X, W, Q harfleri üstündeki yasağın kalkmasını bağış gibi gösterdi. Halbuki dünyaca yuhalanan bu yasak, Kürtlerin mahkeme kapılarını su yolu yapmasıyla işleyemez hale gelmiş, yerle bir olmuştu.
Oysa Kürtlerin başkaldırısı yatırımlarla ilintili değildi. Yatırımlar da "ulusal mesele"nin bir parçasın ve "Milli Mutabakat Metni" denilen gizli Türk Anayasası ile yasak çemberindeydi. O nedenle Kürtlerin yalana karnı tok, kimsenin beklentisi de yoktu.
Nitekim, Kürt siyasi hareketi Erdoğan’ın bu tuzağına düşüp, kalkınma masalına dayalı kampanya yürütmedi.
Ahmet Türk, 1987 yılında cezaevinden çıktığında, kapıda bekleyen gazetecilere, Kürtlerin vazgeçilmez ana talebini "Kürtler ne yol, ne elektrik, ne de su, özgürlüklerini istiyorlar" cümlesiyle özetlemişti.
Çünkü Kürtler, öz yurtlarında gasp edilmiş kimlikleri, namluların çemberine alınmış özgürlükleriyle, sömürge insanı statüsünde bile değildi.
Bu yüzden, dünyada eşi, örneğine az rastlanan bir fedakarlıkla, zulme başkaldıranlara arka çıkmış, mücadelenin öteki ayağı, Türk yasalarına uygunlukla ortaya çıkan siyasi harekete destek vermişlerdi.
Siyasi hareket büyüye, yayıla son seçimde üç milyona yakın oy tabanına oturdu. Her oyu, geriden gelen dört çocukla çarparsanız, 12 milyonluk insan kitlesi demektir, bu. Bu, muazzam bir isyancı güç, aynı zamanda özgürlüğü bütün çıkarların önünde tutmaktır.
Erdoğan, bu paha biçilmez özlemden habersiz olduğu için, dağıtılmaya hazır para torbaları, erzak tırları nafileye çıktı. Satın alınmış vicdanlarla seçim kazanamadılar, Kürdistan’da.
Kürt hareketinden kimse, köşe başında, oya karşılık dolar dağıtmıyordu. Vicdanını satışa çıkarmış olanların kapısında mercimek, nohut, makarna, bulgur, pirinç yüklü tırlar da yük boşaltmıyordu. Kol başları, oy baronları ihale kapma yarışına çıkmıyor, TOKİ’den ev sahibi olma uğruna birbirini ezmiyordu.
Hareketin tek söylemi onur mücadelesinin takipçisi olacağına dairdi. Kendi halkını da soyup, evlerinde dolar istifleyen hırsızlar, gaspçıların anlayacağı şey değil, ama Kürt halkı özlemlerinin takipçisi diye BDP’nin peşinden gidiyor, seçim sandığında destek veriyordu.
Yine de, Mehmet Altan’ın deyimiyle, "Türkiyelileşmeyenler" bu mucizeyi Kürtlere havale ediyordu. Erdoğan’ın "süreç var, sürece gelin" nakaratı üzerine, Kürtlerin "Türkiyelileşme" macerası, AKP’lilerin taşlı, sopalı saldırıları altında eziliyor, parti (HDP) tabelası, Fathiye'de devlet töneniyle indiriliyordu.
Oysa TC, hala devlet bile değildi. Devlet, hukukla vardı. Halklar zulüm çemberiyle değil, haklarını teslim eden hukukla, gönüllülükle bir arada oluyordu. TC’de ise Kürtleri, kendileri için bile hukuk çırayla aranıyordu. Mahkemelerin suç üstünde görülmüş hırsızı, soyguncuyu yakalama kararları, arkadan gelen emirle havada kalıyor, hırsızı kovalayan ceza alıyordu.
Kürdistan’da ise hukukun "H"sine rastlayan varsa beri gelsin!..
Roboskî katilleri dokunulmaz, katledilenler suçluydu. Silopi'de köyleri uçaklarla bombalayarak katliam yapanlar, bu süreçte AKP iktidarı tarafından aklanıyor, faili meçhul dedikleri aleni katliamların tetikçilerini isim isim açıklayan polis Oğuz Yorulmaz, yine AKP iktidarınca "suçlu" olarak hapse atılıyor, çocuk katilleri serbest kalıyordu.
Bu güne kadar, "seçim var" diye diye çözüm umutlarını rüzgarın savurmasına terk edilen un gibi urgana serdiler. Seçimlerden biri bitti. Türk medyasına göre, şimdi de Kürtlerle, "beni Cumhurbaşkanı yapın, ben de size barış vereyim" pazarlığında.
İyi de kimi kandıracaklar?
Son seçimleri de kendilerine benzettiler. Tehdit niteliğinde namlular, belde sarkan silahlarıyla polis, geride iktidarın militanı kesilen sivil yönetcileri ve yakılmış oy külleri, kağıt üzerinde değiştirilmiş rakamlarla sömürge toprakları manzarasını bir kere daha gözümüze soktular.
Uyguladıkları olağanüstü hal manzaralarıyla, Kürtleri bir kere daha yeni baştan kopardılar. Ayrı yöne bakan "iki kesim" arasındaki yarılmayı, iyice derinleştirdiler. Ağrı’yı, Ahlatı, Ceylanpınar’ı kim unutacak?
Karşıda, ses mesafesindeki Rojava’ya bakan Serêkaniyê’de (Ceylanpınar) işgal altında bir seçim yapıldı. Sonra, El Kaide komutanıyla fotoğraf çektiren AKP adayının galibiyeti ilan edildi.
Ağrı, Kürtlerin kuzeye yayılmasının kapısını kapatmaksa, Ceylanpınar Rojava Kürtlerine saldırının üssüydü. Osman Baydemir’in deyimiyle kendi halkının parasını çalanlar, oy da çaldılar. El Kaide’nin adamını seçim kazanan yaptılar.
Bu nasıl barış ve kardeşlik süreci?
Karşısındakini kandırılmaya teşne gören sömürgeci kafası iyi de, haberleri yok, Kürtler yanıla yanıla yanılmamayı çoktan öğrendiler.
Hele hele içeride, seçim hileri, zorbalıklar sürerken, bir yandan da "kardeş gel seni öpeyim" yaltaklanması yetmiyormuş gibi, Rojava Kürtlerine karşı El Kaide kollarına yardım, hangi derde, yaraya çözüm?
Seçimler ve sömürge Kürdistan
TC hukukunun da tartışmasız tek muktediri Erdoğan, seçim kampanyası boyunca, sanki Kürt ayaklanmasının sebebi yatırımlarmış gibi, savaş yolları ve tesislerine harcanan parayı Kürdistan'a yatırım gibi gösterip, halkın zihnini bulandırmaya, Kürt hareketini bu tartışma ile meşgul etmeye çalıştı.