızda duruyor. Bu ayıp öncelikli olarak bugün parlamentoda bulunan AKP, CHP ve MHP’ye aittir. Bu partiler Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan kadınları her zamanki gibi yok sayarak, sadece göstermelik bir vitrin olarak sundu. BDP-HDP geleneği ise en çok kadın adaya yer veren siyasi parti. 

30 Mart 2014 tarihinde yapılan yerel seçimlerde tablo yine değişmedi. 

AKP, CHP ve MHP yine sınıfta kalırken, BDP ise eşbaşkanlık modeli uygulayarak temsilde adaleti sağlayan ilk parti oldu. BDP ismini değiştirerek DBP olarak siyasete devam ediyor. 

Belediye meclis üyeliklerinde ise kadınlar neredeyse tamamen yok sayılmış, buna DBP de dahil… 

Toplam belediye meclis üyesi sayısı: 31.790

Kadın belediye meclis üyesi sayısı: 1.340

Erkek belediye meclis üyesi sayısı: 30.450

Türkiye’de kadın-erkek eşitsizliğini anlamak için KADER’in Nisan 2014 tarihinde yayınladığı kadın-erkek eşitsizliği karnesine bakmak lazım. 

Parlamentodan belediye başkanlıklarına, valiliklerden rektörlüklere ve yargıya uzanan geniş bir ‘temsil’ yelpazesi esas alınarak hazırlanan karnede, Türkiye’nin notları zayıflarla dolu. 

Karnede parlamento, bakanlar kurulu, müsteşar, belediye başkanlığı, valilik, siyasi parti başkanlığı, işgücüne katılım, işveren ve meslek örgütleri başkanlığı, rektörlük gibi makamlarda kadın oranları yüzde onun altında kaldı. 

Karnede, Türkiye’nin başarısızlığı konusundaki kanaat şu sözlerle dile getiriliyor: 

"Öğrencimiz demokrasinin gereği olan eşit temsilin sağlanmasında başarısızdır. Uluslararası sıralamalarda Türkiye’nin hak ettiği yere gelmesinde gerekli adımları atmamıştır.”

Karnede ayrıca şu yoruma da yer veriliyor:

"Nüfusun yarısını kadınların oluşturduğu bir ülkede, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı erkek egemen yapıyı ‘örf, adet, gelenek’ maskesi ile meşrulaştırarak, kadın kimliğini ‘aile politikaları’ içinde eriten, şiddete kurban eden, kadının siyaset ve iş dünyasındaki yerini ‘destek hizmetleri’ olarak planlayan zihniyete karşı çıkıyoruz. Demokrasi ve eşit yurttaşlık ilkeleriyle bağdaşmaz bu zihniyetin toplumda bir ‘değer’ olarak karşılık bulmasına seyirci kaldıkça, yarın daha karanlık bir Türkiye’ye uyanıyor olacağız. Seçim ve atamayla gelinen tüm karar mekanizmalarında kadınların eşit temsili için yürüttüğümüz mücadelede en büyük gücümüz kendi kaderini belirlemeye kararlı kadınların sürece katılımı olacaktır.” 

Şüphesiz ayrımcılık sadece siyasette yok, belki kadınların en iyi oldukları yer siyaset. Bürokrasi, özel sektör, medya, kamu kurumlarındaki eşitsizlik hat safhada. Ülke yönetiminde kadınlar söz sahibi değil. Devlet de, sokak da, ev de kadını yok sayıyor. 

Bu elbette bir yazgı değil, değiştirilmesi zor ama mümkün. 

Sözün özü, önümüzdeki seçimlerde temsilde adaletin sağlanması için kadınların her zamankinden çok daha fazla çalışması lazım. İktidar ve popülizm hastalığından uzak durarak, el ele, omuz omuza örgütlenerek, tıpkı Kobanê’de direnen kadınların mücadele inancı ve ruhuyla daha ileriye taşıyarak olur.