Yarın yerel yönetim seçimleri yapılacak. En başta Erdoğan ve Bahçeli bu seçimleri bir genel seçim haline getirdi. Beka meselesi, bölücüler, teröristler, hainler diyerek adeta Çanakkale müdafaası başlattılar. Ezan, Kuran, bayrak, başörtüsü, idam cezası, şurayı işgal ederiz, burayı ezeriz yetmedi, Ayasofya’yı cami yapma vaadi bile tazeleniyor. Toplumu kışkırtmak için gericiliğin bütün silahlarını cepheye sürdüler. Farklılıkları kışkırtarak, gerilimi yükselterek, “Biz gidersek memleket batar” korkusu vererek iktidarda kalabileceklerini zannettiler. Bir beka meselesi varsa durum kötüdür ama böyle bir şey yok iken devlet başkanı, iktidar partisi elbirliğiyle böyle bir yalan söylüyorsa bu daha da kötüdür. Daha seçim dönemine girerken Erdoğan HDP’lileri tehdit ederek gene seçilirlerse gene görevden alırız diyerek halkı korkutmaya çalıştı.

Sanki seçimlere PKK ve APO giriyormuş gibi bütün saldırılarını onlara yönelttiler. Muhalefet partilerini ve hatta kendi içlerindeki farklı eğilimleri bile PKK işbirlikçiliğiyle suçladılar.

Ama kullandıkları bütün silahları geri tepmiş gibi görünüyor. Seçimlere çeyrek kala Erdoğan bunu görmüş olmalı ki “Bu bir yerel seçimdir. Sonuç ne olursa olsun, cumhurbaşkanı değişmeyecek, hükümet ve meclis değişmeyecek” demeye başladı. Oysa özellikle büyük belediyeleri kaybeden bir iktidar partisi asla iktidarda kalamaz. Erdoğan’ın da seçimlerden sonra kalacağının hiçbir garantisi yok. Bu sözleri de mezarlıktan geçerken korkudan ıslık çalmaya benziyor.

AKP-MHP cephesinin üreticiyi ve işçiyi ezen politikaları memlekette patates-soğan kıtlığı yarattı. Dışa bağımlı-ithal maddelerin kıtlığı olmuştu ama bir tarım ülkesi olan Türkiye’de ilk defa patates-soğan-hıyar kıtlığı ortaya çıktı. Bu durum “Ananı da al git laan” politikasının doğal sonucuydu. Ama Erdoğan-Bahçeli cephesi bunu bile dış güçlere, bölücülere, hainlere bağlayıp işin içinden kurtulmaya çalışıyor.

Serbest piyasa diyerek, özelleştirme diye memleketin bütün birikimini satıp savarak gününü gün edip iktidarda kalmaya çalışan Erdoğan-Bahçeli çetesi için sayılı günler bitmiş gibi görünüyor. Serbest piyasa şampiyonluğundan patates-soğan-hıyar ticaretini bile Ankara’dan merkezi planlamayla satmaya kalkışan tanzim satış genel müdürüne dönüştüler.

Ekonomik, siyasi, sosyal bütün veriler AKP-MHP çetesi için denizin bittiğini gösteriyor. Hiçbir güç denizi kumda debelenen bu çetenin ayağına götüremeyecektir.

Türkiye’de ilk çok partili seçim olan 1946 seçimlerinde aslında CHP’ye karşı DP kazanmıştı. Ama “Açık oy-gizli sayım” yapan CHP’nin milli şef ve tek parti diktası seçim sonuçlarını keyfine göre değiştirip kazandığını ilan etti. Ne var ki bu dikta ayakta kalamadı ve 1950 seçimlerinde CHP iktidarı yerle bir oldu.

7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin tek adam-tek parti diktasına halk hayır dedi. Ancak MHP ve tüm Ergenekon çeteleriyle birleşen Erdoğan o günden beri bu seçimleri geçersiz saymak için her yola başvurdu. Bu yollar hukuk dışı zorbalıklara dayanıyordu. Nice katliam, operasyon bu amaçla yapıldı. Zindanlar muhalif siyasetçi, gazeteci, aydın ve sanatçılarla dolu. Halkın seçtiği vekiller, belediye eşbaşkanları zindanlarda. Belediyelerde halkın seçtikleri değil kayyımlar yönetici olmuş.

1946’da CHP tek parti diktası halkın oy vermesini engelleyemeyince gizli sayımla onları yok sayıyordu. AKP-MHP diktası ise baskıyla engellemeye, olmazsa zindana atarak tasfiye yöntemine başvuruyor.

Biliyoruz ki aynı suda iki defa yıkanılmaz ve tarih tekerrür etmez. Ancak gelişmelere bakarsak 31 Mart yerel seçimleri de halkın 2015 seçimlerinde ortaya koyduğu ama Erdoğan-AKP diktası tarafından gasp edilen iradesine sahip çıkacaktır.

Bu da bütün ezilenlere, muhaliflere bir nefes aldırabilir.

Bu kadar kavga gürültü içinde şu açık ki Leyla Güven’in başlattığı ve yaygınlaşarak süren açlık grevi direnişleri, Newroz ve 31 Mart 2019 seçimleriyle Türkiye yeni bir döneme girmektedir. Türkiye farklılıkları çatıştırarak ayakta kalmaya çalışan Erdoğan-Bahçeli çetesinin iktidarı yerine bütün farklılıkların eşit-özgür ve barış içinde yaşayabileceği bir yeni yaşamı er geç kurmak zorundadır. Erdoğan ne yaparsa yapsın halkın yükselen mücadelesini bastıramayacak ve bu mücadele karşısında ayakta kalamayacaktır.